İkinci Tayyip darbesi

Darbeyi sadece askerler mi yapar? Çoğunluk böyle olmakla birlikte, bu durum her zaman böyle değildir. Askerlerin yaptığı darbelere adı üzerinde “askeri darbe” denmektedir. Örneğin 12 Eylül askeri darbesi gibi. Tabi bir de iktidarı elinde toplayan güç sahibi sivillerin gerçekleştirdiği darbeler var. Buna da literatürde “sivil darbe” deniyor. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Newroz sonrası gerçekleştirdiği müdahale açık bir sivil darbe girişimi oluyor.

Fakat Tayyip Erdoğan’ın bu son darbe girişiminin tam tutmadığı ve yeterince başarıya ulaşmadığı görülüyor. Çünkü buna karşı Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan başta olmak üzere Kürt Özgürlük Hareketi tüm Kürtler ve demokratik güçler direniyor. Bunun içindir ki Tayyip Erdoğan sürekli yeni hamleler yapmaya ve darbe girişimini başarıya ulaştırmaya çalışıyor. Sonucun ne olacağı henüz belli değildir, bunu yaşanan mücadelenin sonuçları belirleyecektir. 

Tabi Tayyip Erdoğan’ın yöneldiği darbe girişimi sadece bu değildir. Tayyip Erdoğan başbakan iken, anlaşmalı olarak Kandil ve Maxmur’dan Türkiye’ye dönen iki barış grubu Kürt halkı tarafından coşku ve sevinçle karşılandığı için de “sil baştan yapıyoruz” ve “başa dönüyoruz” diyerek 2009 Kasım ayında darbe girişiminde bulunmuştu. Bu durum sonuca giden açık bir darbeydi ve Önder Abdullah Öcalan tarafından “17 Kasım Darbesi” biçiminde tanımlanmıştı. 

Bilindiği gibi söz konusu birinci Tayyip darbesinin ilk hedefi Önder Abdullah Öcalan olmuştu. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın İmralı’da kaldığı hücre değiştirilmiş, Önder Abdullah Öcalan’ın tanımıyla “bir tabutluğa” konmuştu. Bununla birlikte çok ağır bir tecrit ve psikolojik baskı uygulaması altına alınmıştı. Bu temelde siyasal soykırım operasyonları geliştirilmiş ve bu süreç belediye başkanlarının tutuklanması dahil dönemin demokratik siyaset partisi olan Demokratik Toplum Partisi-DTP’nin kapatılmasına kadar vardırılmıştı.

Şimdi ikinci Tayyip darbesinin de aynı hedeflere yöneldiği görülüyor. Newroz’dan beri gerçekleştirilmeye çalışılan bu darbe de en başta Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ı hedefliyor. Bu çerçevede 5 Nisan’dan bu yana geçen üç buçuk aydır Kürt Halk Önderi ile hiçbir görüşme yaptırılmıyor. Bu temelde tam bir tecrit uygulandığı gibi, Önder Abdullah Öcalan üzerinde çok ağır bir psikolojik baskı ve terör uygulandığı da anlaşılıyor. On yedi yıldır İmralı işkence hanesinde rehin tutulan Önder Abdullah Öcalan’a “Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmesi” dayatılıyor.

Benzer biçimde darbenin ikinci hedefi de yine demokratik siyaset ve halk oluyor. Seçimden bu yana başta MHP olmak üzere AKP ve benzerleri tarafından HDP’ye karşı nasıl bir linç hareketi uygulandığı açıkça görülüyor. Yüzde 13 oy alan ve 80 milletvekili çıkarmış olan bir parti daha şimdiden başını kaldıramaz hale getirilmiş bulunuyor. Bununla birlikte polis baskısı ve terörü geliştirilerek yeni bir tutuklama furyası başlatılmış görülüyor.

Çözüm adımları boşa çıkarıldı 

Halbuki 2011-2012 savaşı sonunda kıpırdanamaz hale gelen AKP hükümeti ve Başbakan Tayyip Erdoğan, AKP kongresini sağlıklı yapabilmek için İmralı’da Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile ilişkiye sığınmak ve dayanmak zorunda kalmıştı. Kürt Halk Önderi de hükümetin yaşadığı bu zorlanma durumunu kullanma gibi bir tutuma girmeden AKP’nin bu girişimine olumlu karşılık vermiş ve görüşmeleri başlatmıştı. Sonuçta üç aşamalı bir eylem planına dayanan “çözüm süreci” gündeme getirilmişti. 

Bu temelde 2013 Newrozu’ndan 2015 Newrozu’na kadar yaşananlar biliniyor. Bu çerçevede PKK 2013 Newrozu’nda ateşkes ilan etmiş, elindeki esir askerleri hemen bırakmış, TC sınırları içindeki gerilla güçlerinin üçte birini sınırın dışına geri çekmişti. Fakat buna karşılık gereken demokratikleşme adımlarını AKP hükümeti atmayınca, Ağustos’tan itibaren PKK gerillanın geri çekilmesini durdurmuştu. Dolayısıyla “çözüm süreci” olarak adlandırılan sürecin ilerleyişi sıkıntıya girmişti.

