Yüzyılın hastalığı OBEZİTE

Prof. Dr. Umut Özcan, dünyada obezitenin toplumları tehdit eder bir hale  geldiğini, sadece yetişkinlerin değil çocukların da bu hastalıktan büyük oranda etkinlendiğini vurguladı. Özcan kişinin “Nasıl kilo veririm” ziyade hiç kilo almama arayışında olmamasının daha önemli olduğunu belirtiyor.

29 yaşında Harvard Tıp Fakültesi’nin en genç öğretim görevlisi olan ve kendi labaratouvarını kurarak çok önemli keşiflere imza atan Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde öğretim görevlisi Prof. Dr. Umut Özcan, yaşadığımız yüzyılda bir hastalık olarak değerlendirilen obezite ile ilgili gazetemizin sorularını yanıtladı.

Obezite bir hastalık mıdır?

Obezite halk ve hatta doktorlar arasında düşünülenin aksine sadece kişinin yemek yemesine ve yaşam şekline bağlı değildir ve yaşadığımız yüzyılda bir hastalık olarak değerlendirilmektedir. Bir insanın genleri vücudun kilo durumunu belirleyen en önemli faktördür. Şöyle ki, insanların en önemli enerji harcama biçimlerinden biri vücudun bazal metabolizma hızı olarak adlandırdığımız, vücudun fonksiyonları için (vücutta bulunan her hücrenin çalışmasına, nefes alıp vermeye, kalbin çalışmasına kadar her türlü fonksiyon için) harcanan enerjiye bağlıdır. Bu erişkin erkeklerde 2200-2600 kalori ve erişkin kadınlarda ise 1800-2300 kalori arasında değişir. Bu metabolizma hızı kişinin genetik yapısına bağlı olarak değişir. Bunun yanı sıra yeme isteği de (iştah) yine kişinin genetik yapısı ile çok yakından ilişkilidir. Bazal metabolizma hızı 2200 civarı olan bir erkek 2600 kalori olan bir erkeğe veya 1800 civarı olan bir kadın bazal enerji metabolizması 2200 olan bir kadına göre günde 400 kalori daha az harcamaktadır. Bu insanlar aynı derecede gıda tüketse bile bazal metabolizma hızı düşük olanlar çok daha hızlı kilo almakta veya aldığı kiloları geri vermekte zorlanmaktadır. Bu nedenle obezite daha çok insanların genetik yapısına bağlı olarak oluşan bir hastalıktır. Ama genetik olarak obezite geliştirmeye daha elverişli olunsa bile sağlıklı bir yaşam ve spor obezitenin gelişmesini engelleyebilmektedir.



Obezite neden son 30 yılda çok ciddi artışlar gösterdi?

