İşgale isyan!

“Haksızlık, hukuk yerine geçtiğinde; direniş görev olur.” Bu söz gerçekten Bertolt Brecht’e ait mi değil mi, çok da önemli değil. Önemli olan içeriği. Evet, direniş bazen tercih değil, görev, hatta zorunluluk olur. Biz böyle bir dönemden geçiyoruz. Direnmekten başka seçeneğin olmadığı bir dönem.

Kim bunun aksini iddia etse öncelikle kendini kandırır. Eduardo Galeano bir eserinde şöyle der: “Bir bilinci sömürgeleştirmenin en iyi yolu varlığını ortadan kaldırmaktır.” Sömürgecinin bizlere dayattığı tam da budur: Yokluk! O yüzden Kürtler günümüzde hala varlık mücadelesi yürütüyor. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan o nedenle “Varlığını koruma ve özgürlüğünü sağlama” demişti. 

Bazıları sanıyor ki özgürlük olmadan da varlık sürdürülebilir. Sanıyorlar ki özgürlüğünü sağlamak için direnişe geçmemeleri, direniş safında yer almamaları durumunda varlıkları tanınır, güvence altına alınır. Ne büyük yanılgı! Ki işbirlikçiye gereksinimi açığa çıkartan direnişçinin kendisidir. Direnişin olmadığı yerde yalakayı ne etsin sömürgeci? 

Özgürlüksüz varlık mümkün değil. Varlığı özgürleştirilmemiş olanın hayatta kalma şansı olmaz. Ki Kürtler bugün sadece özgürlüğünü sağlama mücadelesi değil, varlığını koruma direnişi de yükseltiyor. Çünkü sömürgecinin hayali hegemonyadır. Kürdün varlığı ise her zaman bir karşı-hegemonya. Hegemonun varlığı karşı-hegemonyanın yokluğuna bağlı; bunun gayet farkında. Çöktürme planına başvurması bundan ötürü. Bir bütünü ile varlığı yok etmek istiyor. İşgal bundan ötürü.

Topraklarımızı işgal ediyor. Yaşam alanlarımızı imha ediyor. Bir soykırım savaşı yürütüyor. Katlediyor. Susturmaya çalışıyor. Gazete, ajans, televizyon – susturmaya çalışıyor. İrademizi işgal ediyor. Kayyum kolektif iradenin işgalinden başka ne olabilir ki? Anlamı budur. “Özgürlüğünü sağlamayacaksın” diyor, “varlığını yok ederim” diye şantaj ediyor. 

Oysa biz biliyoruz varlığımızın özgürlüğe bağlı olduğunu. Bilinci sömürgeleştirilemeyenlerdeniz çünkü. Biliyoruz ki bir tek özgürlüğümüzü sağlarsak varlığımızı da korumuş oluruz. Başka türlü varlık mümkün değil Kürdistan’da. 

O yüzden direnmek yaşamın bir diğer adıdır Kürdistan’da. Yaşamak direnmektir. Kürdün yaşam felsefesidir. Varlığını korumak için özgürlüğünü sağlamak, özgürlüğünü sağlamak için varlığını korumak. Mazlumca yaşamak yani. Zilanca yaşamak. Mehmet Tunç gibi anlam yüklemek diz çökmemeye. Çiyager gibi büyük inanç ve irade sahibi olmak, en koyu karanlığın dibinde yıldızların varlığına güvenebilmek, “Sonuç, ne olursa olsun, muhteşem olacaktır” diyebilmek, bu gerçeğe bütün kalbi ve aklı ile inanabilmek.

Bizim kavgamız çağdaş Mem û Zîn’lerin kavgasıdır biraz da. Ama Beko’ların ihaneti karşısında yenilen Mem û Zîn’ler değil. Yenilmeyen, kazanan Mem û Zîn’lerin zamanıdır. 21. yüzyılın başından Kürdün gelecekteki tarihine kalacak olan, yeni trajik hikayeler değil, kahramanlık destanlarıdır. Kazanacağız. Mutlaka kazanacağız!   

Yazarın diğer yazıları