Yolun sonu: Artık devletlerini yiyorlar

Cihan EREN

Kabul edelim etmeyelim, doğru bulalım ya da bulmayalım her örgüt gibi devlet denilen mekanizmanın da bir adabı, işleyişi ve teamülleri vardır. Köle, kral-sultan ve en son ulus devlet biçimleri arasında nüans farkları olsa da bu kural değişmez.

Konu Türk egemenleri ve devlet olunca işin özü biraz daha yakından incelenmeyi gerektirir. Ortadoğu’da devlet denilince önce Farslar akla gelir. Son bin yıldır Türk egemenleri de bu alana dahil olmuştur. Türklerin Farslardan farkı devletlerinin çok çıplak olmasıdır. Fars egemenleri devletlerini bilim, sanat ve din ile kamufle ederken, Türk egemenlerinde bu beceri hiç olmamıştır. Makyaj malzemelerini ya Farslardan ya da Araplardan almıştır. Bu da Türklerde devletin özelliklerini daha tutucu kılmıştır. Türk devlet geleneğinin çok az tavizkar olması, toplumu zapturapt altına alma sertliğinin nedenlerinden birinin de bu olduğunu söylemek mümkündür. Osmanlılar saraylarında Farsça edebiyatı, siyaset ve hukukta Arapça dini esas alırken belirttiğimiz bu özellikten hareket etmişler. Hükmettiği topluma en yabancı devlet Türklerin Ortadoğu’da kurdukları devletler olmuştur.

Bu genel tespit ve yorumlar ışığında AKP-MHP iktidarı döneminde Türk ulus devletinde yaşananlara bakalım. Türklerde devlet hiçbir zaman halka yakın olmamıştır. Türk devlet geleneğinde halk her zaman ‘idraksizler, sürü, asker, tebaa, vergisi alınan vb…’ görülmüştür. Halktan dar bir gurup alınmış diğerleri dışlanmıştır. Bunun için çok sayıda deyim ve atasözü bile yaratılmıştır.

Türk devlet geleneği birçok devlet ve iktidardan daha fazla çıplak zor aygıtı olarak kurgulanmıştır. ‘Ya devlet başa ya kuzgun leşe’ denilmiştir. Bunun nedeni nüanslar da farklılık gerektiren kendilerine has devlet ideolojisinden yoksun olmalarıdır. Bunun için Türklerde devlet yenilenme kabiliyeti göstermez. Biri yıkılır yerine bir yenisi kurulur.

Sürmekte olan 3. Dünya savaşının özellikle Ortadoğu’da demokrasi lehine bir gelişme ile sonuçlanması olasılığı, diğer olasılıklardan daha fazladır. Ortadoğu’da demokrasinin gelişmesi demek devlet mekanizmalarının değişmesi demektir. Bu da İran İslam Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhuriyeti devletlerinin görece yumuşaması demektir. Bu iki devletin özellikle de son birkaç yıldır her gün biraz daha fazla gelişmelerin merkezine oturması nedeni de budur. Ya demokratik değişime açık hale gelmek ya da yıkılmak. Başka çareleri yoktur.

TC’nin demokratik değerlere açık bir devlete evrilmesi en başta Kürt soykırımından vaz geçmesini Kürtleri halk olarak kabul etmesini gerektirir. Değişim kabiliyeti olmayan devlet de bunu bildiği için Kürtlere saldırıp yok etmek istemektedir. Türk devletinin Kürt düşmanlığının diğer yüzü yaşanan toplumsal ve siyasal gelişmelere karşı durması, değişmek istememesidir. Ancak tarihin öyle dönemleri var ki ya değişim ya yok olma kanun dışında başka kanunlar geçerli olmaz. İşte şimdi böyle bir zaman aralığındayız.

Türk devleti AKP ile birlikte değişmemek için elindeki her şeyi kullanarak Kürtleri bitirmeyi kararlaştırmıştır. Özellikle de son beş yıldır bu stratejileri yürürlüktedir. Fakat belirttiğimiz gibi zaman değişimi engelleme zamanı değil. Ya değişim ya yok olup gitme zamanıdır. Önce Erdoğan, bunun gücü yetmeyince yanına Bahçeli’yi de ekleyerek değişimin önünü almaya çalıştılar. Bu ikisi yetmeyince Ergenekoncular derneği olan Perinçekcileri de eklediler. Tüm uğraşlarını Kürt özgürlük mücadelesi boşa çıkarmıştır. Dolayısıyla zamanı geçmiş devlet biçimlerinin yıkılışını engellemeyecekler. Aslında devlet derken de bu üç kesimin iktidarını belirtmek daha doğru olacaktır. Beka derken de kast ettikleri budur. Son günlerde görüldüğü gibi bunlar kendilerine has devlet adabını, işleyişini ve teamüllerini de yerle bir etmek noktasına gelmişler. Hatırlatalım Osmanlı’da özellikle 1914-1918 arası tüm işleyiş ve teamüllerini yerle bir etmişti.

HDP Amed il binasının önüne örgütledikleri bir gurup kadını oturtmuşlar. İlk defa TC kendisinin yapamadığı bir şeyi millete yaptırmaya çalışmaktadır. Bu oturtma ile TC, PKK karşısında yenildiğini itiraf etmiştir. TC gerillaya karşısındaki çaresizliğini o ailelere söyletmektedir.

Erdoğan ve ortakları her şeylerini kullanarak Kürtleri yok edip demokratik değişimi engellemek için olağanüstü çabaladılar. Ve başaramadılar. Şimdi de varlık gerekçeleri olan devletlerini yiyorlar. ‘Kadın oturtmanın’ görünmeyen derin anlamı kesinlikle budur. Bunlar yok olup gidecekler. Yeter ki biraz daha mücadele edilsin ve provokasyonları boşa çıkarılsın.

Yazarın diğer yazıları