Yeni bir gün…

Ev roj, rojeke nû ye. Ev roj, destpêkirina rojeke din e. Xemê nexwe xelk û welatê min wê bibe delal. Rojbaş Kurdistan!..

Aynen böyle. Kürdistan yeni bir gün ve yep yeni bir devir ile dönemin başlangıcı. Ama her şey geçmişin devamı…

Ama her şey bir kaç yıl önce başladı. Suriye’yi istila eden İslamofaşist IŞİD (DAİŞ) çeteler, Kürtlerin yurdu Rojava’ya da saldırdılar. Ancak Kürtler pısmadılar. Telim olmadılar. Silahlanıp karşı koydular. Bir süre sonra, Amerika Birleşik Devletleri liderliğindeki Batı ittifakı yardımlarına geldi.

Bu yardım, Kürtlere iyilik jesti değildi. Kendilerine yardım ediyorlardı. Çünkü İslamo Faşist çeteler, Hıristiyan dünyaya savaş açmıştı. Bölgedeki varlıkları, hedefti. Ayrıca, Türk devletini köprü yapıp Avrupa’ya geçiyor, bombalar patlatıp katliamlar yapıyorlardı.

Bu nedenle, Kürtlere yardım, kendi güvenlikleri içindi. onlardan aldıkları askeri yardımla, ortak düşmanı yendi. Başkentlerini ele geçirip varlıklarını darmadağın etti.

Ama, NATO ortaklığı ile Batı’nın müttefiği olan müttefiki Türkler, IŞİD’in yok olmasından hoşnut değil, Kürtlere öfkeliydiler. Çünkü, Kürtler onların değişmez, düşmanlarıydı. IŞİD’in koruyucusu Recep Erdoğan, ta 2004 yılında, bir demecinde “Kürtler, Arjantin’de de devlet olsalar, yıkmaya gideriz“ diyerek dinmeyen Kürt düşmanlığını dile getirmişti. O günden beri, Türk devletinin yaşamasını, Kürtlerin yok olmasında arıyor, bunu her vesile ile dile getiriyor, IŞİD‘i de Kürtlerin Suriye kolunu “yok edici unsur“ olarak besliyor, silahlandırıyordu.

Türklerin, Batı uygarlığını hedef alan IŞİD’le ilişkiler ağı da gizli, saklı değildi. Gözler önündeydi, her şey. Batı medyası, her gün bu konuyu işleyen sayfalar dolusu haberler yayımlıyor, ticari ve askeri işbirliğine dair belgeler sergiliyordu. Ama Batılı hükümetler, NATO  ilişkiler ile silah satışı ağırlıklı ticari çıkarları bozulmasın diye kör bakıyor, gözlerine sokulan gerçekleri de asla dillendirmiyorlardı.

Ancak, IŞİD’in yenilgisi Türklerin umutlarını, yıkmıştı. Kürtler, Suriye’de göz göre göre varlık oluyordu. Ama IŞİD darmaduman olunca, meydan boş kalmış, onları kırıp yok edecek, dağıtacak bir güç kalmamış, çaresizlikten iş başa düşmüştü.

Ve IŞİD’in de baş komutanı olan Gürcüzade Recep Tayyip, bütün hunharlığı ve dehşet saçan sözleriyle meydanlardaydı. Bir şarkının sözü olan “bir gece ansızın gelebiliriz“ cümlesini ağzında pelesenk ederek Kürtleri tehdit ediyordu.

Onun ağzıyla Kürt yoktu. Yer yüzündeki bütün Kürtler teröristti. Rojava Kürtleri de acil hedefti.

Türk ırkçısı Gürcü Recep, Kürtleri tehdit edip soykırım için hazırlıklar yapıyor, ama Kürt müttefikleri Batı kördü, lal ve kulaklarına kurşun dökülmüş sağırdı. Recep, bu körlük ve lal duruştan güç alırcasına, IŞİD’in rövanşına çıkıyor, öcünü alma gösterileri düzenliyordu.

Amerika, bir süre “izin vermeyiz“ diye geveledi. Hatta, bir kaçık, ilk sözü ardından geleni tutmayan bir dengesiz olan Başkan Trump bir ara, “Kürtleri kırmaya çıkarsanız, sizi mahvederim“ cümlesini de kurdu. Ardından, derin bir sessizliği büründü.

Derken, bir gece ansızın, aradan çekildiğini açıkladı. Bir saat öncesine kadar müttefik olan Amerika, tarihte eşine rastlanmadık bir ihanet örneği ile cepheden kaçmış, Kürtleri yalnız bırakmıştı. Kürtlere güvence vererek, savunma mevzilerini yok ettirmiş, beri yandan, Türklere istihbari bilgiler vermiş, üstüne ek olarak “buyur geç“ diyerek hava sahasını da savaş uçaklarına açmıştı.

Bu iğrenç bir tutum, görülmemiş nitelikte kirli, zifiri karanlık bir ihanet, dahası yarası asla kapanmaz bir onursuzluktu. Ama olan olmuştu. Trump’ın 100 milyar dolarlık ticaret hacmi karşılığında bağışladığı izinle IŞİD tugayları önde, Türk ordusu ardında taarruz geçtiler.

Kürtler, Türklerin havadan ve yerden füze saldırıları karşısında tek başına direnirken Amerika ve Batılı dünya, somut yardım konusunda sadece seyirciydi. Bazıları Türkleri kınıyordu, ama bu katilleri engellemiyordu.

Kürtler, zorunlu olarak arayışa geçtiler. Hava gücüne sahip Suriye devletiyle anlaştılar. Suriye ordusu sınırdan içeriye girmeye başladı.

“Yeni bir gün“ dediğim olay, bu. Ama Suriye’nin öteki egemeni Rusya. Rus lideri Putin ise Recep Tayyip’le ekonomik ve askeri alanlarda “sıkı dost“ geçiniyor. Onun için, gidişatın sağlığı hakkında, şimdiden kesin bir görüş veya yargı sergilemek güç.

Ama ne olursa olsun, Suriye Ordusu cephede. Ne olursa olsun; soykırımcılar, vahşi katillerin ayak seslerinden iyi. Seyrediyorsunuz IŞİD ve IŞİD’leşmiş Türkleri. Hak bilmiyor, savaş hukukunu tanımıyorlar. Şehirleri, köyler, evrenin dokunulmazları olan sağlık elemanlarını, gazetecileri katediyorlar. Bebekler, kendi kanları içinde yatıyorlar.

Britanya yayın grubu BBC’nin yayınladığı enstantaneleri gördünüz, tüm dünyalılarla birlikte seyrettiniz. Yolunu kestikleri Kürt lider Hevrîn Xelef, yerde yaralı yatarken, üniformalı üç Türk “Allahu ekber“ diye diye yaylım ateşine tutuyordu.

Dini de, lağım akan ağızlarında kirlettiler. IŞİD’çiler, dün de Allahu ekber naralarıyla insan kesiyor, katliam yapıyor, insanları diri diri yakıyor, kadınlar, çocuklara tecavüz ediyorlardı. O IŞİD’liler, bugün üniformalı olarak, Recep Erdoğan’ın komutası altında Kürtlere saldırıyorlar.

Artık her şey aslına uygun: Kürt avına çıkan Türk, IŞİD; IŞİD de Türk’tür.

Yazarın diğer yazıları