İncirlik krizi ikinci 1 Mart tezkeresi olma yolunda!

Türkiye yine aynı şeyi yapıyor; bir biriyle alakası olmayan olayları ilişkilendirip, tehdit ve şantajla sorunlarını çözmeye çalıyor. Almanya ile bir türlü bir yola girmeyen İncirlik krizi bunun en son örneğini temsil ediyor. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan dahil bütün Türk yetkililer her fırsatta IŞİD karşıtı koalisyonun ABD’den sonra en önemli gücünü oluşturan Alman askerlerini, Alman Parlamenterlerin ziyaret etmesine izin vermeyeceklerini tekrar ediyorlar.

Bunun için öne sürdükleri gerekçelerin IŞİD’le mücadele ile alakası yok, sözde gerekçeler; geçen yıl Alman Parlamentosunda kabul edilen Ermeni Soykırım Tasarısı ve 15 Temmuz sonrası NATO’da çalışan kimi askerlerin iltica baş vurusunun Almanya tarafından kabul edilmesi.

Halbuki daha önce de başka ülkeler Ermeni Soykırım Tasarısını kendi parlamentolarından geçirdiler, ayrıca Bulgaristan hariç hiç bir devlet 15 Temmuz sonrası darbeye karıştığı iddiasıyla ülkesine sığınmış hiç bir askeri Türkiye’ye teslim etmedi.

Almanya Anayasa Mahkemesi’nin „Alman ordusunun bir parlamento ordusu olduğu ve ordunun bir harakete katılmasına; başbakanın veya savunma bakanının değil, ancak Federal Meclisin karar vereceğine“ dair net bir kararı var. 

Almanya her defasında, İncirlik’deki askerinin Alman parlamenterler tarafından neden ziyaret edilmesi gerektiğini Anayasa Mahkemesinin bu kararını da ortaya koyarak Türkiye’den talep ediyor. Ancak buna rağmen Türkiye olumsuz tavrını sürdürüyor.

Türkiye, Almanya’yı sürekli; kendisine sığınmış mültecileri göndermekle, el altından Almanya’da yaşayan Türk kökenli göçmenleri kullanarak ülkeyi istikrarsızlaştırmakla, İncirlik’deki askerlerin Alman parlamenterler tarafından ziyaretini engelleyerek baskı altında tutuyor. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve etrafındaki ekip biliyor ki; Almanya Avrupa’dır. Almanya ile yürümeyen ilişkiler Avrupa Birliği ile hiç yürümez. 

Birileri Almanya’ya Türkiye ve Erdoğan’ı bir birinden ayırmasını telkin ediyordu. Almanya uzun bir süre bu çizgide kalmaya çalıştı. Erdoğan’la tartışmayı bütün Türkiye ile tartışmaya dönüştürmemek için çaba sarf etti. 

Can Dündar gibi Türkiyeli liberaller Alman politikacılara; Erdoğan’ın geçici olduğunu Erdoğan’ın iç politikada çatışmadan beslendiğini, Almanya ile gerilimin içerde Erdoğan’ın gücünü arttırdığını; Türkiye ile ilişkilerde Erdoğan ve ekibinin esas alınmaması gerektiğini telkin ettiler. 

Uzun bir süre Alman politikacılar bu çizgiyi esas aldı; hatta Alman Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel referandum öncesi bunu „Erdoğan türü rejimler sadece yumruğu masada görmekten etkileniyorlar, Putin bunu yaparak sonuç aldı; ama biz henüz o aşamada değiliz!“ diyerek, Almanya’nın o dönemki tutumunu çok net ortaya koymuştu.

Eğer işler Almanya’nın İncirlik’ten çekilmesine kadar gelirse, belki Putin tarzında değil ama; özellikle Almanya olmak üzere Avrupa Birliğinden bu zamana kadar alışık olmadığımız sertlikte ekonomik ve siyasi tepkileri gelecegini bekleyebiliriz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da bunu bildiğinden Avrupa Birliğinden gelecek tepkileri yumuşatmak için „Avrupa Birliği üyeliği bizim için stratejiktir!“ demeye başladı. Hepimizin alışık olduğu klasik Erdoğan taktikleri Avrupalı politikacılar tarafından daha ne kadar ciddiye alınır, bunu yaşayarak göreceğiz.

Ancak her iki taraf da karşılıklı olarak ilikileri sorguluyor. Erdoğan rejimi kesinlikle Avrupa Birliği üyeliğine karşı! İçerde „Başkanlık Rejimi ve OHAL’le” her türlü denetimden kurtulmuş Erdoğan ve çevresi Avrupa kurumlarınca denetlenmek istemiyor. NATO ise Erdoğan ve çevresi için hala kullanışlı bir enstrüman!

İncirlik krizi sadece Türkiye’nin Almanya ve Avrupa Birliği ile ilişkilerini sorgulanır hale getirmedi; aynı zamanda Türkiye’nin NATO üyeliği de masada. Türkiye’nin hem iç hem de dış politikasını sadece Kürt karşıtlığına indirgemesi Türkiye’yi ittifak içinde uyumsuz ortak durumuna düşürüyor. İncirlik krizi ikinci bir 1 Mart tezkeresine dönüşmek üzere, NATO ülkeleri bu kadar önemli bir operasyonda bile Türkiye’deki üsleri kullanmakta zorlanıyorlarsa, Türkiye’nin jeo stratejisinin Batı için hiç bir önemi kalmamış demektir. 

Yazarın diğer yazıları