Yeni anayasa için illa Öcalan illa müzakere

Geçen hafta sonu İstanbul’da BDP’nin düzenlediği toplantıda,  "yeni” anayasa yazım komisyonunda görev almış olan BDP’li yöneticiler ve vekiller sürece dair ayrıntılı ve renkli bir bilgilendirme yaptılar.
Ve ne yazık ki, bazı noktalarına kısaca değineceğim bu açıklamalardan anlaşılan şeyler hiç de iç açıcı değil. Şaşırtmasa da görünen o ki; eskisini ortadan kaldıracak bir yeni anayasa yapılması konusunda BDP dışında istekli yok. Ve onca zamandır bir arpa boyu yol alınamamış.
Yani kısaca; anayasal çözüm bekleyen temel sorun alanlarının hiç birisinde uzlaşma sağlanamıyor. Üstelik "yeni” anayasanın abartılmaması gerektiği, yani temel sorunlara ilişkin çözücü bir bağıt olmayacağına ilişkin bir yaklaşım hakim. Yani yeni bir şey beklemeyin diyorlar. Anayasanın kısa olması ve ayrıntı içermemesi de yine hakim görüşler arasında. Yani kadın, Kürt, Alevi, çocuk, işçi, engelli, eşcinsel gibi belirtici ifadeler yerine, toptancı bir bakış açısı ile, "herkes- hiç kimse” formülü çerçevesinde genellemeci ve farklı kimlikleri yok sayan eski statükocu anlayışın savunusu yapılıyor. Doğal sonucu olarak eşitlik ve ayrımcılık maddelerinde de hiçbir uzlaşma sağlanamamış.
Anlatılan daha pek çok ayrıntı var elbet. BDP’nin önerisi ile tartışılan ev içi emek, güvencesiz çalıştırma yasağı, herkese genel grev ve toplu iş sözleşmesi, asgari ücretten vergi alınmaması gibi konular oldukça önemli. Ama anayasal vatandaşlık, eğitim, anadil, barış hakkı, hakikate erişim hakkı konuları gündeme bile alınmamış.
Bırakın hak ve özgürlüklerin özüne ilişkin tartışmaları ve getirilen muğlak sınırlamaları, bazı kavramların varlığına bile tahammül yok. Örneğin; "özgürlük” kelimesi "hürriyet” olarak kayda geçiriliyor, "ekoloji” yabancı ve ideolojik bir sözcük itirazı ile kayda "sağlıklı çevre” olarak ve "onur” sözcüğü daha çok solcular tarafından kullanılıyor itirazı ile kayıtlara haysiyet ve şeref olarak yazılmaya çalışılıyor. Cinsel yönelim ya da eşcinsel sözcüklerinin metinde yer bulması ise hayalin de ötesinde.
Peki ne olacak?
Buradan bu koşullarda yeni bir anayasa çıkmayacak olması, ne yeni bir anayasa ihtiyacını ne de bu konuda mücadele etmek gereğini ortadan kaldırmıyor elbet.
Ancak talep, ırkçı militarist statükoyu halkın, hak ve özgürlüklerin lehine ortadan kaldıran bir barış anayasası ise; bu da başlangıç olarak, devletin savaş iradesi yerine barış iradesini koymasını, Öcalan, PKK ve devlet arasındaki görüşme ve müzakerelerin resmi olarak start alıp sağlıklı bir rotaya oturması ile tarafların akan kanı durdurmalarını gerekli kılıyor.
Çünkü; devletin ırkçı ve ayrımcı politika ve uygulamaları hayatın her alanında ve tüm farklı kimliklere yönelmiş olsa da, Kürtleri imha etmeyi ya da boyun eğdirmeyi hesaplayan savaşın yaşamın tüm alanlarına sirayet ettiği açık bir gerçek. Ve çözülmenin ve çözümün merkezinde Kürt sorunu ve savaş var. Irkçı militarist devlet yapısının bu gün Kürt meselesinden başlayarak çözüleceği ve temel sorunlara, eşitlik, hak ve özgürlük taleplerine çözümün buradan start alacağı, aynı gerçeğin başka bir yönü. Bu nedenle, yeni anayasa için mücadelenin en önemli ilk adımında da; devletin savaşı, akan kanı durdurması talebi toplumun ortak talebi haline getirilebilmeli.
Yoksa, ne anayasa yazımında BDP’nin ortaya koyduğu yüksek performans bu hali ile yazım komisyonu üyelerine beyin jimnastiği olmanın ötesine geçebilir, ne de iktidarın başı Tayyip Erdoğan’ın sıkıştıkça değişen söylemleri ve çözümden yana ettiği samimiyetten uzak sözler, yeni bir şey üretebilir. Bu gidişat sadece, halkı boş hayallerle oyalamaya ve canından bezdirmeye devam eder.

Yazarın diğer yazıları