‘İnsan olun ki Müslüman olasınız!..’

Günler boyu süren hazırlıktan sonra, "milyonlarca nefes, teröre karşı tek ses" mitingi, Kürtlere karşı bayraklı bir korku heyulası olarak, Pazar günü İstanbul’da gerçekleşti.

Ancak bayrak, gösterinin korku fırtınasıydı. 1990’lar ve en son 8-9 Eylül 2015 tarihindeki gibi, Türklük hiddet ve şiddet fişeği olarak, orta yere dikilmişti. Gösterinin görkemi için, kitle ulaşım araçları ve ellere tutuşturulan bayraklar parasızdı.

Bayraklı korkuluğu İstanbul’la sınırlı kalınmamış, Kürtlere geliyorum ha denircesine, boydan boya bütün Türk şehirlerine, kasaba, hatta köylerine yayılmış, yol boylarındaki ağaçlara, devlet binalarına, evlerin ön yüzüne, pencerelere çekilmiş, her yan kan rengine büründürülmüştü.

Biliyorsunuz ırk, kan ve bayrak yüceltme olan şovenizm, faşizmin üç temel (sepi) dayanağıdır. Kan, Türklük (ırk), şanlı, her yanı kanlı bayrak, kitleleri tetiklemenin değişmez sloganıdır. 

Kürtler için bayrak, yıkım, yangın ve ölümdü. Dolayısıyla korkuluk…

İstanbul’daki gösteriyi televizyonda seyrederken,  Davutoğlu’nun, "söyleyin bana, yer yüzünde kan rengindeki bayrağımız kadar güzel bayrak var mı?" diye coştuğunda, pek çoğu "eyvah, işaret fişeğini ateşledi" diye endişelendiler, neyse ki hücum işareti vermediği için korkulan olmadı.

Korku fırtınası, dokusu, koku, rengi ve aktörleriyle AKP gösterisiydi. Halkın ödediği vergiler de, propagandalarına tahsisliydi. AKP, halkın vergi çayırlarında debelenip, renkten yeni şekllere giriyor, din pazarlayan satıcıyken ırkçı kesiliyordu.

Adam, "teröre karşı tek ses" gösterisinde, düşmanlarına acı çektirerek delirtme masalını, Orta Asya vandalizmi "mankurt" ile anlatıyordu. Nazım Hikmet’in şiirini paralayıp, "kısrak başı" gibi Orta Asya’dan Akdeniz’e uzanıyor, sonra Arif Nihat Asya’nın "duası"yla İslam’a dönüyor, ardından ırkçılıkta yeni bir aşama yapıyordu.

Düne kadar, "milliyetçiliği ayağımızın altına aldık" diyen Erdoğan, bu defa MHP’den oy koparmak için, İstanbul Yenikapı’daki meydanı dolduranlar ve televizyonda seyredenlerine seslenip oy isterken, "meclise, 550 tane milli ve yerli milletvekili yollayın" diyordu.

Bu, "dinci"likle dünya nimetlerini kucaklayıp, servetlere konmuş adamın, kaybetme korkusundan özüne dönüş yapması, Türk milliyetçiliğine sıçramasıydı. Necip Fazıl Kısakürek’in, Türk ırkçılığının kuramcılarından Nihal Adsız’ın, MHP’nin ruh babası Türkeş’in bile yanaşmadığı bir sıçramayla, Türk milliyetçiliğine hamle etmesi…

Ama aynı adam, "biz Gürcistan göçmeniyiz" demişti, bir kaç yıl önce. Babasının köyü de Rum Puntos devletinin kalbindeydi.

Rum Puntos’un kalbi Potamyalı adam şimdi, HDP’nin parlamento dışında bırakılması imasıyla, kendini baş milli ilan ediyor, millilerden oluşan bir parlamento istiyordu. Ancak "Millilik"ten kasdi, Orta Asya safsatası "saf kan Türklük" ise Gürcistan, başka yana düşüyordu.

Evet, HDP’de Kürtler ve Ermeniler vardı. Ancak, onlar binlerce yıllık geçmişleriyle "yerli"ydi. Ülkenin taşı, toprağı kadar eski…

Fakat, Sırrı Süreyya Önder’in geçenlerde hatırlattığı, "Bizim köpeğimiz, ama başkasının kapısında havlıyor" deyimi, AKP kapısına yatmış Kürtleri mi anlatıyor, bilmem ama eski bir Kürt bilgeler sözüdür. Bu deyim, insanın kendi olmaktan çıkıp özüne, aidiyeti, köklerine ihanetini anlatır. Maddi ya da menevi çıkar (kemik) karşılığında, (günümüzde de örnekleri seyredildiği üzere), düşmanının hizmetine girenlere, "bizim köpeğimiz ama, başkasının kapısında havlıyor" deniyor.

AKP (adam), kapısında havlayan Kürtleri İslam katagorisiyle "milli" sayıyorsa eğer, hangi İslam?

Çünkü, Peygamberden hemen sonra, İslam kana bulandı. İlk dört Halifelerden, yalnız biri (Ebubekir) yatağında ruhunu teslim etti. Diğer üçü, katledildi.

Böylece, iktidar hırsı yüzünden, daha başında İslam’a kan sıçradı. Daha sonra hile, (bugünkü AKP’nin de başarıyla uyguladığı) münazara çürütmeciliği ve tepelerde dönen entrikalar çoğaldı. Tarikatlar (yol) ve mezhepler çeşitlendi. Bugün İslam dünyası, IŞİD’in, El Kaide ve AKP rejiminin yoldaşı Müslüman Kardeşlerin kanlı kargaşasıdır.

Kürt İslamı, bunlardan derin yarılmayla ayrılıyor ve kainatın ruhu olan vicdana dayanıyor. Kürtlerin İslamında ruhlar, ölüler, mabetler, yer yüzü nimetleri kutsaldır.

Nitekim, DİYADER’in İstanbul şube başkanı Mele Mehmet Şimşek, Varto’nun Qulan Köyünde kurulu Kürdistan şehitliği ve orada bulunan mabetlerin (Cami ve cem evi) tahribatından sonra (IŞİD de aynı şeyi yapıyor) verdiği demeçte şunları söylüyordu:

"Hz Muhammed bir hadiste diyor ki: ‘İnsan olun ki Müslüman olasınız.’ Bunlar insan olamamışlar ki Müslüman da olabilsinler. Bunu yapanlar insanlıktan nasibini almış olsaydı eğer, mezarlığa, camilere ve cem evlerine hücum edip bombalamazlardı. Bu insanlığa hücumdur. Eğer İslamiyet’i kabul etmişseniz Kuran’a bakacaksınız, Kuran’a baktığınızda da Hz. Muhammed’in ahlakına ve davranışlarına bakın."

Demek ki, "yerlilik" ya da "millilik" bir yana, Kürtlerin bunlarla din konusunda da müştereği yok. Kürtlerin dini insani yani vicdanidir…

IŞİD’ın din ortakları ise ölülere, mabetlere de düşmandır. Çocuklarla, ihtiyarların ise katilidir. Cizreliler, çocukları ve ihtiyarları vuran katiller arasında, IŞİD kılıklıların bulunduğunu söylüyorlardı…

Yazarın diğer yazıları