Yüzü ve yüreği ülkeye dönük olanlar HDP diyor

Serkan DEMİREL [email protected]

24 Haziran’da yapılması planlanan erken seçim kararının alınmasının hemen ardından Avrupa’da yaşayan seçmenler çoktan göreve koyulmuş bile. Avrupa’nın birçok merkezinde farklı kesimlerden bir araya gelen onlarca kurum, kuruluş ve örgüt, 24 Haziran seçimlerinde HDP’yi ve onun Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş’ı destekleyeceklerini açıkladılar.

Her şeyden öte dini, dili, kimliği, ideolojik düşüncesi farklı olan onlarca kurum ve kuruluşu bir kez yine Avrupa’da bir araya getirmeyi başaran en önemli etkenin, HDP’nin halklara sunduğu yeni yaşam iddiasının yanı sıra Erdoğan’ı durduracak tek gücün HDP olduğunu hatırlatmakta fayda var.

Kimisi ekonomik kaygılardan, kimisi ülkede yaşanan antidemokratik uygulamaların mağduru olduğu için özellikle 1980 ve 90 sonrası Avrupa’nın yolunu tutan milyonları aşkın Türkiyeli ve Kürdistanlı göçmenlerin, hala bir yüzlerinin ülkeye dönük olduğu su götürmez bir gerçek. Kuşkusuz ki; bir taraftan Türkiye’de yaşanan antidemokratik uygulamalar, Kürdistan’da 30 yılı aşkındır süren sıcak savaş ve devlet terörü diğer taraftan ise içinden gelinen mücadeleye olan inanç ve bağlılık bu insanların ülke ile olan bağını hep güçlü kıldı. Ama en önemlisi başta Kürtler olmak üzere Türk devletinin mağduru olan diğer kesimlerin Avrupa’da uzun yılları aşan örgütlü toplum olmayı başarması bu durumda önemli rol oynadı.

Avrupa’da yaratılan bu örgütlü güç, özellikle 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde çıkarılan bir yasanın yurt dışındaki seçmenlere oy hakkını tanıması ile birlikte daha da güçlendi. Bir yüzleri hep ülkeye dönük olan bu kesimlere, 4 yılda bir tekrarlanan seçimlerle de olsa bile kendi ülkelerinin geleceği hakkında söz söyleme hakkının tanınması çok önemli olduğu kadar, bir o kadar da mutluluk vericiydi.

  Genel milletvekilleri seçimleri için ilk defa 7 Haziran 2015 seçimlerinde oy kullanan yurtdışındaki özellikle Avrupa’da yaşayan seçmenlerin heyecanları görülmeye değerdi. Uzun bir dönemdir Türkiye’nin geleceğini karanlığa sürükleyen AKP ve onun genel başkanı Erdoğan’ın ve buna karşı muhalefetin yanlış olduğu kadar Erdoğan’ı güçlendiren siyaseti, Türkiye halklarını adeta karamsarlığa ve umutsuzluğa sürüklemişti. Tamda bu karanlık ve umutsuzluğun yaşandığı bir süreçte Türkiye tarihinde ilk defa bir parti, hiç ayırt etmeksizin Türkiye’nin bütün halklarına özgürlük, gerçek demokrasi, eşitlik en önemlisi insanca yaşam hakkı ve barış vaadiyle yola koyuldu. HDP’nin bu çıkışı ülkede olduğu kadar Avrupa’da yaşayan 2 milyonu aşkın Türkiyeli ve Kürdistanlıda “Evet yapabilir ve Erdoğan’ı durdurabiliriz” umudu yaratmıştı.

7 Haziran öncesi oluşmaya başlayan bu umut dalgası, gün geçtikçe biraz daha büyüyerek bir taraftan ülkeyi diğer taraftan Avrupa’yı kent kent sarmaya başlamıştı. O dönemde Avrupa’nın kent ve sokaklarını HDP’nin renklerine boyayarak bir araya gelen yüzü ve yüreği ülkeye dönük olanlar, Avrupa’da kurulan sandıkların birçoğundan HDP’yi birinci parti olarak çıkarıp, HDP’nin 7 Haziran zaferine büyük katkıda bulunmuşlardı.

HDP’nin 7 Haziran’da sarstığı Erdoğan ve AKP rejimi, bugün bir kez yine ülkeyi tam anlamıyla eline almak ve muhalefeti bir bütün olarak ortadan kaldırmayı amaçlamak için 24 Haziran’da Türkiye’yi erken seçimlere götürüyor. İki taraflı kurulan şer ittifaklara karşı HDP ve onun cezaevindeki Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş, adeta “7 Haziran’da sarstığımız köhnemiş zihniyeti 24 Haziran’da yıkacağız” diyerek, bir kez daha Türkiye haklarının tek umudunun kendileri olduğu gerçekliğini ortaya koyuyor.

HDP’nin saçtığı bu umut, günler öncesinden Avrupa’daki farklı kesimlerden insanları bir araya getirdi bile. Şimdi Avrupa’da 7 Haziran’daki ruhu yakalamanın ve o ruhu ülkeye taşımanın zamanıdır. Türkiye’yi OHAL yasaları ve eşit olmayan koşullarda bir seçime götürerek, ülkenin kaderini bir bütünüyle eline almak isteyenlere karşı en güzel cevap, Avrupa’dan ülkenin 4 bir köşesine umut ve inanç taşımak olmalı. Demirtaş’ın “İnanın bir mühürlük canları var, inanın yapabiliriz” sözünü hatırlatıp gerisini Adnan Yücel’e bırakalım:

“…Saraylar saltanatlar çöker kan susar bir gün zulüm biter.

Menekşelerde açılır üstümüzde leylaklarda güler.

bugünlerden geriye, bir yarına gidenler kalır

bir de yarınlar için direnenler…

Şiirler doğacak kıvamda yine duygular yeniden yağacak kıvamda.

ve yürek, imgelerin en ulaşılmaz doruğunda.

ey herşey bitti diyenler

korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler.

ne kırlarda direnen çiçekler, ne kentlerde devleşen öfkeler

henüz elveda demediler.

bitmedi daha sürüyor o kavga

ve sürecek

Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!”

Yazarın diğer yazıları