15-16 Haziran’ı anlayan günümüzü de anlar

15-16 Haziran direnişinin 46. Yıl dönümüne giriyoruz. Türkiye işçi sınıfının en büyük direnişi DİSK çatısı altında örgütlenen ve giderek siyasallaşan sınıf hareketinin önünü kesmek isteyen devlet politikasına karşı işçi sınıfının tepkisiydi. 

60’lı yıllarda dünyada esen sol rüzgâr, yükselen sınıfsal ve ulusal kurtuluş mücadeleleri Türkiye’de de etkisini göstermeye başlamıştı. Türkiye İşçi Partisi 65 genel seçimlerinde yüzde 3 oy alarak 15 milletvekili ile parlamentoya girmişti. 1967’de Kurulan DİSK devlet güdümlü Türk-İş’ten farklı olarak işçi sınıfı içerisinde mücadeleci sendikal duruşu ile çekim merkezi olmaya başlamıştı. Sosyalist hareketin de büyüdüğü bu süreçte yükselen emek hareketinin talepleri sadece ekonomik meselelerle sınırlı kalmayıp, politik taleplerle de kendini ortaya koyuyordu. Artan eylemler, grevler ve direnişlerle çalışma yaşamında emekçilerin sözü büyüyordu. 

Sınıf hareketindeki bu yükseliş egemen güçleri korkuttu, devleti harekete geçirdi. Sendikal örgütlenmenin devlet ve sermaye kontrolü dışına taşmasına karşı çare arandı. 1961 anayasasının ihlali anlamına gelen 274 sayılı Sendikalar Yasası’nı ve 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Yasası’nı değiştiren iki tasarı hazırlandı. 11 Haziran 1970’de Meclise getirilen; sendikal örgütlenme özgürlüğünü ortadan kaldıran ve sendikalara 1/3 barajını getiren anayasaya aykırı yasa taslağı genel kuruldan ve senatodan hızla geçirildi. O zaman yaptığı basın açıklamasında Kemal Türkler yasanının meclisten ‘ekspres sürati ile’ geçirildiğini açıklarken şaşkınlığını ifade etmişti. Ne ilginç şimdi de torba yasalar ekspres hızı ile meclisten geçiyor, ancak bunun toplumsal muhalefet tarafından kanıksanan bir durum haline geldiğini söyleye biliriz. Kölelik yasasının meclisten geçmesi bunun son örneği olmuştu.

15-16 Haziranı hazırlayan günlerde, sendikal özgürlüklere ve çalışanların haklarına çok büyük bir darbe vuran yasa tasarısı yine yabancısı olmadığımız bir şekilde dönemin hükümeti ve muhalefetinin ortak tutumuyla yasalaştı. Yasa tasarısına bir tek Türkiye İşçi Partisi (TİP) itiraz etmişti. Direkt Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nu (DİSK) baraj altında bırakmak üzerine formüle edildiği kolayca anlaşılmaktaydı. Değişiklikle sendikal örgütlenmenin devlet sendikacılığı yapan TÜRK-İş’te toplanması hedeflemişti.

Bunun üzerine direnişçi işçiler iş yerlerinde ‘anayasal direniş komiteleri’ kurdular ve yasanın geri çekilmesi için eylem yaptılar. Hükümet işçileri dinlemeyince ‘Türkiye’yi sarsan 2 gün’ olarak anılan direniş meydana geldi. Sadece DİSK üyesi işçiler değil, TÜRK-İŞ’e bağlı sendikalardan, farklı sektörlerden, sosyalist hareketten, TİP, CHP tabanından ve farklı siyasi görüşlerden işçiler ortak çıkarları için ortak hareket ettiler. Fabrikalarından çıkarak birleşe birleşe ana arterleri doldurarak merkezlere yürüyen emekçilerin önü polis, asker barikatları ile kesildi. Çatışmalar yaşandı. İstanbul’dan, Kocaeli’ne yüz bini aşkın emekçinin 2 gün süren direnişinde 5 kişi yaşamını yitirdi, 200’e yakın işçi yaralandı. Olayların ardından İstanbul ve Kocaeli’nde 60 gün süren sıkıyönetim ilan edildi. DİSK’te yönetici sendikacılar ve işçi liderleri tutuklandı. Patronlar işçi liderlerinden oluşan 5000 işçiyi kara listeye aldılar ve bu isimleri dergilerinde tek tek yayınladılar. Bu şekilde deneyimli öncü işçileri fabrikalardan izole edilerek ve baskılar artırılarak iş yerlerindeki kontrolü yeniden sermayenin ve devletin eline almaya çalıştılar. 

TİP’in Anayasa Mahkemesine yaptığı başvurunun ardından 1972 yılında yasa iptal edildi. CHP’nin de 2 parti yöneticisiyle, TİP ile birlikte Anayasa Mahkemesi’ne iptal başvurusu yapması manidardır. 15-16 Haziran direnişi ve toplumsal muhalefet yasanın iptal edilmesinde önemli bir etken olmuştur. 15-16 Haziran işçi sınıfının varlığı konusuna getirdiği netlik ile de Türkiye sosyalist hareketinde önemli bir yere sahiptir. Bundan sonra bir daha sendikaların önüne baraj koyabilmek ancak 12 Eylül askeri darbesiyle mümkün olabildi. Yıllar sonra AKP döneminde yüzde 10 barajından da daha sıkı bir kontrol mekanizması güvenceye alınarak görünüşte baraj indirildi. Esasında sendikal özgürlükler hep barajlı kalmaya devam etti. 

Tarihin o kesiti bugünleri ne kadar da andırıyor. Bu gün de Halkların Demokratik Partisi ve temsil ettiği siyasi iradeye anayasaya aykırı yasa maddeleri çıkartarak AKP’si, MHP’si, CHP’si el ele verip saldırıyorlar. Bu süreçte düzen partilerinin bir birlerine en ağır üslupla hitap etmeleri, Kılıçdaroğlu’nun önüne kurşun atılmış olması bu gerçeği asla gizleyemiyor. Yine dişimizle tırnağımızla var ettiğimiz demokratik zemindeki sendikalar tıpkı o günlerdeki gibi bu gün de ağır saldırılar altındadır. Öte yandan 7 Haziran’dan buyana yükseltilen kirli savaş ile tasfiye edilmek istenen siyasi iradenin örgütlülüğü, direnişin seviyesi ve mücadelenin kapsama alanı 15-16 Haziran direnişini kat kat aşıyor. Ancak öz itibari ile 15-16 Haziran’ı anlayan bu günü de anlayacaktır.