Yol yakınken

Kürt Özgürlük Hareketi tarafından sayısını unuttuğumuz ismi “tek taraflı ateşkes”, “meşru savunma” ya da “eylemsizlik kararı” olsun, son çatışmasızlık sürecinde elliden fazla gerilla yaşamını yitirdi.
Türkiye ve Kürt kamuoyu 12 Haziran seçimlerinden sonra yaşanan “yemin krizi” nedeniyle 15 Temmuz’a kadar Öcalan’ın yapacağı açıklamalara kilitlenmişti. 8 Temmuz’da yapılan görüşme sonrasında kamuoyuna yansıyan görüşme notlarında olumlu mesajlar vardı. 15 Temmuz tarihi geçerliliğini kaybetmişti. Yazılı olmayan protokollerde “Barış Konseyi”, “Anayasa Komisyonu” kurulması konusunda mutabakata varılmıştı. AKP ile yapılacak yazılı bir mutabakat sonrası TBMM gidilip yemin edilebilecekti. Hatip Dicle’ye yapılan haksızlık süreç içerisinde yapılacak yasal değişikliklerle giderilebilinirdi.
Tam’da bu sıralarda Kürdistan’ın her tarafında askeri operasyonlara hız verildi. Buna karşılık olarakta Gever’de iki özel harp görevlisi yapılan saldırıda yaşamını yitirdi. Lice’de iki asker ve bir sağlık görevlisi yol denetlemesi yapan gerillalar tarafından kaçırıldı. Hazro’da Jandarma merkezine taciz atışı yapıldı. Gerillalar tarafından yapılan yol denetiminde kaçırılan askerler ve sağlık görevlisini bulmak için Silvan-Kulp-Hazro üçgeninde operasyon yapan askeri birliğe yapılan eylem sonucunda resmi açıklamalara göre 13 asker ve 7 gerilla yaşamlarını yitirdiler. HPG kayıplarının 2 gerilla olduğunu, diğer beş kişinin ise gerilla kıyafeti giymiş özel harekat elemanları olduğunu ileri sürdü.
Olayın üzerinden beş gün geçmesine rağmen, olayın oluş tarzına ilişkin sorular halen bilinmezliğini koruyor. Olayı canlı olarak yaşıyan köylüler helikopterlerden atılan bombalar yüzünden eylem yerindeki ormanlık alanda büyük bir yangın çıktığını söylerken, Türk Genelkurmayı gerillaların Rus yapısı lav püskürten el bombalarının yangının çıkmasına neden olduğunu ileri sürüyor. Türk İçişleri Bakanı ise yangının bir kaç nedenden çıkabileceğini söylerken, sebepler arasında ateş, bomba, roketatar ya da benzinle çııkabileceğini belirtikten sonra nasıl çıkarsa çıksın yanan ağaçları, kaybedilen canları geri getirmeyeceğini söylüyor.
Otuz yıldan beridir Kürdistan’da meydana gelen büyük eylemlerde yaşanan can kayıplarından sonra hep aynı demeçler, aynı sahneler, aynı sloganlar geriye alınarak tekrar tekrar kamuoyuna seyir ettiriliyor. Her olaydan sonra sokaklar ısınıyor. Milliyetçi-şoven duygular kabartılıyor. Siyasilerin söylemlerinde U dönüşü oluyor. En duyarlı kalemler bile gerçekleri söylemekten çekiniyor ya da sağ eli ile sol kulağını göstermeye devam ediyor. Milliyetçi-şoven duygular o kadar kabarıyor ki sanatçı Aynur’un daha önceden planlanmış bir caz konserinde söylediği Kürtçe aşk şarkıları protestoya, sahneye yastık atılmasına neden olabiliyor. Ünlü bir yazarın anneannesi için Twitter’de aradığı kan ilanına verilen yanıtlarda “git hergün savunduğun Kürtler sana kan versin”, “savunduğun Ermenilerden, Yahudilerden kan iste” denilebiliyor. Bereket versin ki Açık Hava Tiyatrosu’ndaki protestocular azınlıkta kalıyor, Kürtler, Ermeniler, Yahudiler ünlü yazarın kan ihtiyacını karşılamaya hazır olduklarını söylüyorlar.
Diğer taraftan akla, hayale gelmeyen senaryolar gazetelerin köşe yazılarında yazılmaya devam ediliyor. PKK’de Öcalan’a karşı darbe yapılıyormuş, Demokratik Özerklik ilanının yapıldığı günle eylem günü çakışıyormuş, Silvan eylemi yeni bir paradigmanın habercisi imiş vs, vs.
Yol yakınken herkesin aklını başına toplaması gerekir. Türkiye siyaseti TBMM’yi Kürt siyasi hareketine kapatırsa, yeni anayasa yapılırken Kürtler bu anayasanın yapılmasının dışında tutulup, demokratik talepleri ötelenirse, Türkiye’de Kürt sorunu yoktur, PKK sorunu vardır gibi söylemlerle 1990’lara geri dönülmeye çalışılırsa, Kürt siyasetçileri de olağanüstü toplanıp kendi demokratik statülerini ilan ederler. Demokratik Özerkliğin ilanının Silvan olayının gerçekleştiği saatlere rastlamasının altında başka şeyler aramak abesle iştigal etmektir.
Silvan olayı üzerine G.Kurmay ve İçişleri Bakanlığı’nın yaptıracağı ikili incelemenin neticelerini beklemek lazım. Sadece onların incelemesi yetmez, Diyarbakır’daki STK raporunu da iyi okumak lazım. Bu da yetmez Türkiyeli aydınların konu üzerinde yoğunlaşıp, seslerini yükseltmeleri lazım. Yine yetmez Kürt aydınlarının yaşanan olayları her türlü peşin hükümden uzaklaşarak yorumlamaları, seslerini yükseltmeleri lazım. Tekçi devletin mimarı CHP’nin seçim dönemindeki söylemlerine toz kondurmayanların, Kılıçdaroğlu’nun arkasında şehit olmak için saf tutmaları lazım. Öcalan’ın bugün veya yarın çıkacak görüşme notlarını inceleyip ondan sonra Öcalan’a karşı muhalefet var mı yok mu, anlamak lazım. Silvan olayının oluşmasından dört saat önce telsizlere düşen konuşmaların neden dikkate alınmayıp, askerler açık arazide mola verildiğinin araştırılması lazım. Son olarak olaylar karşısında serinkanlı olup, demokratik çözümleri dışlamamak lazım.

KÜRDİSTAN TARİHİNDE BU HAFTA:
* İngiliz Hava Kuvvetleri’nin bombadımanından sonra Irak ordusu Süleymaniye’yi 19 Temmuz 1924’te işgal etti. Şex Mehmut Berzenci harekatı bir kez daha akamete uğradı.
* Tuggeneral Bahattin Aydın’ın Lice’de gizli güçlerce öldürülmesi üzerine 19 Temmuz 1994’te Lice TSK tarafından bombalandı. Birçok ev ve dükkan kullanılamaz hale geldi.
* 21 Temmuz 1994 tarihinde bindikleri takside bir ihbar sonucu zindan direnişçilerinden, ARGK komutanlarından Yılmaz Uzun ve dört arkadaşı özel timler tarafından esir alınarak işkence yapılmak süretiyle şehit edildiler.

Yazarın diğer yazıları