Yeni Ortadoğu planı ve Kürtler için birlik zamanı

Son günlerin en çok konuşulan konularından biri Suriye ordusunun ‘çetelerin son kalesi’ olarak adlandırılan İdlib’e yapacağı operasyon. Suriye rejiminin DAİŞ, HTŞ ve türevleri gibi çete oluşumlarının denetimini kırarak yeniden denetlediğini söylediği bölgelerin, İran ve Rusya’nın hem havadan hem de karadan desteğiyle gerçekleştiği biliniyor. Rusya ve İran’in aktif desteği olmasaydı, böyle bir sonucun açığa çıkması mümkün olmayacaktı.

Suriye adına konuşan, karar alan ve gelecek planı yapan, batı bloğuna karşı Rusya’nın basını çektiği İran ve Türkiye gibi bölgesel ulus devlet yapıları da yanına alan Avrasya bloğunun amaçlarını Astana sürecinden biliyoruz. Ortadoğu’da halklar lehine değil ulus devletleri yaşatma onlar üzerinde güç oluşturma planı olan Avrasya Planı, Rusya’nın elindeki kozu ve bunu gerçekleştirmek için adım adım hamleler yapıyor. İran ile ilişkilerini stratejik düzeyde kuran Rusya’nın Türkiye’yi de bu planın bir parçası haline getirmesi için attığı adımlar siyasi-askeri ve ekonomik açıdan can çekişen Türkiye’yi ayakta tutan temel etmenlerden.

Rusya üçüncü dünya savaşıyla oluşan siyasi ve askeri konjonktürü de gözeterek attığı adımlarla adeta can çekişen faşist rejimlerin hamiliğini yapıyor ve çağın ölü bebeği ulus devletleri yeniden hortlatmaya çalışıyor. Suriye ve Ortadoğu’nun gelecek planları konusunda stratejik ortaklar gibi görünen bu her üç gücün, İdlib operasyonu gündemiyle 7 Eylül’de Tahran’da gerçekleştirmiş oldukları üçlü zirve oyun kurucunun kim olduğunu bir kez daha gösterdi. Rusya kısa orta ve uzun vadede Suriye’de çetelerin tasfiyesi ve Suriye’nin geleceğindeki söz sahibi olma konumunu pekiştirirken bunun karşılığında İran ve Türkiye’ye Kürt soykırımını sürdürmeleri konusunda göz yumacağının mesajını verdi.

Tahran zirvesinde İdlib üzerine bir anlaşmaya varılarak çıkmaları beklenirken, onlar ise Kürt soykırımını sürdürme ve kendilerine yönelik en büyük tehdidin Kürtler olduğunu yönünde anlaşarak zirveyi bitirdiler.

Kuskusuz İdlip üzerinden de anlaşılan konular olmuştur. Bu daha çok gizli tutulan ve adım adım pratikleşirken görünüp ve okunabilecek bir husustur. Ancak İran ve Türkiye’nin Kürt düşmanlığı açık ifadelerle Tahran zirvesinde bir kez daha ortaya konuldu. İran rejiminin zirveden hemen sonraki gün Ramin Huseyin Penahi, Zanyar ve Lokman Muradi isimli Kürt siyasi tutsakları idam etmesi ve ayni gün Doğu Kürdistanlı HDK ve HDK-I partilerinin Güney Kürdistan’daki kamplarını vurması bir tesadüf değil, planlı ve eşzamanlı bir saldırıydı. Statükocu, anti demokratik ve faşist devlet yapılanmalarının en çok korku duydukları iç muhalefettir. Dış müdahale gelişmeden iç muhalefeti bastırmanın, pasifize etmenin ve ezmenin yollarına başvuruluyor.

Öyle görünüyor ki demokrasi ve hak temelli değil mevcut ulus devletin katı politikalarında ısrar edecek olan İran da Türkiye de Suriye’nin 8 yıllık iç savaşından dersler çıkararak, kendilerine yönelik bir müdahale durumunda içteki muhalefeti ezmenin hesabını yapıyor. Toplumsal ve ekonomik istikrarını kaybeden, büyük bir kriz içerisinde olan ama faşist siyasi ve askeri yapılanmaları temelinde ayakta kalabilen Türkiye ve İran, baskı ve askeri vesayetle varlığını sürdürmeye çalışıyor. Aydın, demokrat, sol, sosyalist, ezilen tüm kesimlerin sesini kısmaya, tepkilerini hapsetmeye ve kıvılcımı çakanları yok etmeye yöneliyor.

Her iki devlet açısından da Kürtlerin özellikle hedef gösterilmesi ve herkesten önce Kürtlerin yok edilecek güç olarak seçilmesi, tarihsel hesaplaşmanın rövanşı olarak dursada, Kürtlerin statükolarını sarsacak ve ulus devlet yapılanmalarını değişime zorlayacak en dinamik güç olmalarından duyulan korkudan ileri geliyor. Korkunun ecele faydası yok denir ya, yaşayan haklarla ortak bir gelecek kurmak yerine statükocu tekçi inkarcı kimliğinde ısrar eden Türkiye ve İran’daki mevcut faşist rejimler eninde sonunda ‘dış’ değil başta Kürtler olmak üzere toplumsal muhalefetin mücadelesi ile tarihin çöp sepetine gidecek.

Burada temel dinamik olan Kürtler’in örgütlü gücü ve mücadelesi coğrafyanın geleceğini belirleyecek. Kürtlerin gelinen aşamada yapmaları gereken en önemli şey ise birliğini güçlendirmesi ve dört parça Kürdistan’da soykırım saldırıları karşısında ortak hareket etmesi. Kürtleri bu süreçte tüm coğrafyaya umut olacak başarıya taşıyacak ve özgürlüklerini garanti altına alabilecek tek yol ulusal birlik ve bu birlikten doğacak güçtür.

Yazarın diğer yazıları