Zalim, zulüm ve Medya’nın kirli bez parçaları

Dünyada insan etkinliklerini temelde yönlendiren şeyin korkuya dayandığını biliyoruz. Korku ise canlıya içkin, hayatta kalma refleksinin en temel aracıdır. Korku, bütün canlılarda hayatta kalmak için tehlikeyi hissetme ve bu tehlikeden korunmaya yönlendiren mekanizmadır. Bir uyarma biçimidir. Korkunun uyardığı beden, var olan savunma reflekslerini devreye sokar: Kanatlı ise uçar, koşucu ise koşar, boynuzlu ise boynuzlarını devreye sokar, zehirli ise sokar, yırtıcı ise saldırır vs. Peki ya insan?

Dünyanın mevcut durumuna baktığımızda, yaşananların temelde insanın korkularının üzerine bina edildiğini görebiliriz. Bu gün piyasaya sürülen en gelişkin silahtan mükemmel tasarlanmış adi cinayetlere, kadına yönelik şiddetten etnik saldırılara, nefret suçlarına kadar her şey temelde korku üzerine bina edilmiş durumda. Sosyal varlık olarak toplumlar da doğal olarak korkuya refleks vermektedirler. Bu refleks üzerine bina edilmiş koca bir “koruma teknolojisi” sektörü bulunmaktadır. Yani dünyadaki bütün iktidar ilişkileri, korkunç bir korku teknolojisinin kıskacına alınmış durumda. Bu durumda iktidarda olma ve kalma, çoklu açılardan başka bir korkuya dönüşmektedir. Hayatta kalma refleksi büyük ölçüde ‘iktidarda kalma” refleksi üzerine bina edilerek; sınıfsal, dinsel, cinsel, etnik vb. açılardan korku bir araç olarak kullanılarak, özellikle anti demokratik iktidarların süreklileştirildiği görülmektedir. Anti demokratik iktidarların en temel özelliği ise “Paylaşmamak"tır. Paylaşmamak ve ne pahasına olursa olsun elde tutmak… Çünkü paylaşmak hem eşit ilişkiyi, hem de şeffaflığı gerektirir. Yani hesap verilebilirliği… Bu nedenle bütün anti demokratik ve kirli ilişkilere bulaşmış iktidarlar paylaşmaktan son derece korkar ve kaçınırlar. 

Cumhuriyet tarihi boyunca Türk ve İslam sentezi odaklı olan iktidarların Türkiye’yi yönetmesi işte bu paylaşmama ve kirli/yasadışı iktidar karakterinin süreklileştirilmesinden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle her on yılda bir darbe bir “gereklilik” olarak belirir. Son altı ay içinde iki darbe tam da bunun içindir. AKP’nin son seçimlerde koalisyona bile razı olmaması, iktidarları döneminde işledikleri suçların, kirli ilişkilerin ortaya çıkmasını önlemek ve dolayısıyla iktidarı paylaşmamak için yaptıkları hamlelerden biri. Şimdi bu iki kesim bir ortaklık kurarak, onları tehdit edecek başka iktidar adaylarının (HDP) ortaya çıkmasını engellemeyi hedeflemektedirler. 

Kuruluşundan bu yana TC, Türk-İslam sentezini resmi ideoloji olarak, insanları korkutarak kendi iktidarlarına zorlamak için bir araç olarak kullanmaktadır. Bu çerçeveye dahil olanları, çerçevenin dışına ittiklerine uyguladıkları vahşi metotlarla korkutarak susturmaktadır. Bu nedenle iktidarını sürdürmek için “öteki” ilan ettiği kesimlere yönelik aleni bir saldırganlık izler. İktidarını kurduğu yerde bir etnisiteyi, bir cinsi, belli bir dini, belli bir dili çerçeve olarak kullanırken, saldırı altında tutacağı kesime yönelik saldırıları daha geniş kesimleri dehşete sürükleyerek susturmada kullanır. Böylece korkutulmuş bu geniş yığınları çemberin içinde tutarak hem susturur ve kendi iktidarına razı eder, hem de kendi suçlarına sivil uzam olarak dahil eder. 

İşte şu an HDP’lileri, akabinde Alevilerin, solcuların, eşcinsellerin, çevrecilerin ve daha sonra herkesin avlanacağı ortam, bu geniş ‘Korkutma” stratejisinin en kristalleştiği dönem. Kristalizasyonun ayni zamanda kendi iktidarlarını yitirme ihtimalinin güçlendiğini eşzamanlı olarak söylediğini de hatırlamakta fayda var. 7 saatlik MGK toplantısı bunu teyit etmektedir. Bu nedenle en sert hali ile müdahale etmeye çalışılıyor. Bu, sadece Erdoğan’ın akıl almaz hırsı ile açıklanacak bir durum değildir. Bu, bugüne kadar belli bir oligarşik iktidara, bir tiranın eklemlenmesi kadar basit bir farktır Erdoğan’ın varlığı. Oysa koalisyonlarını üzerine bina ettikleri ve arkasından Kürt halkının ve Türk, Ermeni, Laz, Rum başta olmak üzere tüm etnisitelerin aydınları, solcuları ve dolayısıyla yavaş yavaş yoksullarının ortaklaşma platformunun ciddi bir iktidar talebine dönüştüğü bir ihtimali ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Kürt hareketinin Türkiye yoksullarıyla birleşme gücünü ortadan kaldırıyorlar. Bu nedenle bu ihtimale gelip dayanan tüm altyapıyı ortadan kaldırıp, bu ihtimalden sonsuza kadar kurtulmaya çalışan derin bir plan yürütülmektedir. 

Bütün bunların yapılabilmesi için ise savaş ve kaos ortamına ihtiyaç var. Bu durumun en önemli cephelerinden biri de medya üzerinden yürütülmektedir. Bütün suçlarını başka şekilde aksettirecek kirli bir hizmet ekibine olan ihtiyaç buradan kaynaklanır. İşte son zamanlarda HDP’ye yönelik saldırganlıkta bu kirli ekip genişletilmekte ve kristalize edilmektedir. Hande Fırat bu ekibin en nadide parçası olamaya aday. Hilal Kaplan’ın aşınmasından boşalan deliğe tıkılan kirli bir bez parçası, bulanık suyu tutma çabasının kirli bir uzantısı olarak hareket etmektedir. Daha önce bizzat hükümet, cumhurbaşkanı, CHP ve MHP’nin ortaklaşa görüştükleri bir dizi görüşmeden uzak tutulurken, 400 bürosu saldırıya uğrarken, mitinginde bomba patlatılırken, milletvekilleri tutuklanırken, binalarına ‘geldik yoktunuz yazılırken, “neden HDP?” diyemeyen bu pespaye kesim, şimdi ekranlarda HDP’den hesap sorma adı altında kirli bir savaşın bayrağını sallıyorlar. Kara ve kirli bir bayrak. Oysa savaş suçluları hesap soramazlar. Hesap verirler. Hatırlatalım. 

Yazarın diğer yazıları