15 Ağustos zafer kazanmıştır

Kürt halk tarihinde bir dönüm noktası olan 15 Ağustos gerilla hamlesinin 33. yıldönümü. Buna 33 destan yılı da denilebilir. Gerilla her yıl soykırımcı sömürgecilik karşısında destan yazmıştır. NATO’nun ikinci büyük ordusu her türlü askeri ve siyasi destek almasına rağmen gerilla karşısında çaresiz kalmıştır. Aslında Türk ordusu gerilla karşısında defalarca yenilmiştir. Çünkü gerilla direnişi her yıl yeni bir demokratik, siyasal, sosyal ve kültürel devrim yaparak Kürt’ü güçlendirmiş, özgür ve demokratik yaşama sevdalı bir halk gerçeği ortaya çıkarmıştır. Zaten gerilla direnişinin en büyük hedefi, diriliş devrimini gerçekleştirmekti. Daha 1990’lı yıllarda bu hedefine ulaşmıştır. Önder Apo 1990, 91 ve 92 yıllarındaki görkemli serhildanlardan sonra “Diriliş gerçekleşti, sıra kurtuluşta” demiştir. Kürt’e ölüm fermanı veren ve Kürt’ün bir daha ayağa kalkamayacağını düşünen soykırımcı Türk devleti, gerillanın tarihi direnişiyle kırılmış, bu tarihi direniş Kürt’ü diriltmiştir. Bu, başlı başına soykırımcı sömürgeciliğin ve onun katliamcı soykırımcı ordusunun yenilgiye uğratılması demektir. Gerilla, önüne koyduğu hedeflerin çoğunluğuna ulaşmışsa, bu, Türk devletinin ve soykırımcı sömürgeciliğin yenilgisi demektir. Önemli olan, Kürt’ü diriltmek, özgürlüğü için mücadele eden halk haline getirmekti. Gerilla bu hedefine tamamıyla ulaşmıştır. Türk devletinin tüm saldırılarına rağmen 15 Ağustos gerilla hamlesi hedeflediği amaçlarının çoğunluğuna ulaşmışsa, bu, 15 Ağustos’un zafer kazandığı anlamına gelmektedir. 

Bugün sadece Bakurê Kurdîstan’da değil, Rojava, Başurê Kurdîstan, Rojhilatê Kurdîstan ve tüm Ortadoğu’da PKK etkili siyasal güç; gerilla da halkların öz savunma gücü haline gelmişse, bu, 15 Ağustos’un ne kadar büyük başarılar elde ettiğinin kanıtıdır. Soykırımcı sömürgecilik 15 Ağustos hamlesine karşı en kirli özel savaşı devreye koyduğu halde, gerillayı tasfiye etmek için kullanmadık kirli yöntem bırakmadığı halde, gerilla karşısında sonuç alamamıştır. Bu da ulusal, siyasal, demokratik ve kültürel devrimin her yıl derinleşerek Kürtlerin daha bilinçli, örgütlü ve güçlü halk haline gelmesini ifade etmektedir. Soykırımcı sömürgecilik ne kadar saldırsa da, demokratik örgütlenmeleri dağıtsa da, binlerce siyasetçiyi ve yurtseveri tutuklasa da Kürt halkının özgürlük tutkusu ve örgütlü olma bilincini ezememektedir. Bu halk amaçları olan bir toplum haline gelmiştir. Doğal bir örgütlülüğe sahiptir. Bu nedenle ne kadar saldırsa da halkın özgürlük ve demokrasi mücadelesini tasfiye edememektedir. Zorla zapturapt altına almaya çalışsa da Kürt halkı özgürlük bilinci ve doğal örgütlülük karakteriyle bu saldırıları her seferinde boşa çıkarmasını bilmektedir. 

