Yeni Osmanlı değil yeni Türkiye

Türkiye egemenleri, yeni ve demokratik bir Türkiye yerine Yeni Osmanlı diyerek içte ve dışta despot, işgalci, zalim, saldırgan bir diktatörlük olmayı tercih etti ve bunu denedi. Türk İslam sentezine dayalı “Siyasi İslam” macerasının özeti buydu. Bu maceranın baş sorumlusu Erdoğan ve AKP’dir. Elbette devletin bütün temel kurumları ve güçleri “Ya tutarsa” deyip bu politikayı desteklemiştir. Kemalist vesayetçiler, Ergenekoncular, sözde İslamcılar tek yumruk olup harekete geçmiştir. MHP başta olmak üzere CHP ve İYİP de bu politikayı desteklemiştir. Bu sözde muhalefetin Erdoğan’ın sınır ötesi harekat denilen saldırı ve işgallerine vatan müdafaası diyerek suç ortağı olması da unutulacak ve affedilecek bir ihanet gibi değildir.

“Derinlikli strateji” denilen ve DAİŞ ile işbirliği içinde Kürtleri ezmek, hilafeti geri getirmek, iki ay içinde Şam’da Emevi Camii’nde Cuma namazı kılmak hayalleriyle süslü Ortadoğu politikası çöktü. Bu politika sonucu içeride Suruç, Cizre, Sur başta olmak üzere dışarıda Şengal’den Rojava’ya kadar bütün DAİŞ katliamları desteklenmiş, Efrîn işgali ile Kürtlere yönelik büyük katliamlar yapılmıştır. Bütün bu katliamlara rağmen Kürt halkının direnişi sürmüştür. Bu direniştir ki Yeni Osmanlıcı sahte Müslümanları yenilgiye götürmüştür.

Şimdi kendi aralarında birbirlerini yerken bu yenilginin sorumluluğunu da birbirlerine atarak paçalarını kurtarmaya çalışıyorlar. O zaman “Rus uçağının düşürülmesi için ben emir verdim, gerekirse gene düşürürüz” diye övünenler şimdi “Valla ben yapmadım, o yaptı” diyerek bir birlerine giriyor. Geçmişte Rusya’ya karşı yaptıkları gibi şimdi de ABD’ye karşı sahte kabadayılık ve horozluk taslıyorlar. Kirli savaş suçlarından yargılanmaktan ve büyük hırsızlık, soygun, yolsuzluk dosyalarından kurtulmak isteyen Erdoğan-Bahçeli çetesi can havliyle çırpınıyor. Bu korku içinde gene içeride ve dışarıda gerilimi yükseltme, kışkırtma ve çatışma yolunu tercih ediyor. Bütün bunları da kahramanlık, yurtseverlik gibi yutturmaya çalışıyor. Karşı çıkanları da hainlik, casusluk, bölücülük, teröristlik gibi ağır suçlarla itham edip ezmek istiyor. Özellikle son yerel seçimlerde Erdoğan ve Bahçeli ellerindeki bütün olanakları kullanarak bu kampanyayı pompaladı. Besleme havuz medyasının bütün tetikçilerini piyasaya sürdü. Ama buna rağmen bozguna uğradılar. Halkın kuru gürültüye pabuç bırakmadığı ve prim vermediği görüldü.

Şimdi son bir umutla “Terörü ezmek” bahanesiyle Rojava’yı ve Güney Kürdistan’ı işgal hazırlığı yapıyorlar, bunun zeminini hazırlıyorlar. Bunun için fırsat kolluyorlar. Bugüne kadar debelendikçe battılar. Şimdi de farklı bir sonuç elde edemezler. Ama savaşı daha da yaygınlaştırıp şiddetlendirerek ayakta kalmaya çalışacakları görülüyor.

Çözüm, halkları birbirine kırdıran Yeni Osmanlı hayallerini bir kenara bırakıp halkların özgürlüğüne, eşitliğine dayalı, demokratik yeni Türkiye’yi kurmakla olur.

Tek tekçi siyasi İslam’ın miadı dolmuştur. Erdoğan liderliğindeki siyasi İslamcılar mutlaka gidecektir. Bu tatlı mı olacak acı mı, kanlı mı olacak kansız mı şartlara ve biraz da kendilerine bağlıdır. Çünkü her ne pahasına olursa olsun tek tekçi diktalarını sürdürmek istedikçe daha çok kana batacaklar ve o kanda boğulacaklardır.

Halkların demokratik, devrimci güçleri bu kanlı çeteyi tasfiye etmek ve yerine demokratik bir seçenek oluşturmak göreviyle karşı karşıyadır. Bu görev yerine getirildiği ölçüde AKP-MHP çetesi dağılacak ve halkların özgürlüğü önünde bir engel olmaktan çıkacaktır.

Baskı- zulüm-işgal ve imha politikalarının çözüm olmadığı ortada. Artık bu kanlı çıkmaz sokakta debelenmek yerine diyalog- müzakere-çözüm ve barış yolu gündeme gelmelidir. Bu yolu açacak olan da halkların demokratik mücadelesidir.

Erdoğan-Bahçeli hala anahtarı yanlış yerde arıyor.

Anahtarı kaybettiğimiz yerde ararsak bulabiliriz.

Doğru adres diyalog ve çözüm yoludur. Bu nedenle tecride acilen son verilmeli, Sayın Öcalan istediği kişi ve kurumlarla hiçbir engel ve kısıtlama olmadan görüşebilmelidir.

Er geç bütün yollar oraya çıkacaktır.

Yazarın diğer yazıları