Yeniden paylaşım

20. yüzyılın başında, Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı ile kurulan statüko, 20. yüzyılın sonunda yıkılmaya başladı. Yeni çatışma ve savaşlarla 21. yüzyılın yeni düzeni kuruluyor. Çatışmanın merkezi de Ortadoğu denilen Batı Asya’dır.

Uygarlığın beşiği olan Mezopotamya ve Batı Asya tarih boyunca bütün güçlerin hedefi olmuştur. Moğollardan Büyük İskender’e, Romalılara, Osmanlı’ya, İngiltere’ye ve Fransa’ya kadar bütün büyük devletler bu toprakları işgal etmiş ve egemenlikleri altında tutmaya çalışmıştır. Ama hiçbiri kalıcı olamamıştır. Yaptıkları bütün katliamlara, zulümlere rağmen bölgenin nüfus bileşimini hasara uğratsalar da, tekleşmeyi becerememişlerdir. Büyük güçlerin bu tür hayalleri hep hüsranla sonuçlanmıştır.

Türkçülüğün ideologlarından Ziya Gökalp "Türk milletinden, İslam ümmetinden, Avrupa medeniyetindenim" diyordu. Türk burjuvazisinin zihniyeti bundan daha güzel özetlenemezdi. Burada Avrupa medeniyetinden kasıt elbette ortaçağın feodal Avrupa’sı değil, yeniçağın kapitalist Avrupa’sıydı. Yine Ziya Gökalp, bir şiirinde "Güzel dil Türkçe bize, başka dil gece bize" diyordu. Türk burjuvazisinin güçlü bir ulus devlet yaratmak için, en baştan ve en açık olarak tek ulus, tek dil, tek din yaratmaya çalıştığı açıktır.

İttihatçıların Turan hayalleriyle girdikleri Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı yenilgileriyle sonuçlandı. Ancak İttihatçı kadroların geride kalanları yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucuları oldular. Ulusal Kurtuluş Savaşı sonrası kurulan TC devleti her türlü farklılığın inkarı ve imhası üzerine şekillendi. CHP’nin tek parti diktası sona erse de demokrasiye geçilemedi. Demokrasi adı altında iktidara gelen diğer partilerin ve askeri darbecilerin tekçilik konusunda CHP’den hiçbir farkları yoktu ve olamazdı. 13 senedir tek parti iktidarı olan AKP’ye bakın: Güya, Kemalist vesayet rejimine karşı olan, ileri demokrasi vaat eden, dindar geçinen AKP, boynuz kulağı geçermiş sözünü bir daha doğrulamaktadır. AKP, tekçilik konusunda CHP’yi bile yaya bırakmıştır. Hala Kürdistan kelimesini bile yasaklayan AKP’nin zihniyeti ırkçılık değil mi?

Bugün Ortadoğu statükosu yeniden belirleniyor. Bütün süper güçler ve bölge güçleri hem varlığını korumak, hem de pastadan daha fazla pay kapmak derdinde. Türkiye’nin de bu dertlere sahip olması normaldir. Türkiye, zaten Misak-ı Milli içinde ilan ettiği Kerkük ve Musul’u Lozan’da haksız yere kaybettiğini iddia etmekte ve gücü yeterse geri almak istemektedir. Kerkük ve Musul denilen yer Güney Kürdistan ve Rojava’dır. Bu nedenle hem Rojava’ya yönelik ilgisi, hem de her fırsatta Güney’e, Musul’a kadar asker göndermesi şaşırtıcı değildir.

Bölgede sadece pay kavgası yapan devletler yok. Bir de özgürlük isteyen halklar var. Bunların başında da Kürdistan halkı geliyor. Daha önce, Osmanlı ve İran arasında (Kasr-ı Şirin anlaşması-1639) paylaşılan Kürdistan, Lozan’da da İngiltere, Fransa ve Türkiye arasında paylaşıldı. Buna karşı direnen, birçok kez isyan eden Kürtler kanlı biçimlerde bastırıldı. Kürtler 20. yüzyılın mağduru, mazlumu, kaybedeni ve kurbanı oldular. Dilleri bile suç sayılıp yasaklandı. Ortadoğu’daki statüko Kürtlerin inkarı ve imhası, Kürdistan’ın parçalanıp paylaşılması üzerine kurulmuştu. Bugün yeni bir statüko oluşturulurken Kürtlerin varlığı ve özgürlüğü güvence altına alınmalıdır. Hiç kimse, hiçbir güç Kürtleri yok sayan ve yok etmek isteyen bir statükoyu savunamaz. Kürdistan halkının başkalarının ülkesini işgal etmek, başka millet, din ve mezhepleri yok etmek gibi tekçi dayatmaları yok. Tersine bütün bölge halklarının eşit-özgür yaşaması için mücadele ediyor. Bunun için de demokratik özerkliği, öz yönetimi savunuyorlar. Şengal’den Rojava’ya, Ağrı’dan Efrin’e ortaya koydukları çözüm budur. Kürtler 21. yüzyılın kazananı ve kahramanı olmaya adaydır.

Erdoğan diktası Kürtleri bir daha imha sürecine sokmak için tekçiliğe sarılırken iyi düşünmelidir. Suruç’tan Amed’e, Mardin’e kadar Kürdistan’ı yeniden yakıp yıkmak, işgal etmek sonunda hesap vermeyi getirecektir. DAİŞ ile birlik yapıp Kürtlere, Alevilere savaş açmak Türkiye’nin de bölgenin de istikrarını parçalar ve büyük bir savaşı tetikler. Bölücülüğe karşı savaşıyoruz diyen AKP diktası kendisini de, Türkiye’yi de büyük bir felakete sürüklüyor.

Bölge halklarının çıkarına olan savaş değil, barış ve eşit-özgür ortak yaşamdır. Ancak bunu kazanmak için de halkların ortak mücadeleyi acilen yükseltmesi şarttır.

Yazarın diğer yazıları