Zerdüşt’ün direnişi; Uygarlığa karşı ahlaki savaş

Uygarlık sistemine karşıt ideolojiler arasında Zerdüşt’ün özel bir yeri ve anlamı vardır. Zağros dağ sisteminin aydınlık ve berrak çehresidir. Heybetli sesidir. Uygarlık sisteminin sinsi ideolojik hegemonyasına karşı ahlaki toplumun direnişiyle yanıt vermek istedi. Yalana karşı doğruluk idi. İrani kimliğin temel kültürü olduğu halde Hristiyanlık ve İslamlığın karşısında kendini yenileyemedi.
Çıkışı M.Ö. 1000’li yıllara dayandırılan Zerdüşti Hareket, bir orijinal olmaktan çok reform niteliğindeydi. Daha eski olan Ahura Mazda geleneğinde reform yaptığı söylenebilir. Ahura Mazda, en eski Aryen inancıdır. Aryen kabilelerin ortak tanrılarından biri olarak değerlendirilebilir. M.Ö. 1000’lerden itibaren gelişen Asur saldırılarına karşı reform ihtiyacı ortaya çıkmış olabilir. Asur’un ideolojik hegemonyasına karşı bir ideolojik çıkış gerekliydi. Ahlaki karakterde gelişmesi doğrulukla ilgilidir. Doğru yaşam bir ilkeydi. Durum böyle olunca ideolojik yanıtlar etik olma zorunluluğunu duyar. Farklı bir ideolojik örgüsü vardır.
Aydınlık-karanlık, iyilik-kötülük, doğru-yanlış gibi köklü ikilemlere dayanırdı. Bu yönüyle erken diyalektikçi bir doğum sergiler. Tarihe de diyalektik yaklaşır. Kutsal kitapların her üçü üzerinde de büyük etkisi vardır. Budizmi de etkilediği önemle belirtilir. Her ne kadar M.Ö. 6. yüzyılda yaşadığı söyleniyorsa da daha çok Mağ’ların (Zağros rahipleri) ortak bir imgesi gibi durmaktadır. Etkili Mağ’lardan biri olmuş olabilir. Zerdüşt’ün etnik kimliği önemli bir sorun olmamakla birlikte bütün ihtimaller Med kökenliliğini işaret etmektedir. Mağ kelimesi Kürtçe ateş ocağında birikmiş kor halindeki ateş topağını ifade eder. Soğuk Zağros kışlarında Med kabilelerinin yaşamının büyük kısmını bu Mağ’lar etrafında geçirdiğini biliyoruz. Sohbetlerin, vaazların en koyuları da bu Mağ’lar etrafında verilir. Vaazcılara Maği denilmesi bu nedenledir.
Zerdüştlükte ateşin kutsallığı bilinmektedir. Çünkü ateşsiz yaşamın mümkün olmadığını günlük yaşamlarından ötürü biliyorlar. Bugünkü Kuzeybatı İran’da yani Medya’da yaşadığı yaygın bir kanaattir. Sosyal yaşama ilişkin net ilkeleri vardır. Sağlam bir eş ilişkisine büyük önem verilir. Eşler arasında kökleşmiş hiyerarşiden ziyade eşitlik ve özgürlüğe yakın bağlar geçerliydi. Yalan söylemek en büyük ahlaksızlıktı. Kulluk ilişkilerinden uzak sosyal yaşam önemliydi. Ziraat ve hayvancılık gözde ekonomik faaliyetlerdi. Hayvanlara karşı tam bir çevreci yaklaşım vardı. Hayvan etinden uzak durulurdu. Ziraat işleri ibadetle eş değerdeydi.
Medler kanalıyla Grek kültürünü etkilediği söylenebilir. Heredot Tarihi’nde en büyük yeri Medler kaplar. Perslerin halk olarak adı pek geçmez. Grekleri en çok etkileyenin Med kişiliği olduğu sanılıyor. Kişilik, ahlakla ilgili olduğundan Zerdüştlüğün etkisi anlaşılırdır. Cesaret ve doğruluğun bu kültürle bağını tahmin etmek zor değildir. Pers-Med imparatorluğunun arkasında bu kültürün büyük rolü olduğunu görmek zor değildir.
