Yeni Rejim: Kızıl Elmacılar/Ergenekon-AKP flörtüne resmi nikah…

AVA NEŞE KALP

Seçimler sonrasında Türkiye’de sistem mi yoksa rejim mi değişti tartışmalarına biraz değinerek başlarsak, ‘siyasal rejimi dar anlamda anayasa ve siyasal yasalar (seçim, seçimlerin finansmanı, partiler yasaları, meclis içtüzüğü v.b.) olarak da anlayabiliriz. Siyaset bilimindeki sistem yaklaşımına göre anayasa değiştiğinde siyasal rejim, siyasal rejim değiştiğindeyse siyasal sistem değişir’.(1)

Bu durumda siyasal rejim ve rejimin dayandığı siyasal sistemin değiştiğini söylemek mümkün. Anayasa artık belli bir kişide somutlaşan küçük bir grubun onay süreci olarak işletilecektir. Bakıldığında tüm yetkileri bir merkezde toplayan, bir polit-büro tarafından kontrol altına alınacak, tek elden yönetilen uzun vadeli bir tür sıkıyönetime dayalı, kaç tane parti olursa olsun aslında tek partili olan bir rejimin inşasıdır mevcut durum.

CHP’nin ilk dönemlerine benzeyen, dini dozajı fazla, ancak benzer biçimde TC’nin tekçi ve Türk-İslamcı karakterini koruma altına almaktadır. 12 Eylül’den itibaren planlanan itaatli bir toplumun devşirilmesi için artık seküler değil, dindar bir topluluk daha uygundur. Bu anlamıyla Kızıl Elmacıların projelendirip, AKP ile nikahlandıkları Türk tipi bir Baas rejimidir. Baas rejimi dinin, Arap milliyetçiliği ile harmanlandığı partili cumhurbaşkanlığı/başkanlığı sistemidir. Yani Atatürk ve İnönü dönemlerinin CHP’si ile Esad’ın, Saddam Hüseyin’in uyguladıkları rejimin harmanlanmış ve daha geliştirilmiş hâli artık resmen yürürlükte. Dolayısıyla ‘yeni sistem’ aslında ırkçı Türk milliyetçiliğine göre Ergenekon çetesinin tasarladığı yeni giysi ile nikah kıyılmasıdır.

Elbette bu rejim değişikliğinin tasarımı ve uygulamaya sokulması bir iki yıllık süreçte mümkün değildir. Bu, Kürtlerin özellikle de 2015’te 80 milletvekili ile parlamentoya girmeleri ile hızlandırılmış bir ‘tedbir’dir. Belli ki çok özel bir ekip tarafından üzerinde çalışılmış ve buna göre mühendislik politikaları ve uygulamaları tamamlanmıştır. Bu da nereden bakılırsa bakılsın en az beş yıllık bir süreç gerektirmektedir

Bu rejim değişikliğine neden gerek duyulduğu sorusunun cevabı, başta Kürtler olmak üzere Türkiye’nin ötekilerinin iktidar alanına yaklaşmalarıdır. Daha önce feodal aşiret liderleri ile kontrol altında tuttukları Kürtlerin, PKK ve daha sonra da legal Kürt siyasetinin etkisiyle bu kontrol alanından çıkmaları; akabinde sürekli olarak uygulanan marjinalleştirme yöntemlerinin de HDP’nin dahil olduğu siyasi çizginin başarısını engelleyememesi, yerel yönetimdeki başarılar, buna bağlı olarak ulusal bilincin ve bilginin yükselmesi daha radikal bir ‘çözüm’ ihtiyacını hızlandırmış görünüyor.

2015 seçimlerinde 80, bir sonraki seçimde iki katı milletvekili ve dolayısıyla iktidar ortağı olma anlamına geldiğini bu planı yapanlar gayet iyi biliyorlardı. HDP ile birlikte, korku duvarları aşıldığında, kendilerine bir daha yer bulamayacakları bir istikametin güçlendiğinin de farkındaydılar. Bu nedenle 7 saatlik MGK toplantısından sonraki ‘çöktürme planı’ kendi kontrollerinin dışına çıkacak olan toplumu, kontrol altına alacak uzlaşma toplantısıydı. Erdoğan belli bir kitleyi korku ve rüşvetle kontrol edebilecek ‘yararlı’ biri olarak çok uygundu. Üstelik cemaatçilerin düşmanlığını da kazanmış ve kurtulmak için her türlü taklayı atacak kriminal biri olarak pek kıvamdaydı. Böylece oluşan uygun koşullarla Kızıl Elmacıların yeni bir istikamet belirlemesi mümkündü.

Kabineye bakıldığında, yandaş dahi hiçbir Kürt’ün olmaması, Ticaret Bakanının, Avrasyacıların pek önem verdikleri ülkelerle ticari ilişkilerde olması, Roboskî Katliamının emrini verenin Genel Kurmay Başkanı, İçişleri Bakanı’nın M. Ağar’ın öğrencisi, ‘sahte darbe’nin mimarı ve başrol oyuncusu Hulusi Akar’ın Savunma Bakanı olduğu bir dizi veri bize Kızıl Elmacı/Ergenekoncuların olayı kontrol altına aldıklarını net olarak göstermektedir. Erdoğan’ın ilgi alanı ise hazine ve maliye başta olmak üzere uzmanlaştığı akçeli alanları kontrol altında tutmak olarak belirmektedir. Bu da güce göre ayarlanmış bir alan kontrolü üzerinde uzlaşıldığı sonucuna götürmektedir.

CHP’nin tutumu bu açıdan okunduğunda daha da anlamlı hale gelmektedir. Daha önce de yazdığım gibi, CHP bu projenin ortaklarından biridir ve seçimlerde demokrat, sol ve özellikle de Alevileri kontrol etmede kullanılan çok tehlikeli bir oyuncudur. Seçimlerdeki tutumu, Kılıçdaroğlu’nun 15 Temmuz açıklaması oldukça açıklayıcıdır.

Bu yeni rejimin en önemli işlevi, Kürtlerin her türlü engele rağmen girmeyi başardıkları parlamentonun devre dışı bırakılmasıdır. Yani Kürtlerin bin bir zorlukla yaklaşmaya başladıkları yarışın finiş alanının, Kürtlerin asla yaklaşamayacağı askeri bir bölgeye alınması anlamına gelmektedir. Dolayısıyla halk kimi seçerse seçsin, ülkeyi yeni rejimle nikahlanan AKP ve Ergenekoncu/Kızıl Elmacı çete koalisyonu yönetecektir.

AB’den uzaklaşıp, aynı biçimlerde yönetilen Avrasya ülkelerine yaklaşmaları, daha uzun yıllar kendi karanlık ırkçı politikalarını devam ettirebilme planıdır. Hatta 100. yıl kutlamalarını daha çok Kürt’ü asimile ederek, öldürerek, topraklarına el koyarak, Kürt sorununu ‘halletmeye çalışacakları’ bir planın üzerinde uzlaştıkları da açıktır. Evdeki planlar çarşıya uyacak mı? Göreceğiz…

(1) Ersin Kalaycıoğlu, Siyasal Sistem ve Rejim Nedir?, Sarkaç org. Kasım 2017

Yazarın diğer yazıları