İki partili başkanlık sistemi rüyası

4 Kasım, HDP’ye yönelik saldırının son safhası olan eşbaşkanların ve milletvekillerinin tutuklanmasının tarihi oldu. Kasım, aynı zamanda Dersim’e yönelik imha kararının da uygulandığı aydır. Seyid Rıza ve arkadaşlarının idamı… Bu iki olay arasındaki bağlantı, hedefte olduğu gibi uygulamada da olabilecek benzerlikler taşımaktadır. 

Meclis’te Dersim’e yönelik alınan karar, planlı ve kapsamlı bir sosyal mühendislik stratejisiydi. Hedef, Dersimi imha etmek, artta kalanları “terbiye” etmekti. Önce fiziki kırım, arkasından bu soykırımın devamı olarak aileden daha küçük parçalara bölerek çeşitli bölgelere dağıtmak, çocuklarını Türk ulusalcılarına vererek Türk ve Müslümanlaştırmak… Bu plan uygulandı da. 

Uygulamanın ilk yılında başbakan İnönü, ikinci yılında ise Celal Bayar’dı. Proje, imha ve sürgünü içeriyordu, bu yapıldı. Ancak proje bununla sınırlı değildi elbette. Bir zamanlar MOSSAD’ın cinayet işleme yöntemine dair bir yazı okumuştum. Yazıda bir ekibin bir iki dakikada olay yerini kontrol ettiğini, ikinci ekibin bir iki dakikada cinayeti işlediğini ve üçüncü bir ekibin de bir iki dakikada izleri ortadan kaldırdığını yazıyordu. Yanılmıyorsam bütün bunlar beş dakikalık bir zamanda yapılıyordu.

Dersim’de de buna benzer bir uygulama yapıldı. Raporlarla Meclis imha kararı aldı. Bir iki yıl sürdü. Ötekiler iki yılda imha ve sürgünü sağladılar. Diğer ekip de devletin başı olan Mustafa Kemal ve CHP’nin izlerini sildi. Böylece bütün suçu Celal Bayar ve Demokrat Parti’ye atarak, Mustafa Kemal, İsmet İnönü, Fevzi Çakmak basta olmak üzere devlet ve CHP’nin tüm izleri silindi. 

Şimdi aynı durum Kürt meselesinde de kullanılmaktadır. Ahmet Altan’ın bahsettiği o tehlikeli koalisyon, Kürt meselesini, Kürtleri ve elbette sırasıyla solcuları, Alevileri ve tüm diğer muhalifleri toptan halledecek bir ‘çözüme’ odaklanmış durumda. Bu nedenle Erdoğan biçilmiş kaftan gibi görünüyor. Başarılı olduklarında uygulanan tüm insanlık dışı uygulamaları, katliamların müsebbibi Erdoğan olacak, koalisyonun diğer ortakları tertemiz olarak kalmayı umuyorlar. Erdoğan’a karşı biriken nefret bir şekilde bir karşılık bulacaktır elbette. Bu durumda bir taşla iki kuş vurmuş olacaklar. Hem Erdoğan gitmiş olacak, hem de bütün suçlar sadece ona yüklenecek. Dersim’i ve bu yıl Kürt kentlerini yıkan, yakan, talan eden o koalisyonun bir bolümü tertemiz, gözlerden ırak iktidarını sürdürecektir.

Elbette Erdoğan da en az onlar kadar “profesyonel”. İki profesyonel ekibin ürettiği şey ise kirlilik, fırıldaklık, insanların gözünün içine baka baka talan, yalan, ayrımcılık, cinsiyetçilik, manipülasyonlar, nefret suçları, hakaretler, tahammülsüzlük, usulsüzlük, savaş suçları, diri diri insan yakma dahil vahşi metotlar ve diğerleri… Bu nedenle birbirinin ellerini tahmin edecek hamleler üretiyorlar. SADAT denilen “legal” cinayet şebekesi ve AKP’lilerin silahlandırılması, diğer ekibin askeri ve bürokratik alandaki gücüne karşı geliştirilen başka bir hamle gibi. Hafif aralıklarla tehdit etseler de şimdilik birbirlerine muhtaçlar. AKP, henüz kamusal ve bürokratik mekanizmalara uygun bir deneyime sahip değil. Burası Perinçek ve Ergenekon çetesinin uzmanlık alanı. Dolayısıyla koalisyonun devam etmesinde fayda var.

CHP yönetiminin bu donemde bu kadar sessiz olmasının nedeni de burada gizli. Kitlesinin aksine CHP’nin derin yapılanması da bu suç ortaklığının içinde gibi görünüyor. Deniz Baykal’ın yerine Kılıçdaroğlu’nun geçirilmesinin sadece yüzeydeki bir görüntü değişikliği olduğu anlaşılıyor. Görüntüde Alevi ve Kürt olup her ikisini de inkar eden mükemmel bir sembol var. Toplumun bütün demokratik dalları baltalarla doğranırken Kılıçdaroğlu’nun "yapılmamalı, doğru bulmuyoruz, yanlıştır” minvalinden gülünç cümlelerle geçiştirmesinin başka anlamı olabilir mi? CHP, parlamentodan üçüncü büyük parti silinirken, hatta Cumhuriyet gibi Kemalizmin sembolü olan bir gazeteye yönelik saldırıda bile kıllarını kıpırdatmıyor olması önemli bir işaret. Suyun önüne atılmış bir sünger gibi, önemli bir dinamik olan kitlesini bloke etmekle meşgul. Bu durumda gizli bir anlaşmanın varlığı haliyle akla geliyor. İki partili bir sistem üzerinden bir uzlaşı mı var? Ne de olsa MHP gerçek anlamda bir tabela partisi artık. HDP parlamentodan atıldı, kaldı mı basit hesapla iki partili başkanlık. Kürtleri, Alevileri ve solcuları her hâlukarda ırkçı ve şoven iki partiden birini seçemeye zorlayacak bir sistem hazırlanıyor. Seçimlerden önce “HDP, AKP ile işbirliği yapıyor” diye kıyameti koparanların, nasıl bir tuzak hazırladıklarını görmek açısından önemli bir noktadayız. İyi polis-kötü polis oyunu ile bu ırkçı şoven yapının devam formülünü bulmuş gibiler. Ama bu formül de tutmayabilir.

Yazarın diğer yazıları