İhanetin yüzüne tüküren Êzîdî kadınlar

‘Direniş’ cezbedici ve büyüleyici bir sözcük. En anlamlı öğreti ve bir özgürlük tercihi. Zulmün, faşizmin, gericiliğin baskısı altında kamçılanan ve var olabilmenin tek imkanı olan… ‘ben de varım’ diye bilmenin cesareti ve insanı gerçekten her eylemden daha çok onure eden bir duruş. Tarihin birçok evresinde kalktı mı şaha, devrimler yaratan ‘direniş ve direnmek’ bugün de en büyük silahımız. Bu eylem biçimini tahrip gücü yüksek hiçbir gerici silah yok etmeye muktedir değil. Yok, çıkmadı daha direnişi yok edecek bir silah. Çünkü o bir irade, özgürce var olabilmek için bir tutku. Ruha işlenen, kalpten kalbe taşınan ve dile geldikçe çoğalan…

Evet, çok ihtiyacımız var o büyülü sözcüğe, o bizi cesaretlendiren, onure eden eyleme. Çünkü inandığımız tüm değerlere saldırı var. Direnişle yaratılan ve bize devredilen mirasa, haklarımıza saldırı var. Dünyanın birçok ülkesinde ezilen mazlum halklar ve kadınlar işte bu yüzden bugün direniş için çağrı yapıyor. Direnmezsek bu yeryüzü erkek faşizminin karanlığına gömülecek ve o karanlık benliğimize hükmedecek. Bu yüzden artık sadece bir gün tek değil, bundan sonraki tüm zamanlarımızı özgürlük zamanlarına dö­nüş­türebilmek için her gün, ama her gün direnmemiz gerekecek. Kuşkusuz en çok kadınlar sahipleniyor direnişi, direniş kadınların öncülüğünde gelişiyor. Bu bir sorumluluk aynı zamanda. Kadınların direnişiyle yaşamın rengi ve anlamı değişiyor. Çünkü kadınların talebi aynı zamanda tüm ezilen hakların ve insanlığın talebi oluyor. 

8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle de tüm kadınların halklara ve tüm dünya insanlığına yapacağı tek bir çağrı vardır, o da direnişe çağrıdır. Erkek faşizminin son bulması için direnişin süreklileşmesidir. Bu vesileyle ben tüm dünya kadınlarının ve özellikle de direnişleriyle tüm dünya kadınlarına ilham olan Kürt kadınlarının gününü kutluyorum. Çünkü onlar hepimize direndikçe başarmanın ve özgürleşmenin ne kadar mümkün olduğunu gösterdiler. Onlar dünya kadın mücadelesine öncülük etmiş ve elden elde geçmiş bayrağı devraldılar. Kadın mücadelesinin zafere taşıyıcıları onlar ve özgürlük bayrağını onlar dikecekler bu yeryüzüne.

***

8 Mart vesilesiyle birkaç gündür hiç unutamadığım, Şengal’den yansıyan bir kareyi de paylaşmak istiyorum. 

Bizler 3 Ağustos 2014 yılında DAİŞ gericiliğinin Êzîdî halkını nasıl bir kıyımdan geçirdiğine tanıklık ettik. Tüm dünyanın gözleri önünde DAİŞ mazlum bir halkı bitirmenin hamlesini başlattı. 5 bin Êzîdî kadın DAİŞ çetelerinin eline esir düştü ve hala 3 binin akıbeti bilinmiyor. Binlercesi katledildi, kurtulabilenler de kutsal mekanlarını terk etmek zorunda kaldı. Göç yollarına düştü. Ne kendileri savunmalarını yapabildi ne de Şengal’in güvenliğini o gün elinde bulunduran KDP. KDP peşmergeleri herkesten önce Şengal’i bırakıp kaçtı. Sonrası herkesin ve KDP’nin de bildiği ama işine gelmediği için inkar ettiği ve bugün KDP’ye bağlı silahlı güçlerin namlularını doğrulttuğu, HPG ve YJA Star güçlerinin Êzîdîlerin yardımına koştuğu gerçeği. 

Son kaç gündür tırnak içinde “Kardeş kavgası” diye tanımlanan ama KDP’nin Şengal’e yönelik ikinci ihaneti olarak bilinen bir çatışma durumu var. Êzîdî halkı bunu başlarına gelen fermanların bir devamı olarak tanımladı. Ve şimdi Kürt halkının düşmanlarıyla ittifak yapan, direnen Kürt gerçeğini ortadan kaldırmaya adeta yeminli KDP-ENKS’ye bağlı silahlı güçlere karşı direniyor. Şengal’de yok artık teslim alacakları hiç kimse yok. İhanetin o kutsal mekanlara ve insanlara bir acı daha yaşatmalarına izin vermeyecek kadar inançlı, kararlı, erdemli kadınları ve savaşçıları var Şengal’in. Kepçelerle kazılan hendekleri ayakları ve elleriyle ite ite toprak dolduran, ihanetin yüzüne büyük bir cesaretle tüküren, ona meydan okuyan ve bu sefer silahlanarak kendi savunmasını yapabilecek kadınları var.

Ve elbette Şengal’i işgal etmek için gelen tankların önüne geçmeye çalışan iki genç savaşçının arkasından ihaneti halkına bir tercih olarak seçenlere bıraktığı bir kare kaldı. Ellerindeki silahlara yeltenmeden, bedenlerini Şengal’in özgür geleceği için siper eden savaşçıları… İzlerken büyük bir öfke duydum o tankları Şengal’e sürenlere, önlerine geçen YBŞ (Yekîneyên Parastina Şengal’e) savaşçılarının üzerine yürüme talimatı verenlere. İhanet kirli bir sözcük. Ağzıma bile almayacağım, ama o ihanetin önüne geçen YBŞ savaşçılarını ve silahlanarak ihanete ve bir başka fermana meydan okuyan Êzîdî kadınlarını asla unutmayacağım-unutmayacağız. Bize direnmenin ne kadar erdemli ve onurlu bir eylem olduğunu bir kez daha gösterdiler.   

Yazarın diğer yazıları