‘Zamanı gelmiş düşüncenin önünde hiçbir güç duramaz’

Victor Hugo’nun yukarıdaki sözü günümüz Türkiye’sinin ve bölgenin durumunun en çarpıcı özetidir. 12 Mart 1971 darbesini yapan faşist generaller, “Sosyal uyanış ekonomik gelişmeyi aştı. Bunu durdurmalıyız.” diyorlardı. Sosyal uyanış hızlandıkça köle gibi yönettikleri halk asileşiyor, söz dinlemez ve diktatörlerden korkmaz oluyordu. Diktatörler için yenilme ve yıkılma korkusu başlıyordu. Diktatörler bu korku içinde rahat bir uyku yüzü görmüyorlardı.

O günlerden beri faşist darbeciler ve her türlü gericilik birleşerek halka saldırıyor. Gizli açık askeri darbeler, sıkıyönetimler, OHAL’ler ve bunlar da yetmezse açık askeri işgaller hep bunun için, yani sosyal uyanışı durdurabilmek, halka boyun eğdirebilmek, kölelik düzenini sürdürebilmek içindir.

Egemen sistemin bütün çabası her türlü iç ve dış gericilikle anlaşarak halkı sindirebilmektir. Bu ağır saldırı ve zulümlerle halkın uyanışını bastırmak istediler. Bütün diktatörler gibi zorbalıkla ayakta kalmaya çalıştılar. Başlangıçta zorbalıkla iktidarlarını koruyabileceklerini zannettiler. Halkın önemli bir kesimini yalanlarla oyalayıp zorbalıkla boyun eğdireceklerdi. Bir beka sorunu uydurup halka korku verdiler. Bütün zorbalıklarını, soygunlarını bu kılıfla örtmeye çalıştılar. Bu amaçla dünya gericiliğinin her çeşidiyle işbirliği yapıp hepsini bölgeye getirdiler. Şimdi cinci hoca gibi başlarına topladıkları cinleri dağıtamıyorlar.

Terörü ezeceğiz diyerek işgal hareketlerine giriştiler. Ciddi olarak savaş suçlarına bulaştılar. Ne kadar inkar ederlerse etsinler artık her geçen gün bu suçlamalar artacak ve kanıtlarıyla birlikte işgalcilerin peşini bırakmayacaktır.

Dünya eski dünya değil. Katliamları ve insanlık suçlarını gizlemek artık olanaksız. Bir çocuğun dövülmesi olayı anında bütün dünyaya görüntülü olarak yayılıyor ve zalimlerin önüne konuluyor.

İşgalci-faşist Erdoğan diktası sıkıştıkça saldırganlaşıyor ama saldırganlaştıkça da sıkışıyor.

Rojava’yı işgal hareketi de batağa saplanmaktadır. Teröristleri ezeceğim diyerek işgale girişen Erdoğan diktası fıkradaki çocuk gibidir:

– Baba terörist yakaladım,

– İyi oğlum, getir.

– Gelmiyor.

– O zaman sen gel,

– Bırakmıyor.

İşgalci diktatörler halkı bastırabilmek için saldırdıkça halkların direnişi yükseldi.

Şu anda dünyada en bilinçli, en örgütlü ve politikleşmiş olan halk Kürtlerdir. Bütün ezilenlerin özlemlerini ve geleceğini temsil etmektedirler. Bu nedenle devletlerin kirli çıkar çarklarında ezilmek istense de dünyanın her köşesinde Kürtlerle dayanışma yükselmektedir.

Sistem ise yozlaşmanın, çürümenin son aşamasına gelmiştir. Her türlü yolsuzluk, soygun, vurgun, intihar haberleri art arda patlamaktadır. Erdoğan diktası ise hala halkı fütuhat yalanlarıyla oyalamaya çalışıyor.

Bütün diktatörler gibi Erdoğan da büyük bir askeri güçle, işgalle, katliamlarla halkı susturabileceğini zannediyor ama o da diğerleri gibi yanılıyor.

Voltaire, “Bir millet düşünmeye başlarsa onun zaferini hiçbir güç engelleyemez” diyor.

Kürdistan halkı çoktandır iyi düşünüyor, çok düşünüyor, direniyor ve savaşıyor. Böylece sadece kendisinin değil bölge halklarının da, insanlığın da geleceğini kuruyor. Kobanê direnişinden beri Rojava direnişi etrafında büyüyen uluslar arası destek ve mücadele bunu gösteriyor.

Türkiye’nin işgalci politikasını destekleyen pek olmazken ve işgalci çete her geçen gün yalnızlaşırken Rojava halkı etrafındaki destek her geçen gün artıyor. Devletlerin çıkar odaklı dayatmalarına ve kaba güç gösterilerine karşı halkların ortak geleceği için dayanışma ve birleşme gelişiyor. Halkların ve insanlığın ortak gelecekleri uğruna verilen mücadele zalimleri, işgalcileri, sömürgecileri yenecek güçtedir. Her geçen gün daha iyi ortaya çıkan gerçek budur.

Yazarın diğer yazıları