Zarif bir hanımefendi

Ekonomi Gazetecileri Derneği, ‘Ekonomi Buluşmaları’ ismiyle Müstakil Sanayici ve İş adamları Derneği (MÜSİAD) ile birlikte bir etkinlik düzenlemiş. Etkinlikte MÜSİAD’ın Genel Başkanı etkinlikte konuşmuş.

Pek çok konuda ciddi ciddi saçmaladığı konuşmasında ekonomiye, Türkiye tarihine dair herhangi bir bilgiye ulaşmak mümkün değilse de bir zihniyeti anlamak için önemli örneklerden biri olabilir. Zira ekonomiye insanlaştırma veya kendinden menkul hareket ettiği iddia edilen piyasalar üzerine söylem üretme liberal aklın en temel tezahürü.

Ancak adını tekrar etmeye gerek olmayan konuşmacı, kadın cinayetlerinin, çocuklara yönelik cinsel istismarın arttığı ve kentlerin cinsel fantezilere konu edilerek seçim söylemleri üretildiği bu dönemde ekonomiyi anlamaya çalışırken bir neoliberal dönemin AKP’de somutlaşan siyasal İslam çizgisini ortaya koyuvermiş.

Konuşmacının kendi ifadeleriyle, “Ekonomi fazla dişil bir yapıdır. Yani sizin verdiğiniz bir kararın ekonomiye yansıması, çoğu kez tahmin edilemez çarpan etkileri oluşturur.

Teşbihte hata olmasın, ekonomiyi kendi ayakları üzerinde duran zarif bir hanımefendiye benzetiyorum. Kimyasını anlayıp hareket etmeniz gerekli. Ekonomi ona sert bir şekilde yaklaşmayı onu zorlamayı ve onu kendi kimyası dışında emirleri kaldırmıyor…

Fazla hür bıraktığınızda da hafiften maçoluk istiyor. Yani hem makro karakterini iyi tahlil edeceksiniz hem de pek çok ekonomideki olayın yıl dönümünü hatırlayacaksınız. Yoksa yandınız.”(1)

Konuşmacı Erdoğan’ın marka olmasını istediği bir imamhatip liseli ve üniversite bilgisi Açıköğretim. Bu açıdan bilgisi yerine ifadelerin altında yatan değerler üzerinden değerlendirme yapacağım.

Haberin ayrıntıları, bir gazetede basılmış ve altta linkini verdiğim sitede verilmiş. Ancak AA başta olmak üzere pek çok yayın organı, tanımlamaları atlamış haberi verirken. Bağzı medya kimin hangi sözünü öne çıkaracağını bilir, biliriz.

MÜSİAD ise Özal döneminde TÜSAİD’ı kontrol edebilmek amacıyla siyasal İslamın ekonomik alandaki örgütü olarak kurdurmuştu. Özellikle TL’nin değer yitirdiği dönemlerde, iktidarın siyasi desteği ile küçük ve orta ölçekli “Anadolu kaplanları” Türkiye’de üretim yapmanın ucuzladığı dönemlerde uluslararası firmaların fasonları olarak dışarıya üretim yaparak ve ticaret ağları üzerinden palazlanmışlar ve İstanbul sermayesinin karşısına bir rakip olarak çıkmışlardı.

Bu yapının güçlü olduğu kentlerdeki sermaye birikim tarihini inceleyen bazı çalışmalar, bu sermayedarların varlığını Ermeni mülklerine kadar dayandırır. Ancak biz bugünkü zihniyete bakalım.

Konuşmacı ekonomiyi konuşması sırasında nazlı, dişil ve zarif diye nitelendirirken, politika uygulayıcıları olan insanları da maçoluk yapması gereken erkekler olarak tanımlıyor. Ekonomiyi anlatırken kadınlara bakışını da ortaya koyuyor. Kadın kendi başına ayakta dururken fazla başı boş bırakılmaz.

Her zaman kadının davranışlarını baskı altında tutmak gerekiyor konuşmacıya göre, yoksa kadınlar güçlü durmaya, kendi hayatına yön vermeye ve kendi kararlarını belirlemeye çalışırsa erkeklerin kendilerini nasıl etkileyeceği belli olmayan bu süreci durdurması gerekir. Ne’me lazım, herşey olabilir, mesela kadınlar kendini eşit görebilir, falan.

Oysa ekonomide gerçekten cinsiyetlenmiş bazı durumlar var. Örneğin, genç kadın işsizliği yüzde 29,1 yani Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) resmi rakamlarına göre iş hayatına katılmaya karar vermiş 3 kadından biri işsiz kalmış(2). Ancak DİSK araştırma dairesinin rakamlarına baktığımızda ise yüzde 32,7 çıkıyor(3).

KEİG’in kadınlar ve Kriz deneyimleri raporunda ise kadınların çalışma şartlarının giderek kötüleştiği, ev ve bakım işleri nedeniyle çok zorlandıklarını ve uzun çalışma saatlerinin çalışmayı imkânsız kıldığı gibi gerçeklerin yanı sıra toplu para ödemesi gibi bir olanak sunularak kadınların çalışmasının geçicileştiği aktarılıyor(4). Kadın işçiliği her vasıfta ve her yerde hamilelik, evlilik veya benzer nedenlerle, konuşmacının da içinde dahil olduğu bir zihniyet tarafından ikincil görülüyor. Genç kadın işsizliği son dört yılda yüzde 50 artmış(5).

Barış talebinin yargılanıyor ve cezalandırılıyor olması, ülkede adalete dair bir örneğin kalmaması, temsili demokrasinin dahi hiçbir güvencesinin olmadığının toplumun tamamı tarafından anlaşılması, yaşamımızı bir şiddet ortamına uzun süredir dönüştürdü.

Bu şiddet sokaktan, gazete satırlarından televizyonlardan ve evinize gelen mektuplardan her yerden sızıyor. Kadınlara çocuklara yönelik sistematikleşen cinsel istismar ise hayatımızı cehennem böylece çeviriyor. Cehennem için ölmeye gerek var mı, cehennemde yaşıyoruz.

http://(1) Kaynak için bkz: http://www.haberhayat.net/musiad-baskani-kaan-uyardiekonomi-cok-nazli-bir-yapidir.html

http://(2) Kaynak için bkz: https://www.birgun.net/haber-detay/issizlikte-kadin-rekoru-genc-bayanlar-onden-lutfen.html

http://(3) Kaynak için bkz: http://disk.org.tr/wp-content/uploads/2019/03/DISK-AR-Mart-2019-Istihdam-Issizlik-Raporu.pdf

(4) Kaynak için bkz: http://www.keig.org/wp-content/uploads/2019/01/Kriz-Kadinlar-Kadin-Emegi-Forumu-Raporu.pdf

(5) Kaynak için bkz: https://www.birgun.net/haber-detay/genc-kadin-issizligi-alarm-veriyor-yok-sayamazsiniz.html

Yazarın diğer yazıları