Son 30 veya 40 yılda insan yaşamında çok büyük değişiklikler oldu. Öncelikle çok yüksek derecede kalori içeren sağlıksız besinlere çok kolay ve ucuz fiyatlara erişilebilir oldu. İnsanlar tüm gün içerisinde alacağı kalori miktarının fazlasını fast-food türü restorantlarda bir öğünde almaya başladı. Bu tür restorantlarda bir hamburger menüsü, kızartılmış patates ve şekerli içeceklerle 2500 kaloriyi bulabiliyor. İnsanların günlük kalori alım miktarı 4000 kaloriyi bulmaya hatta geçmeye başladı. Bunun yanı sıra hem erişkinlerin hem de çocukların günlük hareket miktarında çok ciddi düşüşler meydana geldi. Erişkinlerin bir çoğu işlerini oturarak bilgisayar ortamında halletmektedir, sedanter bir yaşam tarzı yani televizyon başında geçen akşamlar ve spor olmadan yaşanan bir hayat tarzı hakim olmaya başladı. Çocuklar artık okullarına servislerle gidip geliyorlar, hayatlarını bilgisayar veya play station başında geçiriyorlar. Şu an Amerika’da toplumun yüzde 37.5’i obez ve yüzde 65’inden fazlası normal kilonun üstündedir. Tabii daha tehlikeli olan bir şey var, o da çocukların yüzde 17’si obez durumdadır. Dünya nüfusunun yüzde 65’i, kilolu olmanın aşırı zayıflıktan insanları daha fazla öldürdüğü bölgelerde yaşamaktadır. Obezite tüm dünya çapında en fazla insan ölümüne neden olan beşinci risk faktörü olarak sıralanmıştır. Dünyada en azından her yıl 2.8 milyon insan sadece fazla kilolu olduğu ve bu nedenle gelişen hastalıklar dolayısıyla yaşamını kaybetmektedir. 2008 yılında dünyada 1.4 milyar insanın kilolu olduğu bildirilmiştir. Bu kilolu popülasyonun, 200 milyon erkeği ve 300 milyon kadını obezdir. Dünyadaki obez sayısı, 1980 yılına göre 2013’te üç katına çıkmıştır. Bunun yanı sıra, obezite artık sadece erişkinleri değil, aynı zamanda çocuk yaş gurubunu da tehdit eden bir hastalık haline gelmiştir. Örneğin Amerika’da pediatrik popülasyonun obezite insidansındaki artış da çok ciddi boyutlara ulaşmıştır: okul çocuklarının ve yetişkin bireylerin yüzde 17’si şişmandır.
30 veya 40 yıl önceye gidersek, insanların beslenme tarzı çok daha sağlıklıydı. Toplumun çok büyük bir oranı yemeklerini evde kendileri sağlıklı olarak hazırlıyor ve günlük kalori miktarı hem düşük hem de sağlıklı gıdalardan elde ediliyordu. Bunlara ek olarak stres, ki şehir yaşamı stresi ciddi bir şekilde tetikleyen bir yaşam biçimi, vücudun enerji harcamasını azaltıp aynı zamanda alınan gıdaların daha fazla depolanmasına neden olan hormonların salgılanmasını artırmaktadır. Bu etken de son 30 yıl içerisinde obezitenin artışında ciddi bir rol oynamıştır.
Aslında burada çok önemli bir sorun var. Evrim sırasında insan soylarından enerjiyi en verimli kullanabilen ve en az harcayan soylar günümüze ulaşabilmiştir. Bugünkü insan soyları obezite oluşturabilmek için aslında doğal seleksiyonda seçilmiş soylardır. Şöyle ki, evrimin ilk aşamalarında doğada teknolojinin olmadığı, tarımcılığın veya avcılığın gelişmediği dönemlerde, insanların gıdaya erişimi belli aralıklarla olabiliyordu. Bu aralıklar insanların açlıktan ölebileceği düzeye ulaştığında, doğada vücutlarında bulunan enerjiyi (ki enerjinin büyük bir kısmı yağ olarak depolanır) sadece çok verimli ve az bir şekilde harcayan ve alınan gıdaları depolanabilir enerjiye en hızlı çeviren insan soyları yaşayabilmiştir. Etrafınıza baktığınızda çok nadir çok fazla yemek yiyip kilo almayan insanlar rastlarsınız.


Obezite hangi hastalıklar şeklinde kendini gösterir?

Obezite bir çok hastalığın gelişiminde çok ciddi bir rol oynamaktadır. Bunların başında insulin direnci,  Tip 2 diyabet, kalp-damar hastalıkları ve hipertansiyon gelmektedir. Obezite aynı zamanda değişik kanserlerin oluşmasında da rol oynamaktadır, bunlar içerisinde göğüs kanseri, bağırsak kanserleri ve yaşlılarda karaciğer kanserlerinin gelişimi obez hastalarda daha fazla görülmektedir. Obezite astım ve uyku apnesinde de rol oynamaktadır. Son yıllarda Alzheimer gibi nordejeneratif hastalıkların obez hastalarda daha sıklıkla geliştiği bulunmuştur.

Kilo vermek için yapılan yanlışlar nelerdir?

