Yeni güç ilişkileri

Bölge yeniden şekillenirken 10 Ağustos Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile Türkiye’deki güç ilişkileri de yeniden kurulmuş oluyor.

2010 yılından itibaren yönünü Bağdat’tan Ankara’ya çeviren Erbil, yeni gelişmeler ile birlikte yeniden Bağdat ile ilişkileniyor. Aynı şekilde yönünü Bağdat’tan Erbil’e, oradan Necef’e çeviren Ankara, yeniden Bağdat ile görüşüyor.
Barzani ve Erdoğan’ın Irak’ta “Ulusal Mutabakat Hükümeti” kurulmasına “Eré” demesi ve ardından Maliki’nin devre dışı bırakılması kuşku yok ki yeni bir denge durumudur. Bu gelişme Irak’taki güç dağılımını yeniden paylaşacak ve dengeleyecektir. Bu gelişme kuşku yok ki oradaki boşluktan yararlanan IŞİD’i de sınırlandıracaktır.  
Küresel sistem bir süredir Irak ve Suriye’de “Ulusal mutabakat hükümetleri” kurmayı amaçlıyordu. Bunun önündeki engel kuşku yok ki Erdoğan-Barzani, Katar ve Suudi Arabistan’dı.
Erdoğan’ın Suriye’deki radikal İslami örgütler üzerinden bölgesel güç olmak istemesi; Maliki ile gerilim politikası, Sunni Araplar üzerinden etkin olma ve Irak siyasetini Erbil üzerinden götürme çabaları ABD tarafından kabul görmedi. ABD’nin bölgesel politikalarına takoz koyma çabası Türkiye siyasetine ciddi kriz ve kavga olarak yansıdı.
İlk önce bilinen MİT krizi patlak verdi. Daha sonra PKK ile yürütülen “Oslo Görüşmeleri” deşifre edildi. Ardından MİT tırlarına cemaat operasyonları geldi. 17-25 Aralık rüşvet operasyonları ve bilinen tapeler kavganın en sert sahnesi oldu. Amaç Erdoğan’ı içeride sıkıştırmak ve yerel seçimlerde AK Parti’yi yüzde 30’lar bandına çekmekti. Eğer bu başarılmış olsa Erdoğan milletvekili erken seçimine gitmek zorunda kalırdı. Bu ise Erdoğan’ın Çankaya hayallerini bitirirdi. Hatta diyebiliriz ki Türkiye’de Erdoğan dönemi kapanmış olacaktı. Ancak bu plan tutmadı. Erdoğan yerel seçimlerden yüzde 45 gibi başarılı bir sonuçla çıktı. Ardından Washington ile yapılan bir dizi görüşme ile var olan kriz aşıldı. Krizin aşılması ve alınan yüzde
45’lik sonuç Erdoğan’a Çankaya’nın kapılarını açtı. Hemen sonra Cemaatin tapeleri durdu. Erdoğan ise yüksekten tehdit etmeye devam etse de Cemaate koyduğu ihale ve kadrolaşma engelini kaldırdı. Her iki tarafta 10 Ağustos Cumhurbaşkanlığı seçimlerini yeni bir uzlaşı zeminine çevirmek istedi ve bunu sağladılar. Çünkü uzun süre krizi idare etme şansları yoktu.
Türkiye’nin yaşadığı iç hesaplaşmalar ve Cemaat-Erdoğan savaşı bölgesel gelişmelerin Türkiye’ye yansımalarıydı.
20 Aralık 2013 tarihli “Filler tepişiyor: Erdoğan Gülen savaşı” başlıklı yazımda şöyle demiştim: “Erdoğan mevcut siyasi çizgisini ya terk edecek ya da gidecek.” Bu kavgada ne küresel sistem Erdoğan’ı yenilgiye uğrattı ne de Erdoğan istediğini aldı. Bir pata durumu söz konusu. Ancak Erdoğan bölgesel güç olma hesaplarını ABD’siz yapamayacak. Erdoğan gitmedi çünkü o günkü siyaset çizgisini terk etti, Cemaat ile uzlaştı ve bölgesel aktörlerin istediklerine ‘okey’ dedi. O gün dediğim bugün gerçekleşmiş oluyor.
17 Aralık 2013’te bozulan nikah 10 Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile tazelenmiştir.
Bu durumun barış süreci ve Rojava’daki gelişmelere nasıl yansıyacağı ise bir kaç haftada netlik kazanacaktır.

Yazarın diğer yazıları