Yıkılacak olana kapalı; Yıkacak olana ise açık

Veysi Sarısözen

Ahval Gazetesi’nin “başyazısını” okuyunca, içimden “iyi ki yazmışım” diye geçirdim.

Şundan dolayı: CHP ve İyi Parti’nin içine yuvarlandığı kriz, belli ki “yeni bir parti” iştihasını arttırmış.

Ahval “başyazarı” şöyle yazmış:

“24 Haziran sonrası kurulan iktidar yapısı da, işlevsizleştirilerek sadece maaşlılara açık bir tartışma kulübüne ve onaylama bürosuna çevrilen TBMM de; CHP’siyle, İYİ Parti’siyle, HDP’siyle su yüzüne vuran kısır muhalefet krizi de gösterdi ki, siyaset, bildiğimiz haliyle artık duvara dayanmıştır.

Türkiye’nin, popülizme açık kimlik siyasetleri yerine, somut ve vaatkar, yeni dille donatılmış, ideoloji zemininde yeşerecek yepyeni partilere ihtiyacı var.”

“Siyasetin duvara dayandığı” iddiasını düzelterek işe başlayabiliriz: Siyaset değil, “işlevsizleştirilmiş, maaşlılara açık bir tartışma kulübüne ve onaylama bürosuna çevrilen TBMM’de kalarak yapılan parlamentarist siyaset duvara çarpmıştır. (HDP’nin faşizm tarafından tasfiye edilmemek için TBMM’de direndiğini bininci defa tekrar edeyim ki, yanlış anlamalara yer kalmasın.) “Yeni bir siyaset” ancak CHP’nin TBMM’yi Orhan Bursalı’nın önerdiği gibi terketmesi ve halkın sinesine çekilmesiyle başlatılabilir. TBMM’deki CHP faşist rejime meşruiyet kazandırmaktan başka hiçbir işe yaramaz. (Çekilmez diyenlere, çekilmediği için CHP’yi topa tutun diyorum. ‘Nasılsa çekilmez’ diyerek ‘çekilsin’ önerisini görmezlikten gelmek, CHP’yi çekilmediği için topa tutmaktan vazgeçiştir, anlaması çok mu zor?)

Gelelim ikinci düzeltmeye: “Başyazı” HDP’yi CHP ve İyi Parti’yle aynı kaba koymuş. Neden? Bu iki parti faşizme karşı en küçük bir direniş göstermeden, Berberoğlu’nu saymazsak en küçük bir bedel ödemeden “kurultay krizleri” içinde yıkıma doğru gidiyor. HDP’de böyle bir hal var mı? Eşbaşkanları, Belediye eşbaşkanları, binlerce üyesi hapiste olan ve faşizmin boy hedefi haline gelen HDP’nin arkasında milyonlarca insan var ve bunlar başta Kürdistan olmak üzere her yerde direnmekte.

Ve üçüncü düzeltme: “Başyazı” diyor ki, “Türkiye’nin … somut ve vaatkar, yeni dille donatılmış, ideoloji zemininde yeşerecek yepyeni partilere ihtiyacı var.” Yazının gidişine bakılırsa yazar CHP’nin, İyi Parti’nin ve HDP’nin yerine “yepyeni partilere” olan ihtiyaçtan söz ediyor. Ama dikkatli bir göz, yazarın aslında şu sıralar HDP’ye karşı kullanılan “kimlik siyaseti” suçlamasına atıfta bulunduğunu görüyor; “başyazar” “popülizme açık kimlik siyasetleri yerine” “yepyeni partilerin kurulma ihtiyacından” söz ediyor. “Kimlik siyasetlerinden” bu ülkede anlaşılan belli ki “Kürt sorununu temel sorun” sayan HDP’nin “siyasetleri”dir. Ahval neye işaret etmek istiyor?

Nihayet sonuncusuna geldik: “Başyazar”ın ihtiyaç duyduğu “yepyeni partilerle” ilgili yaptığı tariften ne anlıyorsunuz? “Somut ve vaatkar” partiler; “yeni dille donatılmış” partiler; “ideoloji zemininde yeşeren” partiler… Hepsi bu kadar.

Halkın karşı karşıya olduğu ve ucunda felaketin durduğu bir krizden çıkış için önerilen “yepyeni partiler” böyle tarif ediliyor. Ahval Gazetesi bu “başyazıyla” ciddiyetinden çok şey kaybetmiştir.

Kim yeni partiler kurar bilmem. Ama şunu bilirim: İyi Parti’yi bir yana bırakalım; CHP’nin, tarikat ve cemaatlerin, Batı yanlısı sermayenin içine yuvarlandığı bugünkü krizden çıkış için gerçekten “yeni bir oluşuma” ihtiyaç var. CHP tabanındaki Kemalistlerin, tarikat ve cemaatlerin tabanındaki özgürlükçü Müslümanların, Batı yanlısı sermayeyi savunan liberallerin HDP’den “uzak durma” lüksü artık kalmamıştır. Bu sayılanlar ister partilerine, cemaatlerine ya da savundukları sermayeye bağlı kalarak, ister koparak, HDP tabanıyla birleşmenin yolunu artık aramalıdır. “Faşizme, ırkçılığa, klerikalizme, militarizme, cinsiyetçiliğe, ekolojik barbarlığa KAPALI, buna karşılık katılacak bütün güçlerin Program amaçlarına AÇIK bir Anayasa ya da cephe hareketi” yaratmalıdırlar. Böyle bir anayasa gerçekleştiğinde bugün birleşenler yarın kendi yollarında özgürce yürüyeceklerdir.

Ahval Gazetesi bir de bu öneriyi düşünmelidir.

Çünkü Ahval çevresi ne yaparsa yapsın, “Somut ve vaatkar” partiler; “yeni dille donatılmış” partiler; “ideoloji zemininde yeşeren” partiler kuramaz. Ama geniş bir cephede yer alabilir.

İnsan kolay yol varken kendini zor yola sokmamalı. Hele muhalefet adına ayakta kalan ve direnen biricik partinin, HDP’nin yerine şu garip tarif kapsamına giren bir partinin kurulması çağrısını hiç yapmamalı.

Doların dizginlerini kopardığı şu ekonomik çöküş döneminde hepimizin gerçekçi bir alternatif üretme konusunda çok ciddi olması gereklidir.

Yazarın diğer yazıları