Yeni gelişmeler ve Aleviler

Cihan EREN

Bir kaç gün önce Aleviler ve diğer demokrasi güçlerinden temsilciler, Maraş katliamında yaşamını yitirenleri andı. Alevi tarihinin Türkiye Cumhuriyeti döneminde Maraş gibi anılan birçok katliam vardır. Bu gerçeklik Alevilerin en çok da laik Kemalist cumhuriyet sürecinde katliamlara maruz kaldığını gösterir. Erdoğan-Bahçeli iktidarındaysa Aleviler cumhuriyet tarihinin en tehlikeli günlerini yaşıyorlar.

Aleviler cumhuriyet tarihi boyunca yaşadıkları tehlikeleri en çok DAİŞ AKP işbirliğinin ayyuka çıktığı 2012 sonrası süreçte derinden hisseti denebilir. DAİŞ ile amaçlananlar, bu çetenin sınırsız şiddet kullanması, olası bir saldırıda Alevilerin büyük bir fiziki katliam ve yurtlarından göçertilme tehlikesini gündeme getirmişti. Kürtlerin Rojava’daki direnişi DAİŞ çetesini Kobanê kapılarında durdurup adım adım yenilgiye uğratınca, Alevileri kitlesel olarak hedefleme olasılığı yüzde yüz olan bu tehlikeden kurtarmış oldu. Bu sonuç Alevilerde belli bir rahatlama yaratmış gibidir.

Ancak Ortadoğu’da sadece DAİŞ’i tehlike görmek ve DAİŞ’in yenilgisinden sonra tehlike bitti diyerek tedbirsiz davranmak kendini her türlü katliama açık hale getirmektir. Türk devletine kanmaktır. Maraş gibi katliamların bir nedeni de Alevilerin laik Kemalist politikaları iyi tanımamasıydı. Aleviler uzun yıllar laik Kemalistlere kanarak kendilerini örgütsüz ve öz savunmasız bırakmış bu da Alevileri katliamlara maruz bıraktırmıştı. Kemalistler halen bile Alevilere özeleştir vermiş değildir.

Günümüzdeki gelişmeler Aleviler için çok daha tehlikeli sonuçlara yol açacak türdendir. Aleviler siyasi ve askeri gelişmeleri yanlış ya da eksik okurlarsa daha ağır sonuçlarla karşılaşmaktan kurtulmayacaklarını bilmelidir. Yaşanan gelişmeler içinde rol alan AKP-MHP ikilisinin zihniyetine bakarak Alevileri yeni bir Ermeni katliamı bekliyor demek bir gerçekliğe parmak basmak olacaktır. Bu ikili Alevileri hem fiziki hem de kültürel inançsal temelde yok etmeyi planlamıştır. Çünkü bunların milliyetçiliği din istismarına dayanmaktadır.

Dinci milliyetçi Türk faşizmi kurmak istediği devlet ve iktidar biçimini Alevileri (ve tabii ki Kürtleri) yok etmek üzerine kurmayı tasarlamıştır. Türk devleti yeni bir yüz yılla milliyetçi dincilere her türlü suçu işleterek girmek istemektedir. Bu suç en başta Kürt ve Alevi katliamıdır. Tıpkı 19. yy.dan 20. yüzyıla geçerken İttihat ve Terakki adlı bir çeteye yüz binlerce Ermeni ve Asuri’yi katlettirerek girdikleri gibi.

Günümüzde Aleviler kesinlikle yanlış yapma şansına sahip değildir. DAİŞ bitti rehaveti Erdoğan ve AKP’yi tanımamaktan ileri geliyor. Sanki birileri Alevileri yeniden kandırıp savunmasız bırakmaya çalışıyor havası vardır. Alevilerin en büyük tehlike altında oldukları bir dönemde bu kadar sesiz ve tepkisiz kalmalarının bir izahı olmalıdır. Muhtemelen Alevi örgütlerindeki bazı kimseler de ‘mevcut AKP-MHP rejimine uyuyalım, bunların kuracakları sistemde nasıl yer alabilirizi tartışalım’ biçiminde de düşünüyor olabilirler. Alevi temsilciler içinde böyle bir düşünce varsa asıl tehlikenin bu kanalla geleceğini bilmelidirler. Erdoğan’ın kanlı elleriyle gösterdiği rabiasının hangisinde Alevilere yer olabilir? Erdoğan’ı Ebubekir Bağdadi, AKP’yi DAİŞ, AKP-MHP devletini ‘İslam devleti’, Ankara’yı DAİŞ’in Rakkası görmemek, boynunu kurban taşına uzatmaktır.

