İllegal devlet hendekte

Hendekler kazıldı. Resim karelerinin birinde, Mustafa Kemal’in büstü hendeğe gömülüydü.

Kimin yaptığı önemli değil.

Mustafa Kemal’in Kürdistan’da layık olduğu yerin bir hendeğe gömülmek olması, traji komik bir manzara.

Çünkü aslında, Seyid Rıza’nın yerine 5 Eylül 1937’de tutuklanması gereken M. Kemal’di.

Sonra İsmet İnönü Kürdistan’a hiç sokulmamalıydı.

Cemal Gürsel hiç mi hiç Diyarbekir’de konuşup: "Size Kürt diyenlerin yüzüne tükürünüz" diyememeliydi.

Ecevit‘in, Bitlis’de, polisi Kürtler’e saldırtıp, "Halklara özgürlük, diyenlerin burunlarını yere sürtünüz" talimatı engellenmeliydi.

Her tepenin başına bir Türk karakolu kurulmasını sağlayan Türk ordusu Kürdistan’a hiç sokulmamalıydı.

Kemalistler ve kemalist solcular, onlarca yıl Alevi kökenli Kürt gençlerini, "geri kalmışlık" demagojisiyle, arkalarından sürükleme icazetine sahip olmamalıydı. 

Baldırı çıplak birkaç Jandarma’nın milyonlarca Kürt için kabus adamlar olmalarına müsade edilmemeliydi.

Erzurum’da, Jandarma tatbikatlarıyla Kürtler’i yoketme pratiklerini uygulamaya sokan Ecevit’i "karaoğlan" yapan yayın organlarının Kürtler’in hafızasını kaybettirmelerine, hiçmi hiç müsade edilmemeliydi.

Demirel, Kürdistan’dan kovulmalıydı.

Kemal Pir yerine, Kenan Evren tutuklanmalı ve Diyarbekir’de 5 No’lu hücreye konulmalıydı.

Hayri Kozakçıoğlu, Erkan Ünal Diyarbekir’e girememeliydi.

Mehmet Ağar, "seri katl"den ömürboyu hapse mahkum edilmeliydi.

Tansu Çiller, tutuklanıp, Denhag Uluslararası İnsan Hakları Mahkemesi’ne sevkedilmesi sağlanmalıydı.

Erdoğan, ilk konuşması için gittiği Diyarbekir’e kesinlikle sokulmamalıydı.

Roboskî Katliamından sonra, Barzani Diyarbekir’de Erdoğan ile buluştuğunda, ailece tutuklanıp, Kerkük’deki bir Kürt Mahkemesinde yargılanmalıydı.

Bülent Arınç, Uganda’ya sürgün edilmeliydi.

Yalçın Akdoğan’a, Çewlik’da 10 yıl Medrese eğitimi alma cezası verilmeliydi.

Ve devlet icazetiyle yazan çizen, ebediyete kadar Kürdistan’a karşı duracak olan, Yalçın Küçük, "Mem û Zîn"i yedi kez ezberlemek üzere, Bitlis’deki Şerefhan Bey’in sarayındaki Hamam’ın bir köşesine konuk edilmeliydi.

Genelkurmay’ın fahri sekreteri, Perinçek, Devlet Bahçeli’yle birlikte, katır ve eşek sırtında, Orta Asya’ya gönderilmeliydi.

Diyanet İşleri’nin temsiliyle Türk İslamı, Kürdistan’da "inkar ve katl"in mimarı edilmemeliydi.

Türk Ordusu’nun başını çektiği "laik Türklük, ilericililik" Kürdistan’a ayak basmamalıydı. 

Türk Devleti Organları Kürdistan’da yasaklanmalıydı.

Varoluşu ideolojisi ve, yaptırımlarıyla, Kürdistan’da yaşayanların ruhunu ve fiziğini yüz yıla yakındır düzenli olarak taciz/tahrip ve katleden bu devletin hendeklerde yokedilmesi kadar "normal" bir karşı koyuş olabilir mi?

Devlet geleneği: şiddet, entrika, suikast. Böylesi hile kuramını devlet siyaseti haline getirenlerin, sonlarının bir hendek olacağını bilmeyecek kadar aptal olduklarına inanmamızı istemelerini kabul ettiklerine, hiç inanmak istemiyorum! 

Yazarın diğer yazıları