Zindan, zulüm, işkence…

Türkiye’de özellikle demokrasi insan hakları ve hukuk konularında sorunlar giderek büyüyor. Hak ve özgürlükten söz etmek bile başlı başına suç sayılıyor. OHAL kapsamındaki uygulamalarla hukuksuzluk had safhaya getirilmiş durumda.

Hukuksuzluklardan biri de işkence oldu hep. Yöneticiler işkence iddialarını “münferit olaylar” türünden beylik laflarla geçiştirirler. Bu konuda hiçbir zaman samimi ve kararlı olmadılar. İşkenceciler ceza almak yerine her dönemde korundu. Cezasızlık işkencenin devam etmesinin en büyük nedenlerinden biri oldu hep.

Cezaevleri, haklarının ihlal edildiği yerlerin başında geliyor. Cezaevi koşulları mahkûmlar için insanlık dışı ve onur kırıcı bir noktaya ulaşmış vaziyette.

"İşkencelerin en kötüsü, kanunla işkence etmektir" der, Bacon. Kararnamelerle, mevcut uygulamalarla tecrit, kötü muamele ve işkence daha da ağırlaştırılmaya çalışılıyor.

Türkiye, BM Genel Kurulunun, 1997 yılında aldığı “İşkenceye Karşı Sözleşme” kararını 1988 yılında kabul edip ceza yaptırımına bağlamasına rağmen işkence hala devam ediyor. Yetkililer ‘işkenceye sıfır tolerans, işkenceyi bitirdik’ diyorlar ancak İnsan hakları örgütlerinin hazırladığı raporlar ‘işkenceye son verdiklerini’ söyleyen devleti ve hükümeti yalanlıyor.

***

İşkence, ister fiziksel olsun ister ruhsal, bir korkutma, caydırma, intikam alma, cezalandırma veya bilgi toplama amacı olarak bilinçli şekilde insanlara ağır acı çektirmekte kullanılan her türden davranışı ifade eder. İtiraf almak amacıyla sorgulama taktiği olarak kullanımı günümüze dek en büyük kullanım alanı olmuştur. İşkence ayrıca bir baskı yöntemi olarak veya tehdit olarak algılanan toplulukları kontrol altına alma aracı olarak devlet ve hükümetlerce kullanılır. İşkence, insan onuruna ve bütünlüğüne yönelik saldırılarıyla açtığı onulmaz yaralarla evrensel düzlemde en affedilmez suç olarak tanımlanmayı hak ediyor. Zorbalığın en sistematik ifadesini işkence diye tanımlanan uygulamalar işgal ediyor insanlık tarihinde.

İşkencenin artık sokağa taşındığına dikkat çeken insan hakları örgütleri işkenceye sıfır tolerans anlayışından işkenceciye tolerans noktasına gelindiğini ifade ediyorlar. Bu konuda Türkiye’nin de sicili bir hayli kabarık; şair: “İşkence, işkence, işkence / fakat boşuna, fakat beyhude / işkencenin acısı değil bizi inleten / bizi inleten devletin bu işe alet edilmesidir” dese de devlet alet edilmekten öte bizzat fail ve azmettirici olarak duruyor karşımızda. İşkence hala bir cezalandırma ve yıldırma aracı olarak varlığını korumaktadır.

***

Bir insanlık suçu olarak işkencenin Türkiye’de daha çok gözaltı ve cezaevi birimlerinde yapıldığını, ancak son dönemlerde sokağa da taşındığını görüyoruz. İşkenceciler halen yargı eliyle korunmakta, işkence mağdurları acılarıyla baş başa bırakılmaktadır. Adalet arayışları sırasında yaşanan bu cezasızlık durumu da mağdurların maruz kaldıkları fiziksel ve ruhsal travmanın derinleşmesine neden olmaktadır.

Çözüm biraz da farkındalık yaratıp bununla mücadele etmeye bağlıdır. Kerameti kendinden menkul yöneticilere itirazsız boyun eğildiği sürece iyileşme onların olmayan insafına kalmış demektir.

Yazarın diğer yazıları