12 yıl sonra…

Fransa Gündemi

Tarih 19 Aralık… Bir katliamın yıl dönümü… Paris’te Strasbourg Seint Denis semtinde eylemli bir protesto sözkonusu… Eyleme katılan insan sayısı 50’yi geçmiyor… Derken bir hafta sonrasında F Tipi film, 122 devrimcinin ölüm orucu direnişinde ölümsüzleştiği F Tipi hapishanelerin açılışının 12. yılında gösteriliyor… Salon hınca-hınç dolu… kimisi yer bulamadığı için dışarda kalmış… Bir hafta önce neredeydi bu insanlar diye sorası geliyor insanın… Filmin yapımcılığını İdil Yapım, yönetmenliğini Ezel Akay, Sırrı Süreyya Önder, Barış Pirhasan, Aydın Bulut, Hüseyin Karabey, Reis Çelik, Vedat Özdemir, Mehmet İlker Altınay, Grup Yorum üstlenmiş.   Oyuncu ve yönetmenlerin katılımıyla F Tipi Film’in galalarından biri de  Paris’te Forum Les Halles sinema salonunda gerçekleştiriliyor.
Konu önemli…. Bugün neredeyse demokratik talebi olan herkesin bir veya birkaç kez uğradığı, şans eseri çıkabildiği sistemin mantığının-işleyişinin tüm parametreleriyle somutlaştığı mekan…. F Tipi… Bu güne kadar konuya dair çok sayıda yerli ve yabancı yönetmenin çabasıyla belgeseller yapıldı. Bu belgesellerin bazıları ödüller aldı… Ama ilk kez bir sinema filmi olarak F Tipi karşımıza çıkıyor. 80 yılından günümüze Türkiye ve  Kürdistan cezaevlerinde yaşananları sinemaya aktarmak; hem bütün işkenceleri yaşamış ve o kör kuyularda inançları, değerleriyle sisteme karşı direnmiş olanlara bir borç hem de sınıfsal bir tavır olarak  önemli bir yerde duruyor. Bu inançla salona giriyorum.
Filmin ilk karesinde belleğini yitirmiş (bunun tıbbi dildeki karşılığı Wernicke-Korsakoff) bir direnişçinin hergün yeniden yeniden hayata tutunma çabasını karşılıyor. Devamında F Tipi cezaevinden 9 ayrı öykü seyirciyle buluşturuluyor. Adli tutukludan gardiyana bir yelpazeden öyküler birbiriyle bağlantıları içerisinde filmde yer almış… Bunun içerisinde ön planda olanlar ölüm orucu direnişi yapanlar elbet… Ne gariptir ki burada da bir teklik sözkonusu… Direnişe katılanlar sadece bir siyasi anlayışa sahip… Okudukları kitaplar, söyledikleri şarkı… hep aynı adresi işaret ediyor… Diğer siyasal anlayışlara sahip direnişçiler ise bu filmin hiçbir karesinde yok… Bu direnişle tarih yazıldı deniliyor… Tarih yazmak tarihi çarpıtmaktan geçmiyor… bu yönüyle burada bir haksızlık var…
Onur-adelet kavramlarına sıkıştırılmış bir dereniş geleneği… F Tipi cezaevi hangi sistemin ürünü ya da sorun sadece AKP ile mi ilintiliydi, Türkiye’de cezaevlerindeki direniş geleneği 19 Aralık’la mı başladı ya da cezaevlerinde direnişte bulunan direnişçilerin ruh hali bu kadar hayattan kopuk muydu… soruları çoğalıp gidiyor.… Asıl önemli olan nokta ise filmin bütününde tecritin gerisinde duran siyasal-sınıfsal arka planını algılamada yaşanan sıkıntının devam etmesi… Bu algı kimi yerde ‘sadece biz direndik’ fikrine vardırır, kimi yerde yaşananlara karşı direnişi cezaevlerinin sınırlarında darlaştırır, kimi yerde ise direnişi anlatırken onu mekanikleştirir…  
F Tipi’nde yaşananları ya da oradaki her öyküyü bir filmde toplamanın mümkün olmadığını oralardan geçmiş herkes çok iyi biliyor. Bu yönüyle beklenti tüm öyküleri bulmak değil ama bu filmde eksik olan çok şey var… Kuşkusuz film F Tipi’nde yaşananları anlatma konusunda birçok noktayı da başarılı bir biçimde vermiş… Örneğin devrimci üretkenliğin sınır tanımazlığı… Saç telinden yapılan müzik aleti, sebzelerin ilaçlarla birleştirilip boyaya dönüşmesi, tüm yasak ve engellere karşı tutukluların iletişim yöntemleri, kanalizasyon deliklerinin telefona dönüşmesi, havalandırmalar arası dolaşan toplar…Bütün bunlar filme orada yaşayan herkesin öyküsünden bir parçayı katmış… Filmin bir diğer önemli notkası ise amatör bir çekimler bütünü olmaktan uzak olmasıydı. Görüntü ve ses kalitesi açısından başarılı bir çalışmaya imza atılmış…
Ama 122 ölümsüzleşen direnişçiye atfedilen bir filmde RTÜK uygulaması benzeri bir hassasiyetle, filme Arçelik, Petrol Ofisi, Halk Çorba ve Hürriyet gibi ürünlerin yerleştirilmesi gerçekten insanın içini acıtıyor…