Sürecin içine girdiği tıkanma ve yaşanan sıkıntılara rağmen, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın sabırlı çabalarıyla süreç 2015 Newrozu’na kadar devam ettirilmişti. Bu çerçevede 2014 Kasımı‘nda Önder Abdullah Öcalan “Barış ve Demokratik Müzakere Süreci Taslağı” başlıklı yeni bir proje sunmuş, bu proje kapsamında Dolmabahçe açıklamasına ve yeni Newroz mesajına ulaşılarak, İzleme Kurulunun oluşturulması temelinde müzakerelerin başlatılması noktasına gelinmişti.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ikinci darbe girişimi işte bu gelişmelere karşı gerçekleşti. Tayyip Erdoğan’ın darbe girişimi müzakere sürecine karşı olduğu gibi, aynı zamanda Ahmet Davutoğlu hükümetinin izlediği politikalara da karşıydı. Nitekim Tayyip Erdoğan’ın darbe girişiminden en çok Davutoğlu hükümeti zarar gördü. AKP’nin 7 Haziran seçimini kaybederek tek başına iktidardan düşüşünde Tayyip Erdoğan’ın söz konusu girişimleri çok önemli bir rol oynadı.

Yenilginin intikamı alınıyor 

Şimdi başlattığı darbe girişimini sürdürerek Tayyip Erdoğan’ın AKP’ye yeni bir nizam vermek istediği anlaşılıyor. Bunu da PKK ve HDP’ye karşı her türlü saldırıyı artırarak ve yeni bir savaş süreci geliştirerek yapmak istiyor. Nitekim 2013 Newrozu’nda ilan edilen ateşkesin mimarı olan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile üç buçuk aydır hiçbir görüşmenin yaptırılmaması ateşkesin bitmesi ve yeni bir savaş sürecinin başlaması anlamına geliyor. 

Tayyip Erdoğan gerçekleştirdiği darbe niteliğindeki müdahale ile başlama noktasına gelmiş olan müzakere sürecini üç buçuk aydır durdurmuş bulunuyor. Tabi Tayyip Erdoğan bununla da yetinmiyor. “Kürt sorunu yoktur” ve “Ne ikide bir Kürt diyorlar” diyerek Kürt halk varlığını bile inkar ederek eski CHP politikalarına dönmüş oluyor. Yine “Hiçbir mutabakat yoktur” diyerek, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun, Önder Abdullah Öcalan’ı kastederek “Verdiği sözü tutmadı” biçimindeki sözlerini açıkça yalanlıyor. 

Bütün bunlar, tıpkı 2009 Ekim ayında barış gruplarının gelişi ardından “Sil baştan yapıyoruz” diyerek sivil bir darbe gerçekleştirmesi gibi, Tayyip Erdoğan’ın 7 Haziran genel seçimi ardından ikinci bir darbe gerçekleştirmesi oluyor. Açıkça Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’dan ve HDP’den 7 Haziran seçim yenilgisinin intikamı alınmaya çalışılıyor. Bu temelde Tayyip Erdoğan’ın kullanmacı ve intikamcı gerçeği bir kez daha böylece açığa çıkıyor. Tüm bunlardan Tayyip Erdoğan’ın bütün görüşmelere oyalama ve Kürt direnişini tasfiye etme amacıyla yaklaşmış olduğu anlaşılıyor. Sahte görüşmelerle Kürt direnişini tasfiye etmeyi umarken tersinden kendisinin 7 Haziran seçimini kaybetmiş olmasının Tayyip Erdoğan’ı çılgına döndürmüş olduğu görülüyor.

İkinci darbe savaş amaçlı 

Tayyip Erdoğan’ın birinci darbesinin 2010-2012 savaşını getirdiği gerçeği dikkate alınırsa, bu ikinci darbesinin de yeni bir savaşı gündeme getireceği açıkça söylenebilir. Nitekim daha şimdiden içine girilen sürecin yeni bir savaş olduğu görülmektedir. Tayyip Erdoğan’ın yeni bir savaş yaratarak, PKK ve Kürtlerle savaşı yeniden tırmandırarak AKP’nin ve kendisinin iktidarını korumayı planladığı anlaşılmaktadır. Kendisinin ve AKP yöneticilerinin Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a, PKK’ye ve HDP’ye yaklaşımları politikalarının böyle olduğunu açıkça göstermektedir.

Fakat Tayyip Erdoğan ile AKP, izledikleri bu politikada çok güçlü değillerdir. Nitekim böyle bir politikayı başarı sonucunda değil, tersine 7 Haziran seçim yenilgisi sonucunda gündeme getiriyorlar. Çaresizlik içinde böyle bir politikayla iktidar ömürlerini uzatmaya çalışıyorlar. Bu nedenle de zayıftırlar ve başarılı olamıyorlar. Kürtlerin ve demokratik güçlerin direnişinin bu yeni Tayyip darbesini yenilgiye uğratacağı anlaşılıyor. Bunun da Türkiye’yi gerçek bir demokratik devrime götüreceği görülüyor. Günümüzün devrimci-demokratik görevi de bu tarihi devrimi başarıya taşımak oluyor.

Yazarın diğer yazıları