Yeni savaş oyunu: Suriye…

Türk F -4 uçağının Suriye tarafından düşürülmesinden sonra Suriye ile Türk F-16’lar birbirlerine tehlikeli biçimde göz kırpmaya başladılar.
Türk hükümeti sınıra füze bataryaları ve tanklar gönderdi. Suriye ordusu sınıra askeri birliklerini konuşlandırmış durumda. En ufak bir Provokasyonun silahları ateşleyeceğinden bahsediliyor!
Pek ki buraya nasıl geldik?
Mısır’da Mübarek karşıtı muhalefetin Mısır ordusu ve ABD desteği ile Tahrir Meydanı’nda başlayan direnişi sayesinde devrilen Mübarek rejimine Türk hükümeti ilk günlerde sahip çıkan açıklamalar yaptı. Böyle olunca Türk hükümetinin etkinliği Mübarek sonrası Mısır’da, Mübarekli Mısır’dan daha az oldu.
Libya’da iç savaş yaşanınca ve Fransa Kaddafi karşıtı açıklamalarını sertleştiğinde Türk hükümeti Libya lideri ile olan ilişkilerini sürdürdü ve dış müdahaleye karşı olduğunu açıkladı. Sorunun müzakereler ile çözümü için devreye girdi. Herkesin Kaddafi’siz bir Libya’da hemfikir kaldığının farkında değildi. 
İç çatışmanın son günlerine kadar tarafsız durmaya çalıştı. Ancak iç çatışmaların sonlarına doğru Libya’daki muhalefetin tarafına geçti. Para desteğinde bulundu. Ancak artık çok geçti. Kaddafi sonrası Libya’da, Kaddafi’li Libya’ya göre daha az etkili olacaktı. Anlayacağınız Libya müdahalesinin ihalesini Fransa almıştı ve kazanmıştı! Davutoğlu ve Erdoğanlı Türk dış politikası ise kaybetmişti.
Hatırlarsanız Türk ve Suriye hükümet kabineleri ortak toplantılar yapar hale gelmişlerdi. Erdoğan ve Esad çifti birlikte tatil yapar olmuşlardı. ABD, 2010 yılından sonra Suriye müdahalesinden bahsetmeye başlayınca her şey değişti. Erdoğan, Beşar Esad karşıtı bir tutum almaya başladı. Türk dış politikası Suriye ile gerilim politikası gütmeye başladı.
Erdoğan yüksek tonda Suriye hükümetini eleştiriyor, Suriye hükümetine karşı silahlı mücadele başlatan Müslüman Kardeşlere ve Suriye Ulusal Konseyi’ne desteğini açıkça ilan ediyordu. Suriye Ulusal Konseyi’ne ev sahipliği yapıyor ve her türlü desteği vermekten geri kalmıyordu.
Türk dış politikası Beşar’ın ipinin çekildiğini ve 2011 yılının sonunda devrileceğini hesaplıyordu. Mısır ve Libya’da önceden öngörmeyen Erdoğan hükümeti bu sefer elini çabuk tutuyor ve üst tonda Suriye karşıtı açıklamalarda bulunuyordu. Libya’da Sarkozy’e kaptırılan inisiyatifi Suriye’de yeniden ele almak istiyordu. Arap baharından pay alma hesaplarını yapıyordu.
Türk dış politikası, kendisini Suriye müdahalesine endekslemişti.
Türk hükümeti Suriye’nin Beşar sonrası geleceğine yatırım yaparken olası bir askeri müdahaleye kendiliğinden aday oluyordu.
Türkiye’deki muhalefet Türk dış politikasının “ABD’nin taşeronu olarak” Suriye ile savaştan yana bir politika izlediği fikrine dayanıyor. Oysa Türk dış politikası daha başından ABD’nin mesajlarını yanlış okudu. Onlar bu yılın başında bir dış müdahaleyi öngördüler. Ancak öngörülen olmadı.
Bu yanlıştı. Çünkü ABD’nin 2012 Kasım ayında yapılacak olan başkanlık seçimine kadar böyle bir politikası yok.
Hem ABD’nin buna sıcak bakmaması hem Rusya ve İran’ın buna açıkça karşı çıkmaları bu seçeneği devre dışı bıraktı.
Birleşmiş Milletler ve Arap Birliği Özel Temsilcisi Kofi Annan başkanlığında yapılan görüşmelerde, Suriye’deki bütün kesinlerin içinde olacağı bir “geçiş hükümeti” kurulması üzerinde taraflar anlaştı. Dış müdahaleyi devre dışı bırakan metin “Suriye’nin geleceğine Suriye halkı karar verecek” diyor. ABD, Rusya ve İran ilgili metne desteklerini açıkladılar.
Suriye Devlet Başkanı Esad metne desteğini açıkladı. Suriye muhalefetinin güçlü tarafı olan Kürtler metne destek verdiler.
Türk devleti Suriye krizinin başından bu yana Türkiye-Suriye sınırında bir “tampon bölge” oluşturma fikrinden yana. Türk dış politikasının hesabı bu yolla rejimin çökmesi hızlandırmak.
Ancak bunun gerçekleşme şansı yok. Çünkü Suriye sınırının Antep’e kadar olanı Kürtlerin yaşadığı yerler. Suriye Kürtleri başından beri dış müdahaleye ve tampon bölgeye karşı duruyorlar. Kendi Kürtlerine zulmeden bir Türkiye’nin onlara da aynı zulmü yapacağını biliyorlar. İyice zayıflayan Suriye’de yaşanan boşluktan faydalanarak Kürtler PYD öncülüğünde bir dizi hak almış bulunuyorlar. Birliklerini koruyabilseler ve uyanık olmaya devam etseler Demokratik özerk bir bölge oluşturmaya çok yakınlar!
Şam’ın Kürt bölgesinin Demokratik Özerklik talebini kabul etmesi, Türkiye’nin bütün planlarını bozacaktır! Bu Türkiye’deki demokratik gelişmeyi de tetikleyecektir. Bu durum Ankara’daki AKP Hükümeti’ni düşündürtüyor ve tedirgin ediyor.
Suriye Hıristiyanları yaşadıkları yerlerden sürülüyorlar. Bu Şam’ın eseri değil; Türkiye’nin desteklediği Suriye Ulusal Konseyi ve Hür Suriye Ordusu’nun eseri. Homs ve Kuseyr’deki binlerce Hıristiyan artık şehirlerinde değiller! International Herald Tribune’da yayımlanan “Suriye’nin tehdit altındaki Hıristiyanları” başlıklı yazı şöyle bitiyordu:
“Esad rejiminin uzaklaştırılması bir küresel ahlaki yükümlülük haline gelmiştir. Ama Suriye’nin geleceğini tüm azınlıklar için güvence altına almak da bir görevdir.”
Bu elbette herkesi endişelendiriyor.
Ancak Türk hükümetinden buna ilişkin hala tek bir söz yok!
Şam yönetimi ya demokratik dönüşüme uğrayacak ya da Mübarek ve Kaddafi gibi devrilecek! Emareler ilkinin olacağı yönünde.
Her ne olursa olsun Rusya ve İran bir dış müdahaleye izin vermeyecekler! Aksi İran’ın sonu, Rusya’nın da etkinliğini yitirmesi olacaktır…

Yazarın diğer yazıları