Yeni nesil Kürt gençleriyle diyalog: Özgüden’in yazısı üzerine

Kürt Özgürlük Hareketi’nin Avrupa’da çok ciddi bir sorunu var: 90’lı yılların göçüyle Avrupa’ya kitlesel olarak göç eden Kürt ailelerin o yıllarda doğan çocukları baba ve annelerinden farklı olarak bulundukları ülkelerin dilini konuşuyor, bir çoğu Kürt dilini “aile dili” olarak konuşuyor, ama okuyup, yazamıyor.

Bunun sonucunda, başkalarını suçlamamak için, kendi yazılarımı örnek vereyim, bu gençler Türkçe yazan benim gibileri okumuyorlar. Türkçe bilmedikleri için değil yalnızca. Benim yazılarımı Kürtçe, Almanca, İngilizce ya da Fransızca, belki de Flamanca yazabilsem bile okumayacaklar.

Neden?

Çünkü onlar okullarda ya da çalıştıkları yerlerde anne ve babalarıyla ya da Derneklerdeki, bana benzeyen “ihtiyarlarla” geçirdikleri (o da geçiriyorlarsa) zamanın on katından fazlasını bulundukları ülkenin Almanları, Fransızları, İngilizleri, Belçikalıları ile geçiriyorlar. Yoğun bir şekilde “siyaset” konuşmasalar bile, bulundukları hükümetlerin kararlarını, iç kavgalarını, kendi yaşamlarını etkilediği ölçüde babalarından, annelerinden, biz ihtiyarlardan çok daha büyük bir dikkat ve hassasiyetle izliyorlar. O ülkelerin TV’lerinden, gazete ve dergilerinden aldıkları haberlerle kişisel yaşamlarında düzenlemeler yapıyorlar.

“İhtiyar” dememe bakmayın. Sorun “ihtiyarlıkta” değil, sorun dilimizin, gündemimizin sadece “Türkiye ve Kürdistan” olmasında. Bir Kürt genci örneğin Belçika’dan yayın yapan Medya Haber’de benim yaptığım yorumlarda Belçika ile ilgili en küçük bir “haber ve yorum” bulamayacaktır. Yine kendimden söz edeyim: Üstelik ben 1974 yılında Brüksel’de bir buçuk yıl kalmışım. Ama Belçika’nın tarihi, kültürü, politik durumu umurumda bile olmamış. Şimdi bu saatten sonra ben Belçika’da yaşayan Kürt gençlerine, onların her gün Belçikalı arkadaşlarından ve Belçika medyasından duyup işittikleri, onları da derinden ilgilendiren konularda ne diyebilirim ki?

Sorun “ihtiyarlıkta değil” demiştim. İşte bir örnek: Benden 8 yaş daha büyük, seksenini aşmış bir gazeteci, hakiki gazeteci Doğan Özgüden’in önceki gün Artı Gerçek’te yayınlanan yazısını okuduğum zaman, bir çoğumuz adına yüzüm kızardı. Özgüden’in Belçika’da yaşanan Valon ve Flaman bölgeleri arasındaki sorunları ele alan ve bunların sonuçlarını da, yine bize ait “gündeme” sımsıkı bağlayan yazısını, aynı zamanda Fransızca dilinde de yazdığı için, Belçika’da eğitim gören ve çalışan her Kürt genci büyük bir dikkatle okuyacaktır. Ben bu yazı sayesinde her hafta gittiğim Belçika hakkında zerresini bilmediğin gerçekleri öğrendim.

Yazının linki şöyle: https://www.artigercek.com/yazarlar/doganozguden/alma-mazlumun-ahini-cikar-acisi-aheste-aheste

Bu gençler Özgüden’in yazısını okuduktan sonra, ister Valon, ister Flaman olsun kendi yaşıtlarıyla Kürt sorunu bağlamında umulandan çok daha sonuç alıcı tartışmalar yapabilecektir.

Yalnız bu kadar da değil. Bu genç Kürtler, Doğan Özgüden’in Türkiye gerçekleriyle ilgili yazılarını da bu nedenle merak edeceklerdir. Öyle ki, bu yazarı “kendilerinden” yani “genç” bir yazar sandıkları için daha da ilgiyle okuyacaklardır.

Ve nihayet, belki Doğan abiyi okudukları için de, onunla köşesini paylaşan ya da ekranları paylaşan bizim gibi “ihtiyarları” da arada sırada okuma zahmetine katlanacaklardır.

Avrupa’da Kürt Özgürlük Hareketinin yaşadığı “gençlere hitap etme” sorunu, başka önlemlerin yanı sıra, bulunduğun ülke ile Türkiye ve Kürdistan sorunlarını aktüel olarak birleştirmek yoluyla çözülebilir.

Unutmayalım ki, Avrupa ülkelerinde “yurttaşlık” hakkını elde eden her Türk ve Kürdün, o ülkedeki sorunlarda söz söyleme imkanı ve hakkı, Türkiye ve Kürdistan’da olanın on katıdır.

Kullanmak gerekir.

Örnekten devam edecek olursak; Flaman bölgesinde yaşayan Kürt gençleri oradaki partilerin “aşırı milliyetçiliğine” karşı sözlerini söylemeli, Valon bölgesindekiler de. Sonra bunlar, diyelim ki bir “konferansta”, Abdullah Öcalan’ın “ortak vatan” paradigması temelinde Belçika’nın “federal birliğini” savunan bir bildiri yayınladığında, bu “konferansa” Belçika’da yaşayan Türk, ardından Arap, Ermeni, Asuri ve diğer gençleri de kattığında, bu gençler Belçika’nın siyasi gündeminde yer alır ve aldıkları yeri de Türk devletinin Kürdistan’daki zorbalığına karşı etkili bir kürsü haline getirir.

Doğan Özgüden’in yazısı bende işte böyle düşüncelerin uyanmasına neden oldu.

Yazarın diğer yazıları