‘Yeni format’ ve paket

Öcalan 15 Eylül günü BDP Heyeti ile yaptığı görüşmede sürecin “yeni formatla yoluna devam etmesi” gerektiğinin altını çizdi.

Öcalan 2012 baharından bugüne kadar İmralı’da hükümet, devlet ve BDP yetkilileri ile bir dizi görüşme yaptı. Gelinen aşamada artık bu görüşmeler yetmiyor.
Öcalan’ın baş aktör olarak olanaklarının, araçlarının arttırılması ve yetkinleştirilmesi gerektiğine işaret ediyor. Bu yeni bir dönemin işaretidir.
Gelinen aşamaya nasıl gelindi?  
Öcalan 2013 Newroz günü tarihi çağrısını yaptı. Barış süreci Öcalan’ın çağrısı ile resmileşmiş oldu. PKK önce elindeki esir askerleri serbest bıraktı. Ardından sınır dışına çekileceğini açıkladı. Hükümet resmen Öcalan’ı muhattap aldığını kabul etti ve çağrısına sahip çıktı. PKK barışın önündeki psikolojik ortamı ve güvensizliği kaldırmak için silahlı güçlerinin önemli bölümünü sınır dışına çıkardı. Çatışmasızlık ortamına harfiyen uydu. Öcalan’ın önerisi ve istemi ile Akil İnsanlar heyetleri oluşturdu ve Türkiye’nin her yerinde çalışmalar yaptılar, raporlar hazırladılar.
Sıra hükümetin yasal anayasal düzenlemeler yapması gerekiyordu.
Herkeste hem yol haritasını hem de demokratikleşme paketini meclis kapanmadan temmuzda açıklanması beklentisi vardı. Araya Ramazan, bayram girdi böyle olunca beklenti ağustosa kaldı. Hükümet hem işi savsaklamış oldu hem de bildik oyalama taktiğini izledi. Kürt hareketinden gelen “1 Eylül’e kadar” uyarıları dikkate alınmayınca KCK yönetimi geri çekilmeyi durdurduğunu açıkladı.
Tablo ve şartlar değişmiştir. İlki Rojava gerçeği ve Suriye: 2012 sonbaharında hükümetin MİT müsteşarı Hakan Fidan’ı İmralı’ya göndermeyi sağlayan ana etken Rojava’da oluşan durumdu. Türk dış politikası Suriye’de iflas etmiş durumdaydı. Hükümet bir çıkış yolu olarak İmralı’nın yolunu tuttu. Amaç PYD’yi muhalefet cephesinin içine çekerek Esad İktidarı’nı zayıflatmaktı. İkincisi Rojava’daki gelişmelerin Türkiye’ye yansıması kuşkusuz sonuçları bakımından farklı olacaktı. Sorunun demokratik, barışçıl çözümü sağlanmadığında gerilla savaşının bir halk savaşına dönüşme emareleri çok fazlaydı.
Üçüncüsü, bütün dünyanın terör listesinde gördüğü El Kaide ve Radikal İslamcılar’ı Türkiye beslerken, bunlara karşı savaşan örgüt ise PYD idi. Bunun Kürt hareketinin uluslararası meşruiyeti bakımından önemi uzun vadede daha açık ortaya çıkacaktır.
Erdoğan hükümetinin yanlış hamleleri onu bölgesel ve uluslararası alanda yalnızlaştırmış durumda.
Bunu aşmanın tek yolu bu sürecin kalıcı barış ile neticelenmesidir.
Hem bölgesel güç olması hem de uluslararası alanda meşruiyetinin güçlenmesi PKK’yi ve elbette Öcalan’ı daha güçlü kılıyor.
Hükümetin Mart 2014 seçimlerine kadar bir oyalama içinde olduğu anlaşılıyor. PKK yönetimi bunun farkında. Ateşkes sürüyor ama paketten önemli açılımlar çıkmazsa PKK yönetimi bunu gözden geçirecektir.
Bu Erdoğan Hükümeti’ni kaygılandırıyor. İç çatışmanın olduğu bir Türkiye’de Erdoğan’ın güçlü iktidar olmasının şansı neredeyse yok gibi.
Aksi halde 2014 Mart yerel seçimlerine hükümet çatışmalı bir ortamda girmiş olacak ki bu da hiç istediği bir durum değil.
Ha bugün ha yarın derken Başbakan demokratikleşme paketi için Eylül sonunu işaret etti.
Seçim barajını demokratik katılım bakımından düzenlemeyen ve anadilde eğitime olanak vermeyecek hiçbir paket ilerleme sağlamaz. Demokratikleşme paketinden daha da önemli olan müzakere şartlarının iyileştirilmesi. BDP Eşbaşkanı Demirtaş’tan dinleyelim: “Öcalan hükümetin işi uzatmak istediğini, kalıcı barışın sağlanamayacağını düşünüyor. Kendisinin yapacağı bir iş kalmayacağını söylüyor.”
Hükümet bundan nasıl bir çıkış yolu bulacak hep birlikte göreceğiz.

Yazarın diğer yazıları