Yenilen Erdoğan Avrasyacılığa geçemez

Erdoğan diktatörlüğünün yeni Osmanlıcı/panislamcı dış politikası iflas etti. 

Bölgede egemen olmak için,  Müslüman kardeşler hükümetlerine ve  Sunni eksene dayanmak, Suriye ve Libya’da vekalet savaşları örgütlemek, işgallere başvurmak bu politikanın esasını oluşturdu. 

Teorisyenliğini Davutoğlu’nun yaptığı bu politika, Esad rejimini devirmek için vekalet savaşı örgütleyip işgal etmek istediği Suriye’de, rakip ittifakın iki temel gücü Rusya ve İran’la Astana’da antlaşmayla, sona erdi. 

Erdoğan, Cerablus-Azez-Bab üçgenindeki işgal ve Suriye masasında yer kapma tavizini kopardı, bununla  durumu kurtarmaya çalışıyor. 

Savaşçılığını Kürtlerle sınırlanmak zorunda kaldı. İşgali ve Başika üssünü, Rojava’ya ve Şengal’e saldırmanın, eğittiği çeteleri saldırtmanın üsleri olarak kullanacak. Belirtmek gerekir ki, savaşı, aynı zamanda devlet krizini çözmenin, çatlamış orduya yeniden moral kazandırmanın aracı olarak yapmaya çalışacak.

Müslüman Kardeşler hükümetleri daha önce elden gitmişti. 

Sunni eksene dayanma, Müslüman Kardeşlerin güç kaybıyla darbe yerken,  Irak’ta etkisini yitiriyor, Yemen’de Suudi monarşisinin çıkardığı yayılmacı savaşın yenilgisiyle can çekişiyor. 

İsrail siyonist devletiyle yeniden ilişkiyi eski  yüksek seviyesine çıkarması da yenilginin diğer somut ifadesi. 

Panislamist yeni Osmanlıcılık, Erdoğan diktatörlüğünde karekteristiğini bulsa da, sermaye birikimi büyüyen ve dünya pazarıyla bütünleşen Türk burjuvazisinin, bölgesel yayılmacı çıkarları doğrultusundaki ihtiyacına yanıt verme macerasıydı. Bu nedenle, yalnızca MÜSİAD değil TÜSİAD da bu ihtiyaç doğrultusunda destek verdi. 

Fakat bu politika, Türk burjuvazisinin gücünü aşan hayalciliğe sahipti. Emperyalist dünyanın rekabet içindeki güç ilişkisine çarpınca iflas etti. 

Aynı zamana başarısız 15 Temmuz darbesi denk gelip Putin sıcak ilişki geliştirince, rakipten bir müttefik koparma taktiği güdünce, Erdoğan Şanghay İşbirliği Örgütü’ne girme lafı etmeye başladı.

Astana deklerasyonundan sonra Avrasyacı ittifaka mı geçecek sorusu soruluyor. 

Erdoğan diktatörlüğü, Avrasyacı lafları, “milli ve yerli” demagojisini yutturmanın bir parçası ve yeni ittifak gücü Ergenekoncuları -geçmişte liberallere demokrasi masalları anlattığının benzeri yöntemle- hoş tutmanın aracı olarak  kullanmaktadır. Ayrıca efendisi Batılı emperyalistlerden taviz koparmanın şantajı yapıyor. 

ABD ve AB emperyalistleri askeri darbe girişiminde görüldüğü gibi diktatör yerine at değiştirmeyi tercih etmekte, bu durum diktatörün kitle desteğini koruma demagojisi ve  ordu içinde Avrasyacı müttefikini arkasında tutma çabasını gerektirmektedir. 

Erdoğan, yeni faşizmin yeni anayasasını kabul ettirinceye değin bu çabayı gösterecek, sonrası için Rusya’nın Suriye politikasına ve politik islamcı çeteleri Rısya’ya karşı dizginleme isteğine uygun hareket edecek, fakat ABD’ci-NATO’cu ittifakta kalmaya devam edecektir. Faydacı tüccar mantığına dış politikada da sahip olan Erdoğan, çelişkilerine ve Avrupa kentlerinde bomba patlatıp cinayet işlemesine rağmen, Avrasyacılığa gitmeyecek, durumunu biraz sağlamlaştırırsa Avrasyacı müttefiklerini satıp ABD’ci ve NATO’cu sınırlar içinde kalacaktır. 

Buna zorunludur. 

Birincisi Türk burjuvazisi, Batılı emperyalist dünya mali-sınai tekelleriyle bütünleşmiştir. Türkiye banka sermayesi içinde yüzde kırkı aşan pay emperyalist mali sermayenin  mülkiyetindedir. Sınai-ticari 500 büyük firma sermayesinin yaklaşık yüzde kırkı Batılı mali oligarşinin mülkiyetindedir. Türk burjuvazisi, emperyalist küreselleşmeyle bütünleşmeyi en çok ve en hızlı AKP döneminde gerçekleştirdi. Ve Mali-ekonomik sömürgeleşmeyi hızla bu dönemde tamamladı. 

İkincisi NATO’nun yarım yüzyılı aşkın süredir üyesidir. Ordu ve silah sistemi NATO’cu emperyalizme bağımlıdır. 

ABD, Türkiye’de at değiştirebilir, ama işbirlikçisi Erdoğan efendi değiştirmeye kalkıştığında, 15 Temmuz’dan farklı olarak askeri darbeyi doğrudan örgütler. 

ABD ve Avrupalı emperyalistler, bölgede hakimiyeti sağlamlaştıramamanın, Suriye savaşında-Libya’dan farklı olarak-işgale doğrudan girememenin sonucu olarak, Türk burjuvazisinin ve Suudi monarşisinin özerk taktikler gütmesine göz yummak zorunda kaldılar. Buna bir dereceye kadar göz yumarlar ama blok değiştirmeye darbeyle karşılık vermekten çekinmezler. Bunu iyi bilen tüccar zihniyetli Erdoğan efendilerine bağlı kalmaya devam edecek ama içte faşist saldırganlığı tırmandırmaya, dışta Rojava-Şengal ve Medya savunma alanlarına karşı kirli ve işgalci savaş maceralarını sürdürmeye çalışacak. 

Yazarın diğer yazıları