Yeni bir Johnson mektubu mu?

1964 yılında, dönemin ABD Başkanı Lyndon Johnson’un, Başbakan İsmet İnönü’ye yazdığı mektup, Türkiye-ABD ilişkilerinde derin bir “travmaya” yol açar. Konu Kıbrıs. ABD, Türkiye’nin Kıbrıs’a olası bir müdahaleyi önlemek için sert, sert olduğu kadar müttefik ilişkileri ve diplomasi “teamüllerine” aykırı mektubunda Türkiye’yi “ambargo” ve NATO’dan izole” etmekle tehdit eder. İnönü’nün bilinen “Yeni bir dünya kurulur, Türkiye’de orada yerini alır” sözü “milli duyguları” okşasa da bu kriz ABD ve batıyla bir kopuşa sürüklemez Türkiye’yi. İnönü’nün cevabi mektubunda “işaret” ettiği SSCB yakınlaşması gerçekleşmez. Ancak Türkiye-ABD ilişkilerinde derin bir sarsıntı yaşanır. Türkiye’nin 1974 Kıbrıs müdahalesi ile “Johnson Mektubu’nda” dile getirilen ambargo ve yaptırımlar devreye girer ve uzun süre ABD-Türkiye ilişkileri “kriz” ortamında devam eder. 12 Eylül darbesi, ABD-Türkiye ilişkilerinde yeni bir “rota” çizilmesini sağlar ancak, Türkiye için ağır “bedellerin” ödenmesi ile ancak ilişkiler “düzelme” yoluna girer.

ABD Savunma Bakan Vekili Patrick Shanahan’ın, Türkiye Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’a gönderdiği 6 Haziran tarihli mektup, ABD-Türkiye ilişkilerindeki “kriz” halini gözler önüne sermesi açısından daha çok tartışılacaktır. Somut “yaptırımların” devreye alındığını ilan eden ABD, devamının da geleceğini “kararlı” bir şekilde ortaya koyuyor. Dil ve üslup açısından, “Johnson Mektubundan” farklı olarak daha diplomatik bir “dil” ile kaleme alınan “Shanahan Mektubu”, içerik olarak daha “sert” ve “somut” bir ABD tutumu ortaya koyuyor.

Mektubun girişinde, “..ABD, ABD-Türkiye diyaloguna ve stratejik ortaklığına büyük değer vermektedir.” denilmekle, Türkiye için hala “kapının açık” olduğu mesajını veren Shanahan, daha sonra “olacakları” adeta bir yol haritası gibi, tek tek sıralayarak, Türkiye’nin S-400 “inadı” sürerse, karşılaşacakları “yaptırımları” açıkça sıralıyor.

“Shanahan Mektubu”, Türkiye Rusya’dan S-400 tedarik ederse, F-35 programından çıkarılacağını ilan ediyor. Türkiye, ABD’nin Lockheed Martin firmasının geliştirdiği ve 9 ülkenin katılımı ile üretilen, yeni nesil F-35 uçaklarının üreticilerinden biri. Türkiye bu uçakların kimi parçalarının üretici ülkesi ve bu işin yaklaşık ekonomik büyüklüğü 12 milyar dolar olarak ifade ediliyor. Ayrıca Türkiye, toplamda 100 uçak siparişi vermiş ve bu uçaklardan 4’ünü “teslim” almış durumda. Fakat mektup son derece açık: “…Türkiye S-400 teslimatını kabul ettiği takdirde F-35 almayacaktır. S-400 tutumunuzu değiştirme seçeneğiniz halen bulunmaktadır.” Türkiye’den giden pilot ve teknik heyet, bu uçakların “eğitim” çalışmalarını sürdürüyorlar. Ancak bu “eğitim” programı da sonlandırılıyor. ABD, Türkiye’nin F-35 programından “çıkarılması” ile, Türkiye’nin İcra Kurulu toplantılarına katılamayacağını bildirirken, F-35 “program yönetişim belgelerinin güncellenmesi” işinin de “Türkiye dışında ilerleyecektir” diyerek başka bir “somut” adımla tavrını ortaya koyuyor.

“Shanahan Mektubu” F-35 programı ve eğitim programının sonlandırması ile bitmiyor. Mektup ABD’nin yeni yaptırımları devreye almak için ciddi bir “Planın da” olduğunun ipuçları veriyor. CAATSA (Amerika’nın Hasımlarına Yaptırımlarla Karşı Koyma Yasası) yaptırımlarının devreye girmesi için ABD Kongresi’nin hazırlıkları tamam! ABD Kongresinde hem Cumhuriyetçilerin ve hem de Demokratların “güçlü bir iradeye” sahip oldukları vurgulanan mektupta, “ekonomik” yaptırımların da “yolda” olduğu mesajı veriliyor.

Türkiye’nin, S-400 alımının “F-35 gibi platformların güvenliğini tehdit edeceği” vurgulanan mektupta “ABD ve NATO bünyesindeki işbirliğini geliştirme ve koruma imkânlarını aksatacağı” açıklıkla dile getirilmiş. “…Türkiye’nin Rusya’ya stratejik ve ekonomik aşırı-bağımlılığına…” dikkat çekilen mektup, “… Cevabınızı ve yol haritamızı belirledikçe görüşmelerimizin devamını beklerim.” Cümlesi ile bitiyor.

Bir NATO üyesi olarak Türkiye, S-400 alımı nedeni ile ABD ve Rusya arasında gerilen ipte “oyunu” daha ne kadar sürdürebilir?

ABD’den gelen “Shanahan Mektubu’na” henüz resmi bir yanıt vermeyen Türkiye’nin, bu krizden nasıl çıkacağı ise meçhul. Bu yaklaşımları ile “açmazda” olduğu aşikâr olan Türkiye’nin muktedirleri, çıkış yolu arıyor. Çıkmaz yola ülkeyi sürükleyen muktedirlerin “çözüm” gücü olamayacakları biliniyor.

Yazarın diğer yazıları