Zeytin dallarındaki kan bilinçlere bulaştı

Leyla LÎLYAN

Faşist devletler, aşıladıkları ırkçılıkla toplumun sosyolojik yapısını bozar. Katliamı ‘terörle mücadele’, işgali de ‘fethetme’ manipülasyonu ile legalize eden devletler, en tehlikeli terörizm faaliyetlerini kendi toplumlarına dayatır.

“Toplumun genelinin neler döndüğünden haberi yoktur, hatta haberi olmadığından dahi habersizdir” demiş Naom Chomsky iyimser bir yaklaşımla; zeytin dallarını çocukların kanına bulayarak, gerçekleştirilen katliamlar üzerinden atılan zafer çığlıkları eşliğinde tam bir esriklik hali içerisine giren ve kendi yozlaşmasının farkında bile olmayan malum kesim için söylemiş gibi. Bu kesim kanlı bir maskeli baloda dansa dalarken, o zeytin dallarına bulaşan kanların kendi ellerine ve hatta bilinçlerine de bulaştığının farkında değildir.

Kimisi de ‘dindar ve kindar’ bir nesil yetiştirmek isteyen kurnaz devletlerin ırkçılık aşısını tam anlamıyla içselleştirmiş ve bunu hayatlarının her alanına yansıtmıştır. Öyle ki savaş çığırtkanlığı yapanlara alkış tutarak, hedef gösterilen herkese ve her şeye büyük bir nefretle yaklaşmaktadır. Irkçılığı ‘vatanseverlik’ mantığına büründürür. Tam bir patolojik vakaya dönüşür. Yaptığı kötülüğü inkâr eder, nefret ettiği her şeyi değersizleştirip çarpıtır, faşizm operasyonlarını yüceltir. Irkçılığın geliştirdiği mekanizma ile katliamları meşrulaştırır.

Peki ama suni ‘ulusal güvenlik endişeleri’ adı altında yürütülen katliamların toplumsal yansımaları olmayacak mıdır? Ölüleri ve mezarlıkları dahi hedef alacak kadar vicdanları karartan bu barbarlığın yarattığı bütün insani değerlerden uzak anlayışın tahribatı ne olacak? Irk düşmanlığı üzerinden barbarlığı, vahşeti, katliamı bir topluma ‘kahramanlık’ manipülasyonuyla empoze etmek kendi toplum temelini istikrarlı bir şekilde baltalamak değil de nedir? Bu toplumlarda şiddet, kültürel yozlaşma, üretememe, tahammülsüzlük, hoşgörü yoksunluğu gibi birçok kötü durum zamanla sıradanlaşmaz mı?

O halde bu cereyanda oluşan bilinç boğulmasının, mutsuz ve hasta toplumlar yaratması elbette ki kaçınılmazdır. Kişilerin kanıksadığı yağmacılık, özbenliğini de yağmalar. Bilinçaltı, kişilik, düşünce, anlayış, değer, yargı gibi kişilik özellikleri ile konuşma, anlama, anlatma, sevme, düşünme, duyma gibi eylemler bu zihniyet tarafından ele geçirilerek adeta işgal edilir. Bunun yanında aile, aşk, toplumsal ilişkiler de bu zihniyetin yarattığı korkunç yapının etkisi ile oluşur. Ve sonuçta bu zihniyet korkunç fiili reflekslerle açığa çıkar. Kanlı uygulamalara alkış tutan bir toplumsallık, kanlı bir çürümeyle bu tür olayları kanıksamaya başlar ve kendi içerisinde en çirkin terör olaylarına imza atar. Tam bir hastalıklı hale bürünür.

Bu zihniyetin izdüşümü, topluma pahalıya mal olur. Tıpkı Hitler Nazizmi’nin istikrarlı ilerleyişi ve izdüşümlerinin halka mal olan travmatik etkileri gibi. Tıpkı Vietnam savaşı sonrasında gözlemlenen intihar vakaları ve toplumsal kırılmaların, „Vietnam sendromu“ denilen psikiyatrik bir olguyu yarattığı gibi…

Kadına şiddet, tecavüz, çocuk istismarı, aile içi şiddet, kavga, çatışma, kaçırılma, cinayet, hayvan istismarı, intihar, cinnet geçirme, ekonomik kriz, bunalım, depresyon vakalarında artış gözlemlenmesi bundandır.

Yazarın diğer yazıları

    None Found