Yeni Osmanlı’dan yeniden ‘misak-ı milli’ye mi?

Bölgede ve Türkiye’de politik ortam hızla ısınıyor. Buna bağlı olarak askeri ortamın da kızıştığı açık. F-35, S-400, Doğu Akdeniz, Libya derken en sıcak hedef olan Rojava ve Güney Kürdistan da gündemdeki yerini koruyor.

Yeni Osmanlı, hilafeti geri getirmek, İslam alemine önderlik etmek, İslam alemine model ülke olmak, Suriye bizim dış işimiz değil iç işimiz, bakiye topraklarımız gibi ham hayallere ve palavralara dayalı derinlikli strateji-Ortadoğu politikası çöktü. Şimdi sıra suçun kime yükleneceğine geldi. Erdoğan suçu Davutoğlu’nun üstüne yıkıp kurtulmaya çalışırken Davutoğlu’da buna isyan etti. Rus uçağının düşürülmesine kadar birçok konuya karşı çıktığını ama bir şey yapamadığını açıkladı. Bu durumda geriye tek suçlu olarak Erdoğan-Bahçeli ve onları destekleyen devlet kurumları kalıyor.

Son yerel seçimleri genel seçim havasına sokan ve burada da bozguna uğrayan Erdoğan’ın elinde tek koz olarak dış politika kaldı. Gerçi Erdoğan son seçimlerde bölücüler, hainler, casuslar, dış güçler, emperyalistler ve onların uşakları diyerek muhalefeti bastırmak istedi ama tam tersine kendisi bozguna uğradı. İçeride ekonomik çöküş ve siyasi kriz derinleştikçe Erdoğan-Bahçeli diktasının da temelleri kayıyor. Bu korkuyla terörle mücadele kampanyasıyla ırkçı kışkırtmalara sarılıp dışarıya saldırmaya hazırlanıyorlar. Böylece hem iç muhalefeti sindirmek hem de bölgenin zengin kaynaklarından daha fazla pay kapmak hayalini kuruyorlar. Böyle bir konsept muhaliflerin çoğunu Erdoğan etrafında birleştiriyor. Efrîn’in işgali ve süregelen vahşet ortadadır.

Erdoğan diktası Yeni Osmanlı adı altında Sünni İslam’a dayalı, Kürt düşmanı bir Ortadoğu yaratmaya girişti ve bunun liderliğine-halifeliğine soyundu. Bu amaçla DAİŞ-Nusra vb. örgütleri destekleyip insanlığın başına bela etti. ABD desteğiyle iki ayda Şam’ı işgal edip Emevi Camii’nde Cuma namazı kılacaklardı. Ama ümmet Erdoğan’a biat etmeyince ayakları havada kaldı. Şimdi turist olarak bile gidemiyorlar.

Erdoğan bu kızgınlıkla Kürtlere vahşice saldırıyor. Efrîn’den sonra tüm Rojava’yı ve Güney Kürdistan’ı da işgal etmeye çalışıyor. Bu ise bölgeyi çok uzun yıllar sürecek bir savaşa sürüklemek demektir.

Türkiye ya Kürtlerle barışıp anlaşarak, bölgede barışın çözümün bir örneği olarak gerçekten bir model ülke olacak ya da savaş içinde kendisini tüketerek bitirecektir.

Türkiye egemenleri 100 yıldır inkar-imha ve tekleştirme zulmünden başka bir şey yapmadılar. Hem kendilerini hem de halkı bu ırkçı politikalara alıştırdılar. Geçen yüzyılın şartları buna uygundu. Sisteme itiraz eden herkes kanla bastırılıp tasfiye edildi. Demirel, Kürdistan Özgürlük Hareketini 29. isyan olarak değerlendirmiş ve bunun da ezileceğini söylemişti. Bu kafa yapısındaki egemenlerin akıllarına başka bir şey gelmiyor. Geçmişteki en önemli gelişme olan 2013-2015 yıllarındaki diyalog ve çözüm çabaları başarıya ulaşmadı. Ama sorun çözülmüş de değil. Hele eski yöntemlerle çözülmesi hiç mümkün değil. Bu şartlarda iki yol kalıyor:

Ya yeniden diyalog ve çözüm yolu açılacak ya da geçmiştekinden çok daha şiddetli ve yaygın  bir savaş gündeme gelecektir. Ya da bu iki gelişme iç içe yaşanacaktır.

Erdoğan “Yeni Osmanlı olmadı bari yeni Misak-ı Milli olsun” deyip Rojava’yı ve Güney Kürdistan’ı fethetmek arzusundadır. Devletin bütün kanatları ve partileri de bu konuda birlik halinde görünüyor. Ama bu yeterli mi?

Hala Kürt halkının iradesini tanımayan, bütün farklılıkları yok sayan ve yok etmek, ezmek isteyen bir zihniyet bölgede hiçbir çözüm oluşturamaz tersine düşmanlıkları kemikleştirip arttırır ve azdırır.

İçeride darbe üstüne darbe alan Erdoğan diktası yıkılma korkusu içinde yaralı canavar gibi saldırıyor. Bu saldırı durdurulmazsa Türkiye ve bölge halkları uzun süreli ve zorlu bir mücadele sürecine hazır olmalıdır.

Yazarın diğer yazıları