İnkar varsa barış yoktur

Gazeteci, yazar Zeynep Oral, Fransa Kültür Bakanlığı’nın "Sanat ve Edebiyat Şövalyesi" ödülünün verildiği gecede şöyle diyor: "Şu sıralarda Türkiye’de zor, acılı ve tehlikeli günler yaşıyoruz. Düşünmek, düşündüğünü ve hissettiklerini söylemek tehlikeli ve riskli. Ülkemden kara bulutlar dağılıncaya kadar, bana yöneltilen ödülleri, övgüleri, alkışları, hepsini; düşüncelerinden, kitaplarından, söyledikleri nedeniyle hapiste olan yazarlara ve meslektaşlara veriyorum. Bu nişanı da şimdi hepimizin her zamankinden daha çok ihtiyacımız olan barış kültürüne adıyorum."

Cins bilincine sahip bir kadın, demokrat bir insan, bir yazar, bir gazeteci olarak ülkesinde yaşanan baskı ve zulüm politikalarına karşı durduğunu ve barışın yanında saf tuttuğunu söylüyor Oral. Uluslararası PEN tarafından Diyarbakır’da düzenlenen "Barış, Nasıl ve Kimin İçin" konferansında Türkiye PEN Merkezi Başkanı sıfatıyla konuşmasına şöyle başlıyor: "Burada bu konuşmayı Dünya Yazarlar Birliği PEN Türkiye Merkezi Başkanı olarak yapmam gerekiyor. Ancak ben ayni zamanda neredeyse 50 yıllık bir gazeteciyim. Toplumsal cinsiyet bilincinde bir kadınım. Anneyim. 7 torun sahibi bir büyük anneyim. Sayısız STK’nın kurucusuyum. Birçok insan hakları ve barış girişiminin eylemcisiyim. Önce insanım. Yani PEN Türkiye başkanından çok, önce insan olarak, bugüne dek yazdığım ve söylediğim her sözcüğün arkasında duran vicdan sahibi bir insan olarak konuşacağım." 

Oral konuşmasına devamla 1970’li yıllarda gazeteci olarak "güneydoğuya" geldiğini, burada pek çok insanla tercüman aracılığıyla konuştuğunu, fakat gazetede "Kürtçe" konuşuyorlar demenin yasak olması sebebiyle "yöresel dil" tabirini kullanmak zorunda kaldığını, daha sonraki yıllarda gelişinde Kürtlerin maruz kaldığı baskılardan, faili meçhul cinayetlere, köy yakmalara, köy boşaltmalara tanıklık ettiğini söylüyor. ve en sonda da barıştan başka bir yolun olmadığını dile getiriyor. Tüm bu sözler, vicdan, ahlak sahibi, yazar, gazeteci aydın bir insanın alacağı tavır ve söyleyeceği sözler ama bunların Kürdistan’nın bir kentinde söyleniyor olması bu sözlere ayrı bir değer katıyor ve takdiri hak ediyor. 

Gel gör ki Türkiye öyle bir ülke ki değme demokratı, aydını, Kürt sorunuyla temasında bütün aydın ve demokrat sıfatlarını bir anda üzerinden soyup dımdızlak bir faşist zihniyetle orta yerde bırakabiliyor. Yukarıdaki alkışlanacak konuşma içerisinde Zeynep Oral’ın, övgüyle bahsettiği uzun yıllar içerisinde kazandığı tüm titrlerinin, sıfatlarının dökülüp ırkçı, faşist, inkarcı kafayla ortada dımdızlak orta yerde bırakan şey "Kürdistan" kelimesiyle kurduğu ilişkide ortaya çıkıyor. Barış konulu bu konferansta Uluslararası PEN Başkan Yardımcısı Eugene Shulgin ile Prof. Jean Pierre Massiası İngilizce kısa birer konuşma yaptı. İki konuşmacı da 3 kez "Kürdistan” kelimesini kullanarak, "barış” vurgusu yaptı. Shulgin ile Massiası’nın konuşmasını İngilizce’den Türkçe’ye çeviren Türkiye PEN Başkanı Zeynep Oral ise, çeviride "Kürdistan" kelimesini kullanmamayı tercih etti. Zaten Oral, kendi konuşmasında da Kürdistan yerine Güneydoğu demeyi tercih etmişti. Bir gazetecinin neden konuşmaları çevirirken Kürdistan sözcüğünü neden es geçtiğini sorduğunda, Oral "böyle bir alışkanlığım yok" diye cevapladı. 

Elbette Zeynep Oral Kürdistan deme alışkanlığa sahip olmayabilir, kimse de ona neden Kürdistan demiyorsun diye sormazdı büyük ihtimalle. Ancak çeviri sorumluluğunu üzerine aldığı iki konuşmada geçen Kürdistan kelimesini Türkçe çeviride bilerek ve isteyerek kullanmaması ciddi bir zihniyet sorunununa işaret etmektedir. Birincisi çok temel ahlaki bir problemle maluldur yazar. Kendine emanet edilen cümlelerin içinden bir sözcüğü aşırarak, cümleleri sahiplerine iletmiştir. Bu birine verilmek üzere teslim edilen bir emanetin bir parçasını içinden çalıp emaneti sahibine bu şekilde vermekten farklı bir şey değildir. İkincisi, bir yere bir coğrafyaya ne ad verileceğine o coğrafya üzerinde yaşayan insanların kendisi karar verirler. O coğrafyayı kendi keyfine göre adlandırmak kimsenin hakkı ve haddi değildir. Üçüncüsü sayın Zeynep Oral bu kadar ateşli bir insan hakları ve barış savunucusu iken ve barıştan başka çıkar bir yol olmadığını söylerken barışı bozan şeyin bizzat "Kürdistan" inkarı olduğunu görmezden gelmektedir. 

Elli yıllık gazetecilik hayatının, büyük bir bölümünde Kürdistan’da yaşanan acılara tanıklık edip de halen devam etmekte olan ve binlerce insanın canına mal olan savaşın asıl nedeninin Kürdistan’ın inkarı olduğunu anlaması mümkün değildir. Kürt var ama Kürdistan yok demenin, Kürt yok demektirin manipüle edilmiş söylemi olmadığını bilmemesi imkansızdır. Yazarın tutarsızlığını ortaya koyan, demokrat ve aydın kimliğini elinden alan şey sahip olduğu sömürgeci aydın zihniyetidir. Zeynep Oral çok iyi bilir ki "güneydoğu" sözcüğü sömürgeci merkezlerde tanımlanmış, Kürtlerle ilgili binbir çeşit aşağılama, olumsuz anlam ve çağrışım yüklenmiş bir inkar kodlaması ve egemen ulus kibrinin Kürt olana bakış perspektifidir. Sayın Oral ve onun gibi düşünenler bilmelidir ki inkar olan yerde asla barış olmaz. 

Yazarın diğer yazıları