İnadına özgürlük ve mutlaka hayır!

16 Nisan tarihi yaklaştıkça referandum üzerine tahminler ve tartışmalar da yoğunlaşıyor. Yurtdışında başlamış olan oy kullanma süreci de öncekilerden daha çekişmeli geçiyor hatta bazen de çete saldırıları oluyor. Bunlar referandumun öneminin bütün kesimlerce kavrandığını, en azından hissedildiğini gösteriyor.

Erdoğan, Bahçeli ve AKP-MHP şefleri mutlaka kazanmak için her şeyi yapıyor. Diktaya HAYIR diyecek olanların oy kullanmasını engellemek için her türlü seçim hilesi ve her türlü yöntem devreye sokuluyor.

HDP Eşbaşkanları, birçok milletvekili ve tüm belediye eşbaşkanları ve parti kadrolarının çoğu tutuklandı. Bunlara ek olarak:

– Seçmen kütüklerinin doğruluğu tartışmalıdır.

Özellikle Kürdistan’da yakılıp yıkılan yerlere ek olarak halkın oy kullanmasını engellemek için her türlü baskı yapılmaktadır:

– Şimdiden konulan sokağa çıkma yasakları, sandıkların güvenlik gerekçesiyle taşınıp  korucu köylerinde toplanması,

– Bütün bu baskılara ek olarak, HDP’li sandık üyelerinin, müşahitlerin engellenerek oyların sayımında her türlü hilenin gündeme gelmesi, gibi yöntemlerle halkı bezdirerek, umutsuzluk yaratılarak sandığa gitmemesi hedefleniyor.

En kötüsü de HAYIR’cı saflarda az da olsa etkisini sürdüren „Sandığa gitsek ne olacak, onlar ne yapar eder oylarımızı çalar“ tavrıdır.

Bu şartlarda „İnadına ve mutlaka HAYIR“ demeliyiz.

7 Haziran 2015 seçimlerinde bozguna uğrayan Erdoğan cephesi, Bahçeli ile de anlaşarak HDP’yi ve muhalefeti tasfiye etme savaşı başlattı.

1 Kasım 2015 seçimlerinde bunu başaramadı. Çünkü HDP bir kaç vekil kaybetse de barajı aşarak tekrar meclise girdi.

Erdoğan-Bahçeli cephesinin cevabı anayasa değişikliği ile tek adam diktasını kurarken HDP’yi tümden tasfiye etmek oldu.

16 Nisan 2017 referandumu anayasanın bir kaç maddesinin değişip değişmemesi meselesi değildir. Amaçları, sistemin ve rejimin değiştirilerek tek adam diktasının kurulması, HDP ile gerçek muhaliflerin meclisten kesinlikle tasfiyesidir.

Bir anlamda 7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerinin intikamını-rövanşını almaktır.

Özgürlük ve demokrasi isteyen tüm güçler buna mutlaka HAYIR demek ve kazanmak zorundadır.

„Nasıl olsa Erdoğan her türlü hile ve zulüm ile kazanır vb.“ gerekçelerle sandığa gitmemek savaşmadan teslim olmak demektir. Biz çoğunluğu kazanalım, onlar hile ve zorbalığa başvurduğu ölçüde batacak ve kaybedecektir. Yaptıkları zulüm ve hileler fitil fitil burunlarından getirilecektir.

Erdoğan, başkanlık konusunu gündeme getirdiğinde Hitler anayasasını, diğer AKP şefleri de CHP’nin tek parti diktasını ve Atatürk ile İnönü’yü örnek göstermişti. Kurmak istedikleri tek parti sisteminin CHP’nin tek parti diktasından fazlası var ama eksiği yoktur. Hatta dönemi ve amaçlarını kıyaslarsak şimdiki çok daha kötüdür. AKP’nin valileri, kaymakamları, polisleri, kayyımları AKP il-ilçe başkanı gibi çalışmıyor mu? Tüm devlet memurları AKP militanı gibi değil mi?

Devletin bütün güçleri Erdoğan etrafında toplanmış bulunuyor. Referandumda, devlet halka karşıdır. Ya devlet kazanacak ya da halk, ya devlet kazanacak ya da demokrasi cephesi.

İlk defa yapılan 1946 seçimlerinde, CHP tek parti diktası devletin bütün gücünü kullanarak halkın tepkisini „Açık oy, gizli sayım“ gibi ucube yöntemlerle bastırmıştı. Ama 1950 seçimlerinde tarumar olmaktan kurtulamadı.

Erdoğan bir yandan o devirdeki CHP tek parti diktasını eleştiriyor ama kendisi daha da kötüsünü yapıyor.

Erdoğan’ı korumak için Diyarbakır’ı adeta işgal eden devlet güçleri, HDP’li vekilleri kendi seçim bölgesine bile sokmuyor.

Erdoğan ve Binali TV’ye dönen medyada HDP’lilere bir dakika bile yer yok. Tersine her türlü saldırı var.

Erdoğan, 7 Haziran seçimlerini geçersiz saymak için seçimleri yeniledi, her türlü zulmü ve hileyi de yapıyor, yapacak ama kaybetmesi de kaçınılmazdır.

Diktatörlük ve zulüm değil, direnen halk ve demokrasi kazanacak!

Faşist Erdoğan diktasına HAYIR!

Yazarın diğer yazıları