Zamanın ruhu kazanmaktır   –      Şiyar PÎR

Zamanın ruhuna göre olan söylemler, ifadeler elbette insana heyecan verir, coşku kazandırır. Hepimizin de tanık olduğu bir biçimde Amed, Van, Mardin sokakları ve darbeye karşı dünyanın dört bir yanında yaşayan Kürtler ve dostları “direne direne kazanacağız” diye haykırıyorlar.

Bu söylemin birazcık da olsa altını deşmezsek zamanın ruhunu anlamakta yetersizlik yaşayabiliriz ya da gelip geçişi heyecanlara da kapılabiliriz. Elbette sloganlar insanlara heyecan verir, ama korkusuzca söylenen bir sloganın felsefik, ideolojik, özgür yaşamın pratik boyutlarında çok daha fazla derinliğine inilmezse bir yaprağın sonbaharda rüzgara kapılıp savrulmasına benzer. Nereye savrulacağı, ikinci bir rüzgar esintisinde hangi kavşağa gideceğini insan çok kestiremeyebilir.

O zaman tüm ‘direne direne kazanacağız’ diyen odakların hepsi, yelkenlerini bilinçli bir şekilde rüzgara göre ayarlamaktan geri durmamalıdırlar. Buradaki rüzgar vurgusuyla elbette toplumu oluşturan tüm dinamiklerin mücadeleye çekilmesi anlamına gelmektedir. Yok ısrarla rüzgarın ters yönüne yelken ayarlanmak istenirse bir adım ileri iki adım geri de olabilir. Bu da marjinalliği ifade eder. Dar, sınırlı, küçük bir direnme odağı, kendini çoğaltamama anlamına gelir.

Direnerek kazanılacaksa o zaman bölgemizde, ülkemizde yaşananlara, mücadele odaklarına bakmakta fayda var. Bütün veriler orada saklıdır, görmek isteyen gönül gözü çok rahatlıkla görebilir. Kürdistan Özgürlük Mücadelesi, özgürlük gerillası on yıllardır direne direne kazanacağız felsefesiyle en ileri düzeyde mücadelesini sürdürüyor. Çünkü zaferi garantilemek istiyor, kazanmak istiyor. Kazanmak istemiyorsa neden bu kadar emek, çaba, fedailik? Sadece bir macera olarak mı böylesi bir savaş içerine giriliyor? Kesinlikle değil, çünkü kazanmak istiyor. Dünya insanlığının böylesi bir mücadele sonucunda özgür yaşayabileceğinin öngörüsü temelinde yaklaşıyor. Bu yaklaşımın da derinliğinde direnmek ve kazanmak var.

Buradaki ince çizgiyi görmek önemli oluyor. İçinde bulunduğumuz süreçte evet direnmek gerekiyor, ama birde kazanmak için bütün dinamiklerin tamamlayıcılığı önemli bir etken oluyor. Kısacası zamanın ruhuna girmek için zihniyet olarak hızlı bir değişim gerektiriyor.

Unutmamak gerekiyor ki, doğada her şey kendi karşıtını da kendi içinde ya da yanında barındırıyor. Düşünen varlık olan insanda bu çok daha belirgin gözükebiliyor. Bugün güzel düşünen yarın kötü de düşünebilir, bugün iyilik yapan yarın kötülükte yapabilir, bugün sevecen olan yarın insanlığa karşı büyük suçlar da işleyebilir, bugün kahraman olan yarın vasat, edilgen bir duruma da gelebilir. Hangisinin öne geçeceği, kişinin hangisine yön vereceğiyle alakalıdır. Olumsuzluğa tekabül eden yanların öne çıkmaması için de toplum bireyinin kendisini insanlığın özüne adamasıyla bağlantılıdır. İnsan onuruna ters düşen tüm çirkinliklerin bilincine ulaşmasıyla, kendisini insanlık değerleri temelinde bilinçlendirmesiyle alakalıdır. Bu zihniyet geliştikçe olumsuzluğa tekabül eden özelliklerin potansiyeli sönümlenecektir, artık başat olan olumluluklardır. Peki hangisinin başat olduğunu ölçecek bir aletimiz olmadığına göre, ölçü, toplum bireylerinin, toplumsal hareketlerin, öncüyüm diyenlerin, yaşanan sorunlar karşısındaki duruşu belirleyecektir.

Konumuzu çok dağıtmadan şunu da belirtmekten de geçemeyiz. ‘Direne direne kazanacağız’ söylemi devrimci kesimlerin, demokrat kesimlerin, ezilen kesimlerin söylemi olarak öne çıkıyor. Peki yarın egemen kesimler de kendisinin ezildiğini, bastırıldığını düşünüp o da ‘direne direne kazanacağız’ söylemine sarılırsa bu handikabı nasıl ele alıp değerlendireceğiz. Dikkat edilirse kavram aynı, söylem aynıdır, ama özünde yatan gerçeklik birbirine ters bir durumdur. Aslında kapitalist modernite sistemiyle, demokratik modernite çözümü arasındaki mücadele tam da bu noktada sürmektedir. Bu iki modernitenin özünde yatan da direnmek ve kazanmaktır. Biri olumluluğa tekabül eder, çünkü diğerinin insanlık değerlerini al aşağı ettiğini düşünür ve bunun mücadelesini verir. Ama diğeri olumluluğa tekabül eden ölçüyü ve yaşamı kendisi için olumsuzluğa tekabül ettiğini düşünür ve kendi sonunun geleceğinin korkusunu yaşar.

Bu noktada toplum eğitimi devreye giriyor, toplumu eğitmek, bilinç kazandırmak, neden ezildiğini, neden sömürüldüğünü, neden açlığa mahkum edildiğini, neden dünyanın bir köşesinin zenginlikler içerisinde yaşadığını, diğer yarısının da neden açlıkla cebelleştiğini kavratmak gerekiyor. Her şeyden önce insanlara, topluma özgüven vermek gerekiyor. Zalime, sömürücüye karşı, insanlığın sonunu getirme noktasına gelen insanlık düşmanı kapitalizme karşı mücadele edebileceğinin bilincini vermek gerekiyor.

Tekrarlamakta fayda var, çünkü son süreçlerde Kürdistan ve Türkiye’de yaşananlara karşı, darbeye karşı söylenmiş en devrimci söylem ‘direne direne kazanacağız’ söylemi olmuştur. Bu söylem ‘direnmek yaşamaktır’ söylemini taçlandırmıştır. Mazlum Doğan yoldaş Amed zindanından hiç tereddütsüz bir şekilde “sesimiz bütün insanlığa ulaşacaktır, direnişimiz bütün insanlığa mal edilecektir” vasiyetini verirken “direnmek yaşamaktır” söylemiyle de yoldaşlarının, halkın alnını yıldızlara değdirmişti. Tabi ki, PKK ve PKK’lilik her zaman değişim ve dönüşüm halindedir. PKK demek; güzel ve doğru olana yeni bir güzel, yeni bir doğru eklemektir. İşte tam da buradan yola çıkarak ‘direne direne kazanacağız’ söylemi, tarihin seyrini direnerek değiştiren Amed zindan direnişçiliğinin ortaya koyduğu direnme felsefesine önemli bir katkı olmuştur, önemli bir aşama kaydettirmiştir. Evet direnmek, ama bir de kazanmak var.

Yazarın diğer yazıları

    None Found