Yetmezliğimiz…    –  Veysel IŞIK

Yokluğumuz varlığımıza engel bir durum teşkil etmişti yaşadığımız coğrafyada. Hep denemiştik kendimiz olmayı. Ancak üzerimize örtülen Ağrı Dağı’nın beton meftunluğunu bir türlü param parça edememiştik. Yılmadık bu yürüyüşlerden. Olması gereken yaşam özgür olmalıydı. Buna ant içmiş her canlının ahı yaşar bedenimizde. İlelebet bir arayıştır direniş ve devrim. Hiç bir zaman ve hiç bir yerde sona yaklaşmamıştır. Hep daha ötesi ve iyisinin hikayesini yazar ve arar bu hakikat arayışçıları; ‘Bir hırka, bir lokma’ vaziyetidir.

Tesvir edilmemiş yaşamın kendisidir ‘halkların binlerce yıllık özgürlük eşitlik ütopyasını temsil’ etmek. İbrahim’in külüyle bezenmiş ve Nemrut’a boyun eğmemiş toprakların yadigarlığıyla kendisini donatmış, öyle yola çıkmıştı Amaralı. Kağıt üzerinde çizilmiş olan sınırlar halkların binlerce yıllık özgürlük ütopyasına bir darbe olarak indirilmişti 19. yüzyılın başlarında. Binlerce yıllık kavimlerin temsili olan dilsiz ve kimliksiz Kürtlerin yükünü taşımak ve onun adına mücadele etmek ‘ateşten gömlek giymekti’. O gömleği daha önceleri bu topraklarda giyenler olmuştu. Fakat ateşin içinde kavrulmaktan kurtulamamıştı kimse. Ancak o gömleği giyenler her zaman yolunu belirlemişlerdi. Belirlenen yol kazanılan yoldu. Amaralı’nın ardılları bunu mücadeleleriyle ispatlamışlardı. ‘Sonuç ne olursa olsun muhteşem olacak!’ diye.

Acaba bu sefer olabilir miydi? İmkansızı başarabilir miydi? Yenilmişlik, yıkılmışlık, parçalanmışlık ve yakılmışlık hikayelerine son verilebilir miydi? Bu yeni serüvende. Çetrefilli bir yola girmişti Amaralı. ‘Yetmez yoldaşlığın’ nelere yol açtığının hikayeleriyle dolu bir yol. Koçgiri’den Mahabad’a, Zilan’dan Halepçe’ye saymakla bitmeyen yetmezlikler, anaların gözyaşlarını sele, Kürdistan’ın her karış toprağını da kanla bezenmişti. Tüm bunların farkındaydı Amaralı. Bir yol arıyordu. Birşeyler olmalı ve bu yıkımdan kurtulunmalıydı halklar ve onların coğrafyaları.

Farklı renkler, büyük gök kubbe altında yaşayan canlıların bütününe tekabül eder. An geldi bu canlılar birbirinin canavarı haline geldi. Kendisinden güçsüz olanla başlayan ve en son da kendi bedenine karşı acımasız olan insanlara binler yol aramaya başlamıştı yeryüzünde. Özgür yaşamı gerçeğe dönüştürme azmi ve kararlığı her devirde yolun devamına yoldaş olanlarla sürüp geldi. Mezopotamya coğrafyasının her karış toprağı bu hikayelerle doludur. Onun içindir “Hergün yaşaman gerekiyor, ayakta kalman gerekiyor. Budur doğru olan. Diğer yüklerin hepsini hafifletiyorsun o zaman” derdi Dersimli Atakan Mahir.

Amaralı şahsında Kürt Özgürlük Hareketi ve Kürdistan halkına yönelik uluslararası komplo, 9 Ekim 1998’de start aldı. Amaralı, 9 Ekim’de Ortadoğu’dan çıkmak zorunda bırakıldı. 15 Şubat 1999’da Yunanistan’ın Kenya Büyükelçiliği’nden kaçırılarak Türkiye’ye teslim edilmesiyle komplonun birinci aşaması tamamlanmış oldu. Hakikat arayışçıların temsilcisi olan Amaralı hergün ayakta kalarak yaşadı. 20 yıldır emsalsiz bir tecrit ve işkencenin altında halkların özgürlük arayışına yol aramanın büyük bir direnişini sergiliyor. Her anı ‘nasıl yaşamalı’nın cevabı durumundadır.

“Ben ilke adamıyım, halklar lehine çizgi sahibiyim, halkların binlerce yıllık özgürlük eşitlik ütopyasını temsil eden bir özgürlük savaşçısıyım, başkalarının savaşçısı olmam.” Amaralı bu sözleri Şam’da iken gelip kendisiyle görüşen ABD ve İngiltere temsilcilerine söylemişti. Ortadoğu’da 20 yıl boyunca büyük bir mücadele yürüttü. Kimliksizleştirilen kadim bir halkın serüvenini ortaya çıkarmanın yürüyüşüne çıkmıştı. Tam da ifade edildiği gibi ‘iğneyle kuyu kazarcasına’ ilmik ilmik örmüştü bu yolun çakıl taşlarını. Kendisinde temsiliyeti bulan binlerce devrimcinin yükünü ve hayallerinin ta kendisiydi.

Şimdi daha fazla özgürlük arayışını geliştirme zamanıdır. Özellikle 9 Ekim komplosunun yıl dönümü yaklaşırken Amaralı şahsında tüm hakikat arayışçılarına özgür yaşam koşullarını yaratmak için tek yol birlik olup direnişi geliştirmektir.

Yazarın diğer yazıları

    None Found