‘İmralı süreci’

İki kişinin bildiği olay, durum ve olgu sır değildir. Onun için, Başbakan Erdoğan’ın “hassas”, yandaşlarının “İmralı süreci” dedikleri temasların içeriği de sır değildir.  

Müzakere demiyor, temas, ilişki kurma diyorum. Çünkü, sorunları ayrıntılarıyla ele alan müzakere yok.
Ama ilişkinin birden çok katılımcısı, katılımcılara refaket eden, konuşulanları dinleyen, not alanlar olduğuna göre, hiç bir şey sır değil, dar çevrede alaniyettir, olanlar.
O nedenle, aşağıda “tırnak” içinde yazdıklarım gerçek, AKP yandaşlarının yazıp söyledikleri yalan, günü kurtarma adına, hayal üstünde kurgulanan propagandadır:
“Abdullah Öcalan’la, Kürdistan sorunu konusunda konuşmaların yapıldığı doğrudur. Ancak, gerillanın silah bırakarak, sınırların dışına çekilme iddiası en başta olmak üzere, Öcalan’la herhangi bir konuda anlaşmaya varılması söz konusu değildir. Açık deyişle, hiç bir konuda, anlaşmanın ön şartı olan derinliğine müzakere yapılmamıştır. Şimdiye kadar olanlar, genel anlamda karşılıklı uzlaşma niyetlerinin bir ifadesidir.”
İmralı gerçeği bu, gerisi uydurukçuluktur. Ancak geride, güneş ışığında, yerde serili duran gerçekler nedeniyle Kürt tarafı uyanık, yalanlara güven duymayacak kadar tedbirlidir.
Çünkü, Kürdistan’ın acılarından sonra, “aynı su ile iki kere yıkanmaz” sözüne inanmıyorlar. Bu çoğrafya, aldatmacanın başarı olarak kutsanıp, kandırmacanın fazilet niyetine göklere çıkarıldığı alandır.
Başka bir deyişle, “şark (Ortadoğu) kurnazlığı” harmanıdır, burası. Burada kirlilik diz boyudur. Kürtler tanıktır ki, AKP’nin on yıllık iktidarı boyunca, aynı kirli su ile, bir kere değil, her gün yeniden yıkanıldı. Çıkar söz konusu ise din, iman, kavl û kasem, değeri olmayan ayrıntı sayıldı.
Kürtler yaşayarak gördüler ki, AKP kendi dinci-ırkçı toplumsal tabanına oturuncaya kadar, Kürt oylarına ihtiyacı vardı. Bu dönemde, Kürtlerin başına boca edilen kirli suyun adı, “onurlu bir çözüm” sözüydü.
Bu ses, onurunu koruyarak kendini ve ülkesinin güneşini yaşamak isteyen Kürtere hoş geliyor, ruhlarına ılmanlık serpiyordu.
Onun için her biri ayrı ayrı, “tutmayın beni, yalan söylemeyecek Müslüman adama desteğe koşuyorum” diye diye, AKP’ye oy vermeye segirtiyordu.
Ne de olsa, şimdiye dek rejimin bütün renklerini denemişlerdi. Onlar, seçim zamanını yalanlar maratonu yerine koymuşlardı. Kayserili bir aday, 1950’lerde yalanı, “milletvekili seçilirsem Kayseri’ye deniz getireceğim” vaadi ulaştırmıştı.
Buna rağmen, AKP dindarlığının malı (oy) kapıp, köşeyi dönene kadar olmadığına inanan ve onun için, onurlu çözüm beklentisi içinde olan Kürt çoktu.
Ama yanılmışlardı. Çok sonra değil, hemen ardında AKP’nin ötekilerden farklı olmadığını, dağlardan gelen gençlerinin naaşlarıyla gördüler. Onurlu çözüm yine uzaktı.
Özlediğini yakalamış AKP, iktidar torbasına başını sokmuş, nimetleri öğütüyordu. Yeni seçime kadar, Kürdün onur davası hafıza gerisindeydi…
Yeni seçim döneminde, bir kere daha Kürdün oyuna ihtiyaç duyunca, onurunu hatırladılar. Üstelik bu defa, Kürtlerin başından döktükleri kirli suyun adı, “açılım”dı.
Açılım diye diye toplantı üstüne toplantı yapılıyor, yandaş Kürtler birbirini ezercesine salonlara koşuyor, çağrı almayanlar, “unutulacak şahsiyet miydim?” diyerek küs duruyor, dargın oturuyordu.
Oysa, kazanda bılklayan şark kurnazlığıydı. Vaadler hayali, tek gerçek yalancılıktı. Gerçeğin ışığı altında, iktidarın onurlu çözüme dair bir Kürdistan planı, proğram, hatta niyeti bile yoktu. Çözüm konusunda gelmiş, geçmiş iktidarların devamıydı, onlar.
Çözümü namlu ucuyla Kürtleri teslim almak ve tahkim edilmiş statükoda arıyor, amacına ulaşıp, Kürdistan fatihi olma cehdiyle savaş yolları, hava alanları inşa ediyor. Amerika ve İsrail’den akıllı bombalar satın alıyor, dağlara yığınak yapıyor, savaş harcamalarını da Kürtlere “iyiliğiniz için yatırım” diye satıyordu.
Ama zehirli gazları, yangın ve misket bombalarıyla daha çok silah ve daha çok kan fatih yapmadı Recep Tayyip’i.
Aynı suda yıkanmanın cazibesi, yani aldatmacanın adı, bu kez “süreç” oldu.
“Oslo süreci” ile bir seçim idare edildi. Yaklaşmakta olan Cumhurbaşkanlığı dahil, üç ayrı seçimin başarısı yollarına şimdi, “İmralı adası süreci”, Recep Tayyip’in yeni icadıyla, “hassas süreç” yollara serilmiş bulunuyor.
“Hassas sürece”, kimilerinin “kravatlı korucu”, “süslü cahş”, kimi Kürtlerin “besili fino” dediği kiralık Kürtler, yalan dolan içinde debelenmeyle öncülük ediyordu. Bunlar, Recep Tayyip’e moral verip, gönlünü hoş etmek için, Kürt gerillaların, “ya sev ya da terk et” narasına uyumla, “terk” şıkına baş eğdiğini ve “hiç” karşılığında ülkeyi terke hazırlandığını işliyolardı.  
Buna karşılık Erdoğan ödül olarak, “terkçilerin” diledikleri yerde yaşamalarına müsade edecek, içerideki esirlere de, “insaniyet namına” her öğün, kuru fasulyenin yanında, yeşil isot verilmesini emredecekti.
Yandaş, kravatlı korucu televizyonda atıyordu:
“Erdoğan, hiç karşılığında Kürt sorununun başını bağladıktan sonra, fatih sıfatıyla Türklerin gönlünde taht kuracak, devlet başkanlığını ömür boyu edecekti.”
Dediğim gibi atıyordu. Çünkü, hepsi uydurulmuş hayaldi. Dalkavuklar efendilerini hayal ikramıyla kandırıyor, eğlendiriyordu.
Çünkü, “oldu, bitti” dediklerinin hiç birinden, Kürt tarafının haberi yoktu…

Yazarın diğer yazıları