Zamana yayılan ölüm: Tecrit

Dünyayı her geçen gün daha da yok eden kapitalizmin öncelikle düşünen, sorgulayan ve insanlığın geleceği için mücadele edenleri sindirmek için kurduğu düzenek olan tecridi, Almanya’daki RAF (Kızıl Ordu Fraksiyonu) örgütü üyelerinden ve yıllarca Alman tabutluklarında yaşamış olan Birgit Hogefeld yazdığı mektubunda şöyle tanımlıyor: “Tecrit insanda ‘başka insanlarla birlikte olamayacaksın, sadece kendinle yalnız kalacaksın’ etkisini uyandıran bir olgudur. Örneğin insanlar ruh halini ve duygularını ancak başka insanlarla birlikte gerçekleştirebilirler. Kendini insan olarak ifade edebilmen için yanında başka bir insanın olmasına ihtiyacın var. Tecrit’te ruh hali boşluğa akmaktadır. Bu, yaşanan her şeyin içinde kalması anlamını taşır. Sen, kendi içine hapsedilmişsin ve böyle kalacaksın.”

Bu bakımdan sanıldığının aksine tecrit, sadece fiziki kuşatma değildir, öncelikle ruhsal ve ideolojik bir kuşatmadır. Tutsak, adeta moral geçirmez duvarlarla çevrilidir. Bu nedenle, tecrit bir çeşit ölümdür; yaşamdan soyutlanma halidir. Tutsaklıkta tecritle beraber zaman durur. Her şey yalnızlık duygusunun yaşatılması ve giderek daha yoğun biçimde hissedilmesi üzerine kurulmuştur. Tecrit, tutsağı hiçlikle özdeşleşmeye, algısızlığa, duyusuzluğa (görmemeye, konuşmamaya, işitmemeye) mahkum etmektir. Bu işkenceye maruz kalan tutsağın çıldırma noktasına geldiği söylenir. İşte tecrit, çıldırmanın zamana yayılmış halidir. Tecritte kişi, yoklukla özdeşleşir.

Birgit Hogefeld’in mektubunda yazdıkları ise aslında başta Amerika ve Almanya olmak üzere çok sayıda “gelişmiş” ülkede yapılmış onlarca deney ve araştırmadan sonra meydana çıkartılan bir sistemin insanlar üzerindeki etkilerinin basit bir tasviridir. Tecrit hücrelerinin geliştirilmesinde en önemli katkı Dr. Edgard Shein adlı psikiyatra aittir. CIA ve ABD donanması için çeşitli araştırmalara yöneticilik yapmış bu “bilim” adamının 60’lı yıllarda “beyin yıkama ve özel varyantları” üzerine yaptığı çalışmalar sırasında geliştirdiği metodlar bugün tabutluk ve hücrelerin standartlarının belirlenmesinde doğrudan kullanılmaktadır. Dr. Shein’ın, bu çalışmasında geliştirdiği 24 maddelik ünlü programı içerisinde  özellikle politik tutsaklara karşı uygulanması düşünülen şiddeti bütün açıklığıyla gösteren; tüm gerçek önderler, doğal önderler ayrı tutulmalı, işbirliği yapılan tutsak önder gruba yerleştirilmeli, oportünistler ve ihbarcılar korunmalı, tutsaklar arasındaki grup değerleri dağıtılmalı, karakter zayıflaması için teknikler uygulanmalı, aşağılama, iftira gibi yöntemlerle suçluluk duygusu yaratılmalı gibi maddeler uygulanan stratejiyi tüm çıplaklığıyla ortaya koyar niteliktedir.

Tecrit sisteminin dünyada ve Türkiye’de 70’lerin başından itibaren sistemli bir şekilde uygulanmaya başlandığını söyleyebiliriz. Özellikle bu dönemde sol hareketin yükselişi ve buna paralel olarak halkın büyük bölümünün hızla sosyalist ideolojiye açık hale gelmesi, devlet yapısını acil önlemler almaya sevketmiştir. Faşizmin önlemler paketinde daima hazır olarak bulunan katliam, faşist terör gibi yıpratma ve yoketme çabalarının istenen sonucu vermemesi, iktidar güçlerini daha farklı metodlar aramak zorunda bırakmıştır. Bunun sonucu olarak da cezaevlerinde tecrit/hücre sistemini getirmek o dönemden başlayarak iktidar güçlerinin gündemine gelmiştir.

Bu bakımdan tecrit hücreleri, insanın insanlıktan çıkartılması, baskı ve zorla düşüncelerinden yalıtılması için oluşturulmuş ölüm evleridir. Yüzlerce insan ölüm evlerinde yaşamaya mahkum edilmiş, ama egemenlerin beklediklerinin aksine sosyalist/devrimci bilinci yok etmeye yetmemiştir. Alman tabutluklarında 22 yıl yatmış İrmgard Möller tutsaklığın bittiği gün şunları söylemiştir: “Bu, bizimle devlet arasında olan bir savaş. Devlet tüm olanaklarıyla yüklendiği halde devrimci kimliği yok edemedi. Tüm uygulamaları politik tutsakların sarsılmaz kimliğine çarptı ve başarısızlığa uğradı. Bu savaşı, devrimci kimliğimi koruyarak ben kazandım.”

Bu gün Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan şahsında güncellenmeye çalışılan bu kapitalist barbarlığın ne yapılırsa yapılsın devrimci bilinci ve sosyalizm mücadelesini yeryüzünden silemeyeceği yine Kürt Halk Önderi şahsında tüm dünyaya gösterilmektedir. Bu bakımdan tecride karşı direnmek uluslararası komploya karşı direnmek demektir. Açık işkence ve yoketme anlamına gelen tecride karşı mücadele ve tecrit dayatmasına karşı çıkmak; halkların ve sistem dışı kalmışların demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü paradigma ekseninde birleşerek, mücadeleyi yükseltmeleri ve adil, demokratik, barışçıl bir sistemin yeniden oluşturulması demektir.

Yazarın diğer yazıları