Yerel seçimler yaklaşırken

Türkiye’nin yaşadığı ve son 17 yıldır hayatın her katmanında sonuçlarını gördüğü akıl tutulmasının ve politik deliliğin vardığı nokta kuşkusuz faşizmin çok yönlü kurumsallaşması olmuştur. Kürt halkının her biçimde sonuçlarını vahşice yaşadığı faşizmi son yıllarda yaşamaya başlayan Türkiyeli diğer halklar ve güçler artık sormaktan bıkmadığımız soruları sormaya başladı gibi. Nasıl olur? Nasıl bu kadar bencil, yalancı, pervasız olunabilir? Nasıl bu kadar hukuksuz ve zalim olunabilinir?

Son bir kaç yıldır faşizmin çılgınlığına direk maruz kalmanın sonucunda yükselen bu sorular aslında dünyanın ve Türkiye toplumlarının alışık oldukları psikolojik dengelerin sarsıldığını da gösteriyor gibi. Artık kendileri de bu politik çılgınlığın ve faşizmin öyle kolay baş edilebilir bir şey olmadığını öğrenmeye başlıyor. Bugünlerde hepsi Kürt halkına hakkını teslim etmeli sanırım. Ne de olsa Kürtler zulum geleneğine karşı en uzun ve belki de en inatçı mücadeleyi vermiş bir halkı temsil ediyor. Ne de olsa geçtiğimiz yüzyılda dili, kimliği, kültürü, iradesi, bir bütün varlığı yok sayılan bir halk olan Kürtler bugün direnişin başını çeken halktır. Ve belki de bu kez, yerel yönetim seçimleri öncesi Leyla Güven öncülüğünde cezaevlerinde başlayan direnişle, Rojava’da gösterdikleri destansı kahramanlıkla, Güney Kürdistan’da halkın sömürgeciliğe ve işbirlikçiliğe gösterdiği tavırla en inanılmaz tecrit koşullarında gösterdikleri sebatı, sabrı ve direnişi çok daha büyük bir aşamaya yükseltecekler. Direnmekten başka bir seçeneklerinin olmadığının tecrübesiyle yine canları ile kanları ile mücadalede ısrar edecekler.

Asıl soru şu; Türkiyeli diğer halklar, inançlar ve sol sosyalist güçler bu kez kendi aralarındaki politik farklılıklara aldırmadan ve gerçek demokrasiye olan inançla faşist rejime karşı örgütlenebilecek ve Kürt halkının verdiği mücadalede hak ettiği biçimde yanında yeralabilecek mi? Üstelik seçim sahtekarlıklarının Haziran seçimlerinde yaşandığı gibi arşı alayı aşacağına kesin gözüyle bakılan, hatta muhaliflerin iç savaş imalarıyla tehdit edildiği, hapse atıldığı ve dahası yaşamı ile sınandığı bir seçim sürecinde sağduyulu ve öngörülü olabilecekler mi?

Eğer Türkiye halkları bu mücadelede başarılı olmak ve ülkeyi bu faşist salgın illetten kurtarmak istiyorsa kanımca mücadaleye, kaybedecek hiçbir şeyleri kalmamış gibi girenlerin gözü pekliği ile girmek zorunda. Nihayetinde bu mücadale, bir halkın insana yakışır şekilde yaşama mücadelesi. Zorla düşmanlaştırılmaya karşı kardeş kalma inadı, adaletsizliğe karşı vicdanlı olma kararlılığı, güç kullanarak itaate zorlananların onurlu kalma kavgasıdır. Bu, bir diktatörün ve işbirlikçilerinin elinden bir ülkenin geri alınacağı ya da sonunda çoğunluğun bir ülke kaybedeceği bir bir zaman olacak. Bu Kapitalist modernitenin, sömürgeci faşizmin tüm saldırılarına, uyuşturma ve unutturma operasyonlarına rağmen toplumun direngen kesimlerinin varlığının anlam kazanacağı bir zaman olacak.

Bu seçimin sonucu ne olursa olsun seçime yaklaşılan bu zaman diliminde görülmesi gereken; Türkiye’de halkın çoğunluğu sadece ülkesi için değil, demokrasi ve özgürlükler, adalet ve kardeşlik için elinde avucunda ne varsa ortaya koymak zorunda. Herkes bilmek zorunda ki eğer bu süreçte de faşizm kazanırsa, halkların güvenebileceği bir hukuk sistemi, bir hak arama yolu kalmayacak ve son nefes borularıda tamamen tıkanacak. Tüm halkların ve vicdanına yaslanan tüm kesimlerin yaratacağı güç birliğinin tüm diğer faşist örneklerde olduğu gibi ülkemizde de bu zalimliği yok edeceğine olan inanç büyütülüp, küçük hesaplara gelecek kurban edilmezse tüm dünya bir kez daha görecek ki halkların inancı faşizmi yok eder.

Dolayısıyla hangi siyasi kanattan olurlarsa olsunlar, erdemlice ve insanca faşizme karşı bir tutum takınacak herkes yaşanılır bir gelecek adına şimdiden bir araya gelmek zorunda. Ve umuyoruz ki seçimler, koşulların akıl almaz adaletsizliğine rağmen halkların iradesinin faşizmi nasıl da alt ettiğini bütün dünyaya göstersin.

Yazarın diğer yazıları