İşte bu da bizim HAL!

Fransa Gündemi

Fransa’da malumun ilanı, OHAL uygulaması yeniden uzatıldı. Eski başbakan Manuel Valls Ekim ayında yapmış olduğu ve Hollande tarafından da tekrarlanan açıklamada, seçim sürecinde yapılacak miting ve gösteriler, Noel süreci vb. gerekçe gösterilerek OHAL’in 2017 Temmuz ayına kadar uzatılması zaten açıklanmıştı. Bu nedenle ortada bir sürpriz yok! 

Ne zaman Fransa’da Olağanüstü Hal uygulamasının uzatılması gündeme gelse, bu durumu başta AKP Hükümeti, OHAL’i meşrulaştırmak için bir araç olarak kullanıyor. Mevcut Erdoğan hükümetine muhalif olduğunu belirten kimi kesimlerde ise Fransa’da OHAL uygulamasının Türkiye’den daha "masum" bir uygulama olduğu yönde kalemlerini oynatmaya başlıyor. Daha öncede Fransa ile Türkiye dışişleri bakanlarının “benim OHAL’im senin OHAL’inden iyidir” üzerine yaptıkları diyaloglara tanık olmuştuk. Hatta, “Fransa’daki OHAL’lerde yargının hala bağımsızlığı söz konusudur. Sizlerdeki OHAL’de ise polise ekstra bir yetki getiriliyor. OHAL düzenlemelerinin, hukuk devletine saygıyı, temel hak ve özgürlükleri göz önünde bulundurması ve yargılamaların adil bir şekilde sürdürülmesi gerekiyor.” şeklindeki Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Marc Ayrault sözleri ise halen akıllarda!

Oysa ne O-HAL ne de BU-HAL’in kimseye fayda getirmediği açık. Fransa burjuva demokrasisiyle yönetilen bir ülke, diğeri ise totaliter tek adam rejimine doğru giden emperyalizme bağlı kapitalist bir sistemin ülkesi. Her şeyden önce emperyalist karakteri, rejimin yapısı, kapitalizmin gelişim ve seyir düzeyi ve koşulları birbirinden farklı iki ülkeden söz edildiği unutuluyor. Bütün bu zemin üzerinden aslında her iki ülke de de OHAL uygulaması aynı niyetten doğuyor. Fransa DAİŞ’le mücadele, Türkiye sözde FETÖ ile mücadele için OHAL’i ilan ettiğini belirtse de OHAL’in özü neo-liberal kapitalizmin yapısal krizinin ürünüydü.  

OHAL, sermaye devletinin değişik biçimlerinde uygulanırken, özünde kapitalist sistem açısından artık işlerin eskisi gibi gitmediğini gösteriyor. Elbet Fransa’da, yüz binlerin işten atıldığı, ülkenin üçüncü konumundaki siyasi bir partiye dönük linç ve siyasi soykırım uygulanmadı ya da tıpkı Kürdistan’da olduğu gibi binlerce sivil katledilip şehirler haritadan silinmedi ama tıpkı Türkiye’deki gibi kanun hükmünde kararnamelerle yasalar çıkartıldı. Eğitim reformu, kölece çalışma koşullarını dayatan ve iş güvenliğini bütünüyle ortadan kaldıran çalışma yasası bu dönemde çıkarıldı. Hem de öyle meclis oyuyla değil, hükümetin KHK’yı kullanmasıyla bunlar oldu. Polise sınırsız yetki tanındı. Toplumsal gösterilerde polisin uyguladığı şiddet sonucu onlarca insan gözünü, bacağını, kolunu kaybetti. Eylemler yasaklandı. Ülkenin her yanına "biri bizi gözetliyor" misali kameralar döşendi. Polise tanınan yetkiyle, terörle mücadele konusunda yapılan kapsam genişlemesiyle yargı devre dışı kaldı. Fransa Dışişleri Bakanı’nın ağzından düşürmediği "yargı bağımsızlığına sadece küçük bir örnek; geçtiğimiz hafta Türk devletinin talebi üzerine Paris’te Kürt gençlerine dönük yapılan operasyonda, 13 yaşındaki çocuk, gözaltına alınan abisi ve ablası için okuldan sınıfından arkadaşlarının gözü önünde "terör şüphesi" gerekçesiyle polis tarafından alınarak, abisi ve ablası üzerine şahitliğe zorlanırken, yapılan hukuk dışılığın gerekçesi OHAL ve bu kapsamda çıkan Terörle Mücadele Yasası’na dayandırılıyor. 

AB içerisinde üstünlüğünü kaybeden, sermayenin dolaşımı önündeki engelleri kaldıramayan kendi deyimleriyle ekonomik büyümeye çare bulmayan Fransa; büyüyen işsizlik, yoksullar ordusuna katılan on binleri, evsizleri, niteliği giderek Avrupa ortalamasının en alt seviyesine düşen eğitim hakkını haykıran gençleri, sağlık alanında gerileme karşısında toplumu nasıl kontrol edecekti? Fransa, "terörle mücadele" derken, bir yanıyla da bunu kastediyordu. Yaşanan uygulamalar faşist partilere kan taşırken, özetle Fransa’nın yaşadığı ve giderek derinleşen krizi sırasında polise ve orduya geniş yetkiler tanıyan OHAL uygulamasının savunulacak bir yanının olmadığı açık.  

Türkiye’de, OHAL’le KHK’larla milyar dolarlık sermaye bir anda el değiştiriyor, devlet terörü sokaklarda kol geziyor, siyasi soykırım operasyonları ayyuka çıkıyor, kentler ablukaya alınıyor. ‘Tanrının lütfü’ olarak karşılanan darbe girişiminin ardından uygulamaya konulan OHAL, saldırganlığın resmi adı oluyor. Fransa ve Türkiye uygulama sahalarında uygulama biçimlerinde ve saldırganlık coğrafya, rejimin karakteri, sermayenin düzeyi konusundaki ayrımlar nedeniyle farklılaşan ama özünde aynı amaca hizmet eden O-BU HAL’i görüyoruz. Bu nedenle her defasında, Fransa’da uygulanan OHAL’i meşrulaştıran, "masumlaştıran" bir cümle gördüğümde, gözümün önünde Eylül başında Bastille-Republique Meydanı arasında Çalışma Yasası’na karşı gelişen eylemden bir kare Kürdistan’dan bir kareye karışıyor: Elinde CGT sendikasının flamasıyla yürüyen eylemciye, polisin yakın mesafeden sıktığı biber gazı fişeğinin ardından, eylemcinin yüzünde akan gözünün akı ve kan! Diğeri, panzerin arkasına takılmış ve sürüklenen bir gencin ölü bedeni! İşte bu da bizim HAL!

Yazarın diğer yazıları