Filozof Nietzsche’nin Zerdüş hayranlığı önemli öğreticidir. Nietzsche kolay yargıda bulunmayan bir filozoftur. Yargıladığı her konu bir özdeyiş, aforizma niteliğindedir. Kendini Zerdüşt’ün çömezi olarak nitelendirir. Bu kültürün kendini yenileyememesi ve günümüze çok cılız (belki biraz Zerdeştiler de kalmış olabilir) yansıması insanlık adına bir kayıptır. İran monarşisinin bu kültürün içini boşalttığı rahatlıkla söylenebilir. Kültürün gerçek sahiplerinin Medler olmasının bu tutumda etkisi düşünülebilir. Hristiyanlık ve İslamiyet de bu kültürün kuşatmaya alınmasında pay sahibidir. Homojenleştirici ve dinsel dogmatizm yönleri ağır basan her iki dinin böyle davranması beklenebilir. Önlerinde ciddi bir ideolojik engel olarak dikilmektedir. Dolayısıyla çok sert tedbirlerle (özellikle İslamiyet tarafından) bastırıldığı söylenebilir. En büyük darbeyi İslami fetihlerde yediği tahmin edilebilir.
Mazdek, Hüremdin ve Babek gibi ünlü komünalistler tarafından gösterilen isyan ve direnişler alan ve karakter unsurları nedeniyle Zerdüştizmin son temsili olabilir. Her üçü de hem İran-Sasani çürümüş monarşizmine hem sefahat içindeki Abbasi sultanlarına karşı direnişleriyle kahramanlık simgesi oldular. Yine belirttiğimiz gibi Mitraizm ve Manicilik üzerinde de etkileri önemlidir.
Ahlaki temelde anti-uygarlıkçı ve sosyal yaşamda kişilikli (Nietzsche’nin üstün insanı) olmak demokratik uygarlığın da vazgeçilmez ilkesel değerleridir. Demokratik uygarlığın Ortadoğu kültürüne sahip çıkması ve beslenmesi gereken ana damarlarından biri Zerdüşt geleneğidir.
Zerdüştlüğe ilişkin temel bir sorun da İbrahimi dinlerle bağıdır. Ne kadar kendi başına bir peygamber ekolü sayılabilir? Hangi anlamda İbrahimi peygamberler zincirine eklenebilir? Bu sorulara verilecek cevap Zerdüşt’ün İbrahimi dinler içinde büyük oranda özümsendiği biçimindedir. Tevrat’ın, dolayısıyla İncil ve Kuran’ın düzenlenişinde etkisi kesindir ve kapsamlıdır. Tarihçiler Yahudilerin Babil sürgünü sırasında ideolojik hegemon rolü oynayan Zerdüşt düşüncelerinden çok etkilendiklerini kaydetmektedir. Zaten bu tarihten sonra düzenlenen Kitab-ı Mukaddes nüshalarında bu etkilenmeler açıkça ayırt edilmektedir. Kaldı ki Yahudiler uzun süre Pers-Sasani egemenlik sahasında ve birçok önemli görevde bulundular. Tüccar olarak etkinlik gösterdiler. Kürtler içinde de hatırı sayılır bir nüfusları vardı. Ayrıca halen Kürt Yahudiler önemli bir azınlık olarak yaşamaktadır. Dolayısıyla karşılıklı etkilenme uzun sürelidir. Neden Zerdüşt’ten pek iz kalmadı derken bu hususu kesinlikle göz önüne getirmek gerekir. Zerdüştlük yok olmadı, her üç İbrahimi din içinde özümsendi; böylece yaşıyor demek daha doğru olacaktır. Kaldı ki Kutsal Kitap düzenleyicileri, buna Musa ve Muhammed dahil olmak üzere, İbrahim öncesi tüm peygamberleri Adem’den Nuh’a, İdris’e kadar İbrahimi dinin kapsamına aldılar. Hatta İskender’i bile İskenderi Zülkarneyn adıyla listeye dahil ettiler. Böylesi örnekler çoktur. Kutsal Kitapların düzenlenme geleneği böyle kavrandığında Zerdüşt’ün bir İbrahimi peygamber olarak varlığını sürdürdüğünü rahatlıkla belirtmek mümkündür.

Yazarın diğer yazıları