İki cesur yürek: Nuriye ve Semih

Türkiye, neresinden bakarsanız bakın; içinde bir sürü tuhaflıklar barındıran bir darbe girişimi yaşadı. Başlangıcı, gelişimi, darbecilerin yöneldiği çevreler hep tuhaftı. Sanki 2003’de birinci orduda hazırlandığı iddia edilen Balyoz Plan Seminerindeki dehşet senaryoları 15 Temmuz 2016’da başkaları eliyle hayata geçiriliyordu.

Balyoz’da ele geçirilen ancak daha sonra sahte olduğu iddia edilen dijitallere göre; ilk etapta Fatih ve Beyazıd Camiilerinde bomba patlatılacak, bunun üzerine hükümet sıkıyönetim ilan etmek zorundan kalacaktı. 

Hemen sonrasında içerde ucuz milliyetçiliği harekete geçirebilmek için Yunanistan hava sahası üzerinde bir Türk jeti yine darbeciler tarafından düşürülecek bu yolla halk galeyana getirilecek; bu durumun yarattığı gerilimden yararlanarak; demokrat, yurtsever ilerici; gazeteciler, yazarlar, akademisyenler tutuklanacaktı.

Bu senaryoya göre darbeciler cami bombalıyacak; kendi uçağını düşürecek ama sonrasında ne uçağın düşmesinde ne de caminin bombalanmasında hiç bir dahli olmayan; yurtsever, demokrat çevrelere yönelik bir saldırı dalgası başlatacaklardı.

Muhattapı olduğumuz durumu tersinden okursak; kendiliğinden şöyle bir durum çıkıyor karşımıza: „Devlet içinde bir kesim; devleti yeniden dizayn etmek; ama hemen sonrasında yurtsever, demokrat, ilerici çevrelere saldırabilmek için kendi uçağını düşürecek, kendi insanlarının ibadet etmek için gittiği camiyi bombalayacaktı!“

Elbette devlet içinde bir iktidar mücadelesi var ve yenenler, yenilenleri tasfiye ediyor; hele bir de bu Osmanlı/Türk devlet geleneğinin „ya devlet başa, ya kuzgun leşe!“ yaklaşımı ile birleşince ortaya kendi generaline bile tecavüz edebilen feci bir devlet görüntüsü çıkarıyor. 

Fakat her durumda devlet içi iktidar mücadelesini kimin kazanıp, kimin kaybettiğiniden bağımsız, kazanan taraf ortaya çıkan durumu; ülkenin aydınlarına, demokratlarına, yurtseverlerine saldırmak için bir fırsata dönüştürüyor.

15 Temmuz 2016’da Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün darbeciler tarafından kapatılması ile başlayan süreç; meclisin içerde 50 kadar milletvekilinin olduğu bir sırada F-16 uçaklarınca dört kez bombalanması ile devam etti. Özel hareket polislerinin olduğu binalar F-16 uçaklarınca vuruldu.

Sanki Balyoz’daki dehşet senaryoları birileri tarafından hayata geçiriliyordu; bu kez cami değil meclis bombalanmıştı, Yunanistan hava sahasında Türk F-16’sı düşürülmemişti ama Türk F-16’sı kendi meclisini ve polisini bombalıyordu.

Yukardaki görüntüler toplumda muazzam bir dehşet duygusu oluşturuldu; sonra bir anda neredeyse bir haftadır ortalarda görünmeyen Cumhurbaşkanı Erdoğan insanların tek güvenebileceği figür olarak ortaya çıktı. 

Artık ikinci aşamaya geçilebilinirdi; hemen ertesi gün OHAL ilan edildi, zaten dışarıda Suriye’de Irak’ta IŞİD’le ilişkileri, içerde 17/25 Aralık operasyonları ile bunalmış Erdoğan iktidarına 15 Temmuz darbe girişimi ilaç gibi geldi; Erdoğan da zaten lafı hiç eğip bükmeden „bu başarısız darbe girişimi bize Allah’ın lütfudur!“ dedi.

Kılıçlar çekildi; ilk aşamada ivedilikle ‘Fethullahçı Cemaat’ devletten kazınmaya çalışıldı; ancak hiç vakit kaybetmeden ikinci aşamaya geçildi. İkinci aşamada kimin iktidarda olduğundan bağımsız bütün darbeler sonrası olan bu kez başarısız 15 Temmuz darbesi sonrasında da hayata geçirildi, devletin kılıcı; cemaat bahanesi ile; yurtseverleri, demokratları, ilericileri kesmeye başladı. 

Akademisyen Gülmen ve Özakça’nın sürdürdüğü açlık grevi  eylemi devletin neredeyse yüzyıllık bir geleneğe dönüşmüş bu tutumunu deşifre etmesi bakımından çok oldukça etkili oldu. Cemaatle ilgisi olmayan bir akademisyen ve bir öğretmen hiç bir gerekçe gösterilmeden görevlerinden alınmıştı. Bu insanların önünde iki seçenek vardı ya susup kaderlerine razı olacaklar, yada AKP devletinin doğrudan insanların varoluşlarına yönelmiş bu saldırıyı bedenlerini bir meşaleye dönüştürerek deşifre edeceklerdi.

Onlar ikinci yolu seçtiler, baskıcı rejimler toplumu korkutarak ayakta kalabiliyorlar; Nuriye Gülmen ve Semih Özakça bendenlerini tüketerek bu baskıcı tek adam rejimine sizden kokmuyoruz, bizi asla korkutamayacaksınız mesajını verdiler. Bu iktidar ne yaparsa yapsın bu ülkenin onurlu yurtseverlerini, demokratlarını yıldıramayacak, korkutamayacak.

Yazarın diğer yazıları