İngiltere’nin yeni Ortadoğu raporu

Bugün Ortadoğu’da yaşanmakta olan Üçüncü Dünya Savaşı, doğrudan Kapitalist Modernite’nin genelde 200, özelde ise 100 yıldır kendini bölgede inşa etme çabalarının bir parçasıdır. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra çizilen suni sınırlarla oluşturulan ulus-devletler bu bağlamda fonksiyonel olup kriz ve kaos, çelişki ve çatışmayı sürekli yeniden üreten bir araç olmuştur. Ortadoğu’nun kültürel, toplumsal ve siyasal dokusuna uymayan ulus-devlet modeli günümüzde hem içten hem de dıştan giderek daha fazla çatırdamaktadır. İçte halklar bedenlerine dar gelen bu kalıbı aşmanın çabası içindeyken, dışta küresel modernist sistem de artık istediği düzeyde Ortadoğu’dan faydalanamamaktadır. 20’nci yüzyılın sonunda Büyük Ortadoğu Projesi veya Yeşil Kuşak Projesi gibi adlandırmalarla gündeme gelen neo-emperyalist ve sömürgeci yeniden dizayn çabaları bunun sonucu olarak gelişmektedir. 

Şu bir gerçektir: Ortadoğu, eski Ortadoğu değildir. Dış güçler her ne kadar dünyanın bu coğrafyasına nesnelliği dayatmaya devam etse de Ortadoğu’nun öznelliği yüz yıl öncesine göre çok daha güçlüdür. Bunun en büyük örneğini Kürtler oluşturmaktadır. Dolayısıyla bugün aktif bir şekilde sahada bulunan ABD, İngiltere, Rusya gibi dış güçler, yine bölgesel devletler istedikleri sonucu elde edemiyorlar. Ortadoğu’nun tarihsel toplumsal damarı, en fazla da Kürtler şahsında büyük bir direniş içindedir. Nesnelliğe, sömürgeciliğe, kapitalist emperyalizme teslim olmamaktadır. 

Bu gerçek ise toplumsallığın bu en kadim coğrafyasını kendi çıkarları doğrultusunda dizayn edip küresel kapitalist sistemi inşa etmeye çalışan güçleri yeni bir durum değerlendirmesi yapmaya zorlamaktadır. Geçtiğimiz günlerde İngiltere Lortlar Kamarası Uluslararası İlişkiler Komitesi tarafından yayımlanan 116 sayfalık “Ortadoğu: Yeni Bir Gerçekçiliğin Zamanı” başlıklı rapor, bunu gösteriyor. Raporun belli başlı tespitleri şöyle:

* Bölge çapında geleneksel hiyerarşi ve iktidar kalıpları zorlanıyor. Yeni Ortadoğu’nun istikrarsız ve kaotik kalma ihtimali yüksektir. 

* Ortadoğu bir “dönüşüm çağından” geçmektedir. Dünya savaşından sonra oluşan sınırlar ve sistem parçalandı. Arap baharının yol açtığı sarsıntılar ve eski sistemlerin çoğunun yıkılması kesinlik duygusunu değiştirdi. Bölge simültane yarılmalar yaşamaktadır. 

* Geleneksel iktidar yapıları dışındaki yapıların etkisi büyümektedir. Siyaset geliştirilirken bu gerçek daha fazla dikkate alınmalı. Özellikle devlet dışı ve devlet altı güçlere odaklanılmalı. 

* Batı güçleri ve Ortadoğu devletleri arasındaki denge yeniden kurulmaktadır. Ekonomik gücün küresel merkezi olarak Batı devletlerinden bir uzaklaşma yaşanmaktadır. 

* Batılı ulusların yavaşça çekilmesi nedeniyle bölgedeki otorite ve etkileri de azaldı. Dış devletlerin, özellikle de ABD’nin rolünün azalması nedeniyle daha çok uçlu bir Ortadoğu ortaya çıktı. Bölgesel aktörler daha aktif bir rol üstleniyor.

* Yüzyıl önce çizilen geleneksel devlet sınırlarının aşındırılması Ortadoğu’yu yarı otonom bölgeler ve güçlü vilayetlere bölmüştür. Merkezden uzaklaşan eğilimler ve devlet yapılarının zayıflaması yeni devlet dışı aktörlerin yükselişini beraberinde getirmiştir. Gücün devlet dışı ellere dağıtılması hem kompleks hem de tartışmalı bir güç ve etki düzenini yaratmıştır.

Rapor, İngiltere’nin bölge siyaseti hakkında önemli veriler içerdiği için incelenmeye değer. 116 sayfalık bir raporun özetini bir köşeye sığdırmak mümkün değil elbette, ancak raporun esas amacı, Ortadoğu’da yaşanmakta olan değişimleri ortaya koyup siyasi iktidara veya devlet erkine “Yeni Ortadoğu’da oyun kuran veya güç olmak istiyorsak bu yeni koşullar doğrultusunda daha ince bir siyaset ve yaklaşım geliştirmeliyiz” mesajını vermektir. Ki Brexit sonrası Britanya açısından bu daha da mühim bir konu haline gelmektedir. 

Son dönemde özellikle Suriye ve Irak’ta dış güçler içinde ABD ve Rusya daha fazla öne çıksa da, İngiltere’nin konumu görmezden gelinmemeli ve hafife de alınmamalı. Özellikle de Suriye’nin güneyinde İsrail ile üslenmesi, yine Irak merkezi hükümeti ve Federe Kürdistan Hükümeti üzerinde geliştirdiği müdahil siyaset daha fazla dikkate alınmalı. 

Önümüzdeki süreçte İngiltere’nin Ortadoğu’da daha etkin olabilmek için Fransa ile işbirliğini geliştirmesi yüksek ihtimal. Hatırlayalım, bundan tamı tamına 101 yıl önce Ortadoğu’daki birinci paylaşım savaşının sonucu olarak geliştirilen Sykes-Picot, bir Britanya-Fransa ortak yapım idi. Raporun içeriğine ve tavsiyelerine bakıldığında İngiltere, bir kez daha Fransa ile Sykes-Picot’u güncelleme amacındadır. Ancak yukarıda da belirtildiği gibi, Ortadoğu eski Ortadoğu değildir. 

Yazarın diğer yazıları