Yenilgi psikozu ve direnişin anlamı

Kritik dönemlerde, özellikle de küçük burjuva ruh halinin içine sürüklendiği durum bir tür ‘yenilgi psikozu’ durumudur. Her şey bir an önce netleşsin, kesinlik kazansın ister. Her şeyin bir an önce kesinliğe kavuşmasının en kestirme yolu, bir an önce yenilmektir. Tuhaf bir paradoksla, mağlup bir kesinlik için dünyadan vazgeçebilmektedir. Egemenlerin ve egemen ideolojinin kendisine sunduğu envanter içerisinde üretir çünkü kendi yaşamını anlamlamasını sağlayan adları. Kendi gerçekliğini kendisine ait olmayan kavramlarla kavradığı için oluşan köklü bir yabancılaşma durumu içerisinde ‘istikrar’a yönelik talebi de gerçekte ‘egemenin’ istikrarına yönelik bir taleptir. Kendi arzuları yoktur, çünkü egemenin arzularını kendi arzuları olarak benimsemiş durumdadır. Marx’ın “Burjuvazi kendi suretinde bir dünya yaratıyor” derken kast ettiği de böyle bir şeydir. İnsanların kendi gerçekliklerini onlar aracılığıyla düşünüp değerlendirecekleri kavram ve imgelerin de üretimi anlamına gelir bu.

İlginç bir hal yaratıyor bu. Özellikle de sosyal bilimcilerde kendisini gösteren bir hal: Sanki belirli bir gerçeklik ve o gerçeklik içerisinde oluşmuş kavramlar ve kök-kavramlar kendi başlarına bir değer taşımıyormuş da ancak belirli başka kavram setleriyle buluşturulduklarında değer kazanabilirlermiş gibi bir hal. Bu da olgulara onları konuşturmak amacıyla değil de onlara kendi kavram gömleğini giydirmek amacıyla gitmek gibi bir sorun oluşturuyor. Dikkatli bir bakış, burada söz konusu olanın belirli bir öznelik kipini doğrulamak olduğunu görecektir. Naif olmaya ya da gereksiz bir nezaket sergilemeye gerek yok. Kendi Kürt’ünün peşindeki devlet politikasıyla ve söylemiyle yapısal bir ortaklığı var bu tutumun. Çünkü Kürtler, en nihayetinde, farklı oldukları için değil, kendilerinden beklendiği ve istendiği biçimde farklı olmadıkları için ‘cezalandırılmaktadırlar’; üstelik de aynı olan tarafından.

Böylelikle ancak belirli kavramlarla buluştuklarında değer kazanabildikleri biçimindeki örtük kabul nedeniyle, bizzat deneyimlerin kendileri değersizleştirilmekte; deneyimi kuran ve tartan ölçü, deneyimin kendi içeriğinden değil, ona dışsal bir yerden kurgulanmaktadır. Deneyimin bu gaspı, düşünce tarihi açısından, Francis Bacon’la başlayan bir süreçtir. Sonradan devrime ihanet edecek olan burjuvazinin dünya görüşünün ortaya çıkış dönemleri ve bu dünya görüşünün çeşitli düşünürlerde ifadesini bulması süreci… 

Bacon kesinlik arzusu adına, ampirik olanla evrensel olanı buluşturmaya çalışırken, deneye bel bağlıyor ve deney adına deneyimin deneyim olmak bakımından otoritesinin temellerini söküyordu. Bu türlü bir burjuva düşünce çizgisinin, elbette burjuvazinin devrime 19. yüzyıldaki ihanetini de göz önünde bulundurarak, günümüzde aldığı biçimi biliyoruz. Mesele, olan bitenin içerdiği kaotik durum olmaktan ziyade, egemenlerin kendi sübjektif koşullarının kesin istikrarı olarak beliriyor. Bu nedenle kendi adıma, istikrar arayışının asla objektif koşullara dayandırılabilecek bir şey olmadığı kanısındayım. Daima bir özneyi varsayar çünkü bu; burjuva olmadığımız halde burjuva öznelere dönüştürülmemizin, yani burjuvanın tahayyül dünyası içinde inşa edilişimizin anahtarı da burada yatıyor bana kalırsa. Kesinlik arzusu yatışma arzusudur.

Yatışma, hayatın normalleşmesini varsayar. Fakat ezilenlerin tarihi böyle bir normalleşmenin asla gerçekleşemediğinin de tarihidir. Çünkü her şey bir kenara, insanın kendi hayatını kendisine dışsal kavram ve kategorilerle anlamlandırması, zaten bir hayata sahip olmadığını da ortaya koyar. İnsanın, sahip olmadığı bir hayatı normalleştirmeye talip olması kadar abes bir şey yoktur herhalde. Çünkü bu biçimiyle buradaki kesinliği ve yatışmayı mümkün kılacak şey, beklenildiği gibi farklı olmaya rıza göstermektir. Türk devletinin sorunu çözmek üzere daima muhataplar ve temsilciler inşa etmeye çalışmasının anlamı da budur. Egemen, kendi özne olma tarzını dayatmakta, böylelikle sorunu öznelerinden bağımsızlaştırarak çözmeye (!) yönelmektedir. Bunun için de sürekli bir istisna hali içerisinde krizi daimileştirmekte fakat bunun sorumluğunu da Kürt Hareketine yıkmaya çalışmaktadır. O halde yatışmak yok, aksine direnişi büyütmek var; çünkü bir sorun ancak öznesiyle çözülür ve mevcut sorunun öznesi de açıkça bellidir.

Yazarın diğer yazıları