Kilo vermek yerine yapılacak en iyi şey kilo almamaktır. Geçen yıllarda yapılan çalışmalar, insanların kilo aldıkça, çıktıkları en üst kiloyu, beynin normal olması gereken kilo olarak algıladığı ve böyle bir hafıza oluşturduğu gösterilmişti. Yine bu çalışmada kilo verilse bile, beynin, vücudu değişik yönlerden etkileyerek tekrar önceden varılmış en üst kiloya çıkarmaya çalıştığı bildirilmiştir. Kilo vermek için yapılan en büyük yanlış, aç kalmaktır ve yemek miktarını veya günlük kalori alımını çok düşük düzeylere düşürmektir. Bu yöntemle ilk başta kilo kaybı görülse bile, ileride tekrar çok hızlı bir şekilde kilo alımı söz konusu olmaktadır. Aç kalındığı zaman beyin vücuda “enerji harcamasını azalt” emrini vermektedir. Vücut normal enerji harcamasını azalttığı zaman kilo vermek çok daha zorlaşmaktadır. Bu nedenle beyinden bu sinyalin verilmesini engellemek için aç kalmamak, vücudun enerji harcamasının azaltılmasını engellemek, aksine arttırmasını sağlamak gerekmektedir. Kilo vermek için öncelikle sürekli sağlıklı bir yeme alışkanlığı geliştirmek gerekir. Özellikle işlenmiş karbonhidratların minimum düzeyde tüketilmesi gerekmektedir. Yani beyaz ekmek, tatlı vb. Bağırsaklardan hızlı emilen ve glisemik indeksi yüksek olan gıdalardan uzak durmak gerekir. Tabii bunlar içerisinde özellikle bizim toplumuzda yüksek derecede tüketilen pasta, poğaça gibi gıdalar yer almaktadır ve bu gıdaların alımını düşürmek gerekir. Bunun yanı sıra hem erkek hem de kadınlarda vücutta kas kütlesinin arttırılması vücudun bazal metabolizma hızının arttırılmasına yarar ve kilo verilmesini ve verilen kilo da kalınmasına yardımcı olur. Bu nedenle sadece koşma gibi egzersiz tiplerine ek olarak ağırlık çalışmaları yapmak önem taşır. Tabii ki şunun bilinmesinde çok ciddi bir fayda olduğunu düşünüyorum. Mesela 1 mil (1.6 km) koşulması yaklaşık 120 kalori harcanmasına neden olur. 5 kilometre hızlı bir şekilde koştuğunuzda yaklaşık 400 kalori civarı bir enerji harcamış olursunuz. Ama belirttiğim gibi bir hamburger menüsünden 2500 kalori üzerinde kalori veya bir dilim pastadan 500-600 kalori alabiliryorsunuz. Bu nedenle kilo vermek istiyorsanız ne yediğinize dikkat ederek üzerine spor yapmak gerekiyor. Bir kilo verebilmek için vücudun 7000 kalori harcaması gerekmektedir ve bu miktarda kalorinin harcanması gördüğünüz gibi kolay değildir ama bu düzey kalorinin alınması çok kolaydır.


Gelecek nesillerin obeziteden korunması için ne yapılabilir?

Bir anne ve babanın bulunduğumuz yüzyılda çocuklarının sağlığı için yapabilecekleri en önemli şeylerden biri, çocuklarını obeziteden korumalarıdır. Bunun için erken yaşlardan itibaren, çocukların ilgi duyup yapmaktan hoşlanacağı bir spor üzerinde yoğunlaşmalarını sağlamak gerekiyor. Çocukların televizyon veya play station karşısında hayatlarını geçirmelerini engellemek, yüksek kalorili patates chipsleri, şekerli içecekler Coca-cola, Pepsi vb), veya şekerli meyve içeceklerinden uzak tutulması gerekmektedir. Bu içecekler yerine diyet olanlarının, yani içerisinde şeker olmayanlarının ve kalori içermeyenlerin tercih edilmesi gerekmektedir. Çocukların erken yaşlarda bilinçlendirilmeleri, gıda seçimi ve kalori miktarları konusunda bilgilendirilmesi gerekmektedir. Sağlıklı gıdaların tercihi edilmesini teşvik etmek ve bu tür yemek yemenin bir yaşam şekli olarak oturtulmasını sağlamak gerekmektedir.


SUNA ALAN/LONDRA

Yazarın diğer yazıları

    None Found