Zencani’den Zerrab’a 17/25 Aralık; Hiç bitmeyen hesap!

Türkiye’de AKP ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan üzerine yapılan bütün konuşmalar bir süre sonra dönüp dolaşıp 17/25 Aralık operasyonlarına geliyor.
Sadece AKP ve Erdoğan’ı eleştiren çevreler de yapmıyor bunu; tam tersine çoğu zaman bizzat AKP ve Cumhurbaşkanı’nın yakın çevresi her defasında 17/25 Aralık’ı konu ediyor.
Çağlayan’da İstanbul Adelet Sarayına getirilen Nazılı Ilıcak da ifadesinde “FETÖ/PDY’nin nihai amacını 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen darbe girişimiyle anlamış olduk. Bu tarihten önceki faaliyetlerini suç konusu olarak düşünmüyordum. Fakat anladım ki 17/25 Aralık yolsuzluk operasyonu gibi gözükse de darbe faaliyetlerinin ilk adımları olduğunu 15 Temmuz göstermiştir.“ demek zorunda hissediyor kendisini.
Yani aslında iktidar yargısı herkese önce 17/25 Aralık olayına nasıl baktığını netleştirmesini; hatta eğer bir nedamet getirme durumu yaşanacaksa buradan başlanması gerektiği dayatıyor.
İçeride bu durumu yargı üzerinden yapan AKP çevreleri, dışarıda ise muhattaplarını öncelikle “FETÖ’ün çok belalı bir örgüt olduğuna bunlardan her şey beklenmesi gerektiğine; hatta küresel bir tehlike olduğuna herkesi ikna etmeye çalışıyor.“
Bununla muhataplarını ilk önce; kendilerinin FETÖ tarafından organize edilmiş bir darbeye maruz kalmış bir hükümet olduklarına; sonra ise içerde ve dışarıda sürekli karşılarına çıkan yolsuzluk tartışmalarının müsebbibinin de yine FETÖ olduğuna muhattaplarını ikna etmeye çalışıyorlar.
Yani her defasında söz dönüp dolaşıp AKP Hükümetlerinin üzerine atılı yolsuzluk meselelerine geliyor!
Darbe konusunda çok fazla bir sıkıntı yok; çünkü 15 Temmuz günü yaşananları bütün dünya gördü; en azından 15 Temmuz darbesinin görünen kısmı konusunda kimsenin fazla bir kuşkusu yok.
Fakat iktidar çevreleri 17/25 Aralık konusunda kendi kamuoylarını bile ikna etmekte zorlanıyorlar. Ben birey olarak 17/25 Aralık operasyonlarını yapanların derdinin yolsuzluk olmadığını; asıl kaygılarının zamanın iktidarı olduğunu 17/25 Aralık sonrası yazmıştım; hala da aynı yerde duruyorum.
Ama burada çok sıkıntılı bir durum var, burada sorun şu; 17/25 Aralık tarihinde yapılan operasyonlar kimin tarafından yapılırsa yapılsın; ortada bu kadar ciddi iddialar varsa ve bu iddialar uluslararası bir boyut kazanmışsa; sorun artık hukukileşmiştir ve hiç kimse bu iddiaları sadece siyasi platformlarda çözemez.
AKP Hükümeti tam da bu noktada büyük bir sıkıntı içerisine düşmüştür. 17/25 Aralık operasyonları olduktan hemen sonra hükümet çevreleri ortaya saçılan bütün görsel rezilliklere, ses kayıtlarına rağmen; bunun kendilerine karşı bir komplo olduğuna hükmetti ve hızla yargıda ve poliste bu operasyonun içerisinde olanları ya görevden uzaklaştırdı ya da başka yerlere gönderdi.
Kimin gösterdiğinin bir önemi yoktu artık, bütün dünya ve Türkiye kamuoyu; 17/25 Aralık’ta ayakkabı kutularında parayı, yatak odalarında para sayma makinelerini görmüştü artık. Bu saatten sonra kimse artık bu olayı olmamış sayamazdı.
Olup bitenler sadece Türkiye ile sınırlı da kalmadı, çok kısa bir süre sonra uluslararası bir boyut kazandı. İran’da Türkiye’de yürütülen 17/25 Aralık operasyonlarının en önemli figürü Reza Zerrab’ın İran’daki patronu Babek Zencani’nin davası başladı.
Zencani İran’da yapılan yargılamalarda “Türkiye’ye soktuğu altınlar ve paranın çıkartılması sırasında ortağı aracılığıyla Türk yetkililere yüksek miktarda rüşvet verdiklerini; mahkemede bizzat isimlerini verdiği Bakanlara verilen rüşvetin miktarının 137 milyon Dolar olduğunu, bütün bu süreç boyunca Türkiye’de dağıtılan rüşvet miktarının yaklaşık 8,5 milyar dolar olduğunu“ itiraf etti.
Bu iddia Türkiye hariç, başta ABD olmak üzere bütün dünyada duyuldu; bundan dolayı Reza Zerrab ABD’de tutuklu ve biz daha iktidar medyası da dahil hiç bir yerde Babek Zencani’nin FETÖ/PDY ile ilişkisini duymadık.
Bu iş daha iktidar çevrelerinin çok başını ağrıtacak gibi duruyor; çok telaş ediyorlar!

Yazarın diğer yazıları