İslam İşbirliği Teşkilatı ve dünya savaşı…

İslam denildiği zaman, hemen ardından "hangi İslam?" sorusu akla geliyor.

Çünkü, bir buçuk milyar kişilik bu dünyanın her köşe ve bucağı ayrı birer İslam. İnançta ortaklık yok. Her ülkenin İslamı kendince, Türk İslamı da ırkçılık üzeredir.

Ben bu satırları yazarken, Türk parlamentosundaki Kürt milletvekillerinden Osman Baydemir, "Kürt ve Kürdistan" kelimelerini kullandığı için, iki gün parlamentodan uzaklaştırma cezasına çarptırılıyordu.

Genelde ise yer yüzünün iyi insanları, dehşet ve ibretle seyrediyordu, İslam dünyasını. Çünkü, Müslümana Müslümanlık satma adına ortalık, insanlığın yangın yeridir.

Alın seyreleyin: Irak, Suriye, Libya baykuşların bile konamadığı birer harabedir.

Çeteler, İslami naralar ata ata, Suriye’yi viraneye çeviren çeteler, insan kesme törenleri düzenlediler.

Kuzey Afrika‘da Mısır, çetebaşlarını hapsederek kurtuldu, ama Libya’da, lider Kaddafi’yi de, kazığa geçirerek katlettiler.

Çağın insanları, hepiniz tanıksınız. Türk-İslam devletinin kuşattığı Kürdistan‘ın Cizre şehrinde, insanları diri diri yakıldı. Kürtler, Türk ırkçılığına biat edip soylarını inkar etmedikleri için, "suçlu"luklarına hükmedilmişti.

Öte yandan, Sivas’daki Madımak Oteli’nde yakılanlardan sonra, çağımızda ikinci insan yakma ayniydi, bu. Dünya iki insanlık yangınına da sağırca duyarsız, dilsizce suskun kaldı.

O nedenle İslam adına haydutlaşma cesaret bulup yaygınlaşıyor, Kürdistan’ın Cizre‘yı, Şırnak‘ı, Nusaybin, Silopi, Yüksekova, Amed’in merkezi Sur ve Silvan’ı insanların başını yıkanlar, sınırın öte yüzünde "yaşasın ÖSO!" naraları atıyor, kimi katiller IŞİD ve Kaide rumuzlu olarak karşımıza çıkıyor, kimileri de "dost ve kardeşe yardım ihalesi almış" gibi, bu tarafa geçip Kürt toplantılarında, kendilerini patlatarak katliam yapıyorlardı.

Kimileri, Kürt kanında kaydırak kayarak cennete gidedursun, İran İslamı elektrik direklerine, salkım salkım Kürt asıyordu.

Suudilerle İran, birbire üstünlük taslamak adına Yemeni yıkıyor, kırım yapıyorlardı.

Özetle, İslam adına haydutlaşmada, her yerdeydi. Katiller, ortalıkta cirit oynuyor, sonra ayrışıp birbiriyle savaşıyorlardı.

Sonra ayrışma İslam İşbirliği Teşkilatında yaşandı.

Oysa teşkilat, 1969 yılında, Suudi Arabistan’ın öncülüğünde ve onun parasıyla kurulmuştu. Türk devleti ise en geriden gelendi.

Çünkü o sırada Kemalistler etkindi. Suudi İslamına mesafeliydi. Yakınlaşma, 1980 darbesinden sonra, Suudilerden yardım alma için, başladı. Suudilerin yardımı ile Avrupa’ya ihraç edilmiş Türklere "Milli (Türklük) ve manevi bilinç aşısı yapan" imamlar beslendi. Bu arada içeride, kadınları paketleme (türban) işine hız verildi.

Erdoğan ve şürekası, daha sonra türban tarlasında yeşerip iktidar olacak, bu arada Katar’dan daha iyi destek alınca, çok şey borçlu olduğu Suudileri de öteleyecekti.

Aynı Erdoğan şimdi, kendini İslami dünyada lider görüyor, İslamı bütün geleceği için, harç olarak kullanıyor. Kudüs, kullanım alanlarından biridir.

Çünkü hırsızlık ve yolsuzluklar nedeniyle sıkışıktı. Ayrıca Suriye ile Irak’da IŞİD ve El Kaide’ye çıktığı destekler yüzünden ABD’nin gözünden düşmüş, Rus desteği ardında yerlerde geziniyor, Putin’in bacaklarına dolanıyordu.

Kudüs meselesi, işte bu sırada patlak vermişti. Şimdi Kudüs’ü kulanma, İslam dünyasını yanına çekme manevrasında destek unsuru yapma zamanıydı.

Ve zaman kaybetmedi. İslam İşbirliği Teşkilatının dönem başkanı olarak derhal harekete geçti. Kimseye danışmadan, herkesten, Suudilerden de önce davranıp cebindeki kırmızı çizgilerden birini de, teşkilat adına Kudüs’ün üstüne yapıştırdı. Teşkilatı da toplantıya çağırdı.

Devlet ve hükümet başkanları seviyesinde temsil edilen birliğin, 56 tane üyesi vardı. Üyelerden 8 tanesi toplantıya katılmadı. Sadece 16 üyenin devlet ve hükümet başkanı toplantıda bulundu. 32 ülke düşük seviye ile temsil edildi.

Teşkilatın kurucusu ve finansörü Suudi Arabistan’ın Kralı, ilk defa toplantıda yoktu. Kral toplantıya bakan da değil, Bakan yardımcısını göndermişti.

İsrail ile Amerika’nın yargılanıp aşağılanarak suçlu ilan edildiği, Kürtlerin Erdoğan’ın ağzıyla timsahların önüne atıldığı toplantıda, Türk önerisi olarak Doğu Kudüs Filistin’in Başkenti olarak kararlaştırılıyordu. İsrail’e misilleme, öte yandan Filistinlileri, kışkırtan karardı, bu. Kışkırtma büyük dünya savaşını da tetikleyebilir…

Büyük savaş çünkü, Filistinliler, kararı uygulamak için, harekete geçtiklerinde, İsrail onları çiçekle karşılamayacaktır. Çatışma halinde, karar sahipleri mesela TC ve İran önceden olduğu gibi, bir kere daha "toz" olup havaya mı karışacaklar?

Bilinmez, ama hırsızlık ve yolsuzlukları örtme taklaları ve Kürt düşmanlığı, korkarım ki bir dünya savaşına evrilebilir. Çünkü Persler ve Türklerin İsrail’e saldırısı halinde, Amerika’nın başını çektiği Batı dünyasının sessiz kalmayacağı açıktır.

Savaşı, atari oyunu sanıp bir o yana, bir bu yana boynuz sallayanlara, ne diyeyim ben…

Yazarın diğer yazıları