Aleviler inanç ve kültürleri itibarıyla devlet ve iktidar dışı kalarak yaşamış, özgün kimliklerini bu temelde yaratmış bir toplumdur. Bu nedenden ötürü Aleviler AKP-MHP devletinin asla kabul etmeyecekleri bir kesimdir. İkincisi başından beri Türk milliyetçiliği İslam dinini sömürerek kendine ideoloji oluşturmuş bir milliyetçiliktir. İttihat ve Terakki’den beri bu böyledir. AKP-MHP birliği İttihat ve Terakki’nin güncellenmesidir. Bir kaç gün önce anması yapılan Maraş katliamı katilleri de milliyetçi dinci sloganlar atmış, duvarlara üç hilal resimleri çizerek ‘kafir Aleviler’ diyerek onlarca masum insanı öldürmüştü. Türk milliyetçiliğindeki dincilik için başlıca düşman inançlarından ötürü Alevilerdir. Türk milliyetçiliği her katliamda önce katledecekleri savunmasız bırakma taktiğini devreye koymuştur.

Hatırlanacağı üzere 1915 katliamından önce Osmanlı, Ermeni milliyetçilerle ‘dostluk’ kurarak bizzat Ermeni milliyetçiler eliyle Ermeni aydın ve entelektüelleri toplatmış daha sonra ‘devlet dışı’ çetelerine Ermeni halkını katlettirmişti. Bu konudaki en yakın örnek ise ‘açılım süreci, İmralı görüşmeleri’ adı altında Kürtlere dönük uyguladığı taktikti. Bu taktikle Kürtleri aldatarak devlete inandırmak, örgütsüz bırakıp katlettirmek istediğini artık çok iyi biliyoruz. Bu işi de Rojava’da yaşandığı gibi ‘devlet dışı çetesi’ DAİŞ’e yaptırmayı planlamıştı. Kürtler bu oyuna gelmedikleri için DAİŞ’i yendi. DAİŞ yenilince de Erdoğan ve AKP-MHP, katliam sürecini doğrudan üstlendi. Dolayısıyla Aleviler son zamanlarda dergah ve cemevlerini daha sık ziyaret eden AKPlilerin kendilerini katliama hazırlama, bunu da Sadat adlı kontra örgüte yaptırma, Sedat Peker’i de bu iş için keşif amaçlı gönderdiği şeklinde yorumlarlarsa doğru sonuçlara ulaşırlar.

Geçmişte de bu gün de bir devletin doğrudan katliam yapması ancak diğer devletlerin desteği ile mümkündür. Bu konuda da Almanya ve ABD, Erdoğan-Bahçeli devletinin yapacaklarına en azından sesiz kalacaklarını ilan etmiştir. Almanya’nın Erdoğan’a 1 Kasım ve cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazandırdığını, yaşanan ekonomik krizden kurtarmak istediğini biliyoruz. ABD’nin Suriye’den çekilme kararından sonra ‘DAİŞ’i bundan sora Türkiye gibi ülkeler hal edecek’ demesi DAİŞ’in yarıda bıraktıklarını Türkiye yapsın anlamına neden gelmesin. Çünkü DAİŞi Suriye halkları zaten yenmiştir. DAİŞ’in Alevileri ve Kürtleri hedefleyen, büyük oranda Türk özel harp dairesine bağlı bir çete olduğunu Soçi ve Tahran toplantılarında Erdoğan’ın onlar adına ateşkes istemesi yeterince göstermişti.

Aleviler yaşanan gelişmeleri bu minvalde okumaz, sanki ellerinde çok güçlü kazanımlar varmış gibi davranır, ellerindeki derneklerle devletler arası çelişkilere ilişkilere dayanarak siyaset yapacakları yanılgısına kapılırlarsa büyük kaybetmekten kurtulmayacaklarını bilmelidirler. Aleviler yeni ama çok daha trajik Maraşlarla karşılaşmak istemiyorsa toplum olarak demokratik gücünü bir an önce harekete geçirmelidir. Türkiye demokrasi cephesinin en güçlü ve etkili gücü olarak mücadele etmeleri kendilerini ve ülkelerini kurtaracaktır. Maraş katliamının 40. yılında çıkarılacak en doğru sonuç bu temelde olacaktır.

Yazarın diğer yazıları