Yönetmenin dayanılmaz hafifliği

Bir grubu, bir köyü, bir mahalleyi, bir kenti yahut bir ülkeyi yönetmeye aday olanlar, yönetmek istedikleri topluluklara onların yaşamlarını iyileştirecek bir takım vaatlerde bulunurlar.

İster doğal yoldan bir yöneticilik, bir liderlik pozisyonu olsun, ister seçim yoluyla yönetici belirlemek şeklinde olsun mutlaka topluluğun ihtiyaçları gözetilir ona göre vaatlerde bulunulur, seçildikten sonra da bu vaatlerin yerine getirilişi oranında yönetme görevi ya da liderliğin devamlılığı söz konusu olur.

Elbette ki yönetme görevi ya da liderliğin ne kadar topluluğun yarını gözeterek yapıldığı, ne kadar kişisel çıkarlar için bu göreve talip olunduğu da topluluk tarafından lideri, yöneticiyi seçmede önemli bir etken olarak kendini gösterir.

Fakat zaten ortakçı yaşam biçiminin terk edilip devletli, sınıflı, hiyerarşik yönetim sisteminin egemen olmaya başladığı zamandan beri yönetme pozisyonu toplumun aleyhine, bir sınıfın bir grubun yahut bir kişinin çıkarlarına hizmet edecek şekilde örgütlenmiştir.

Bu sistem ister zorun gücüyle inşa edilmiş bir diktatörlük olsun ister temsili burjuva demokrasi yolu ile seçilmiş iktidarlar olsun özünde bir şey değiştirmiyor. Egemenlik araçları bir bütünü ile yönetenlerin çıkarlarına göre örgütlenir, halk yararına yapılan şeyler ise belli oranda tepkileri yumuşatmak, manipüle etmek ve topluluğu yönetmenin sürdürebilirliğini sağlamak için yapılır.

Yine dürüstlük, iyilik, adalet ve vicdan gibi kavramlar sürekli dolaşımda tutularak ama bu kavramların içi boşaltılarak toplumu yönetebilmenin bir argümanı olarak kullanılır. Bu kavramlar, iktidarlar için belli bir oranda öz denetim mekanizması olarak da kullanılır.

Bu kavramları ve bunların öngördüğü toplumsal düzeni açıkça yok sayan veya gereksiz olduğunu ilan eden bir yönetim kendini toplum gözünde meşrulaştırma araçlarını büyük oranda yitirmiş olur. Aynı zamanda kendisini de hiçbir ölçü ile denetlemek zorunda olmayacağı için toplum gözünde açık bir teşhir durumunu yaşar ki bu da iktidarın sürdürülebilmesini çok zorlaştırır.

Yukarıdaki değerlendirmeler 31 Mart yerel seçimleri üzerinden okunduğunda aslında iktidarının bu seçimlerde yaşadığının tam da buna denk geldiği görülmektedir.

Muhafazakar, İslami yaşam tasavvuruna sahip kendi kitlesinde sınırlı bir düzeyde de olsa var olan adalet, eşitlik, ahlak, erdem gibi toplumsal düzeni sağlayıcı ve barışı sürdürücü değerler terk edilmiştir. İktidar, yaşadığı güç zehirlenmesi ile, kendini mutlak muktedir saymanın özgüveni ile artık göz boyamak için bile olsa kısmi oranda bile bu değerleri bir yönetme ölçüsü olarak kullanmamaktadır.

İktidarın sürdürülmesi için her türlü hileyi, yalanı, sahtekarlığı ve zorbalığı meşrulaştırmakta, yargıdan yürütmeye, eğitimden sanata bütün yönetme aygıtlarını buna göre dizayn etmektedir. Her ne kadar kendisini destekleyen neredeyse yüzde ellilik gibi büyük bir kesim üzerinde diğer yüzde ellilik kesim için ürettiği düşmanlaştırıcı algı üzerinden bir konsolidasyon yaratmış olsa da bu yanılgılı bir durumdur.

Bu kadar bozulmanın ve yozlaşmanın meşrulaştığı bir ortamda kendi kitlesini de yönetmesi imkansızdır. Düşmanlaştırdığı öteki yüzde ellilik kesimin öfkesi de iktidarını tehdit etse de bununla baş etmek sahip olduğu iktidar olanaklarıyla o kadar da zor değildir. İktidar için asıl tehlike, kendi kitlesi içerisinde açılan gediktir.

Sınırlı düzeyde de olsa toplumsal düzenin korunması için ihtiyaç duyulan adil olma, eşit tutma, dürüst olma gibi değerlerden vazgeçiş, hem bu değerleri önemseyen küçük ama etkili bir kesim içerisinde hem de elde edilen ranttan faydalanamayacak duruma düşen kendi kitlesi içerisinde de ciddi bir tepkiye yol açmaktadır.

 Bütün hile, baskı ve zorbalığa rağmen güçlü bir demokratik halk iradesinin gücüyle yeniden kazanılan belediyelerde halkın çıkarlarını değil kişisel çıkarları ve grup çıkarlarını esas alan her türlü anlayışın, iktidarınkine benzer hezimetleri ortaya çıkarması kaçınılmazdır. Geçmiş belediyecilik deneyimlerimizin ortaya çıkardığı kimi sonuçlar ne yazık ki iktidarınkine benzer bir yıkımı halkımıza yaşatmıştır.

Seçimlerden sonra belediyelerde yaşanan tartışmalar, kişisel çıkar sağlamaya dair yaklaşımlar eski deneyimlerden ders alınmadığını göstermektedir. Kimin nerede işe gireceği, kimin hangi yetkiye sahip olacağı tartışmaları onurlu bir yaşam tasavvuru ve tecridin kırılması için bedenini ölüme yatıranlardan daha çok gündem oluyorsa halkın iradesi ağır bir boşa çıkarma gerçeği ile karşı karşıya demektir.

Yazarın diğer yazıları