Bugün Kürdistan’ın tüm parçalarında 15 Ağustos ruhu her türlü saldırıya karşı direnmektedir. 15 Ağustos ruhu kendini kanıtlamış, her türlü saldırı karşısında direnmesini bilerek büyük gelişmeler yaratmıştır. 15 Ağustos ruhunun direnişçiliği yenilmezliğini 33 yıldır kanıtlamıştır. Bundan daha açık ve net kanıtlama olamaz. 33 yıldır sadece Bakurê Kurdîstan’da değil, tüm Kürdistan’da ve Ortadoğu’da yarattığı gelişmeler ortadadır. Herkesin önünden kaçtığı IŞİD’in, gerillaları görünce “kırmızı ayakkabılılar geliyor” diyerek paniklemesi ve kaçması 15 Ağustos’un yarattığı büyük etki sonucudur. 33 yıl kesintisiz direnmek dünyada hiçbir Özgürlük Hareketi’ne nasip olmamıştır. Bu kadar uzun ve bu kadar yoğun savaş 15 Ağustos ruhu ve direnişçiliğinin nasıl bir karakterde olduğunu ortaya koyar. Hiçbir saldırı bu ruhu yıkamamış ve yenilgiye uğratamamıştır. Öyle ki Türk ordusu 15 Ağustos’un Bakurê Kurdîstan ve Türkiye’de yarattığı sonuçları görmeden, böyle bir gerilla gücüne karşı 33 yıldır ayakta kalmakla övünmektedir. Türk ordusu tümden dağılmamış, ayakta kalmıştır; ama bu 33 yılda kaç travma yaşamış, kaç sendrom görmüş, bunu onlara sormak lazım. Öyle ki, askerlerde intihar eğilimi güçlenmiştir. Birçok asker toplum içine normal insan olarak dönememiştir. 

15 Ağustos’un temel amacı, Kürt’ü diriltmek ve özgürlüğü için savaşan halk haline getirmekti. Kesintisiz on yıllarca direnişin sürmesi, böyle bir halk gerçeğini ortaya çıkarmıştır. Bu direnişin kesintisiz sürmesi ve Kürdistan’da ulusal, siyasal, demokratik, sosyal ve kültürel değişimi önleyememesi, soykırımcı sömürgeciliğin, onun ordusu ve özel savaşının yenilgisidir. Soykırımcı sömürgecilik gerilla karşısında 33 defa yenilmiş dersek bir gerçeği dile getirmiş oluruz. 

Soykırımcı sömürgecilik, 1970’li yıllara gelindiğinde Türkiye sınırları içindeki Kürtleri bitirdiğini düşünüyordu. Apocu grup tarih sahnesine çıkarak soykırımcı sömürgeciliğin bu hevesini kursağında bırakmıştır. 12 Eylül faşizmi, PKK’nin kökünü kazıyarak Kürt’ü tarihe gömmeyi amaçlamış, ancak zindan direnişi ve 15 Ağustos hamlesi soykırımcı sömürgeciliğin hesaplarını altüst etmiştir. Eğer 15 Ağustos hamlesi olmasaydı şimdi tu kaka edilen Kenan Evren ikinci Atatürk olacaktı. Vatan ve milleti kurtarmış büyük bir komutan olarak tarihe geçecekti. Ancak 15 Ağustos, Kenan Evren ve tüm cunta liderlerini yargılanır hale getirmiştir. Çünkü 12 Eylül darbecileri Türkiye’de Kürt sorununun çıkmasının sebebi olarak görülmektedir. Kürt’ü ezmek isteyenler, Kürt sorununu çıkartmak isteyenler olarak suçlanmaktadır. Şu anda Tayyip Erdoğan da Atatürk’ten sonra ikinci kurucu lider olma iddiasındadır; yardakçıları da büyük komutan diye her gün alkışlamaktadırlar. Bu nedenle Kenan Evren’e rahmet okutacak düzeyde azgınca saldırmaktadır. Ancak 15 Ağustos ruhu karşısında Tayyip Erdoğan ve şürekâsı da Kenan Evren’in düştüğü durumu yaşamaktan kurtulamayacaktır. Büyük komutan, ikinci Atatürk ve kurucu lider olmak isterken Türkiye’yi içeride ve dışarıda yalnızlığa uğratan ve Türkiye’ye büyük kaybettiren büyük bir siyasetçi olarak yargılanacaktır. 

Tayyip Erdoğan 15 Ağustos ruhu ve bunun yarattığı değerleri bilmeden Kürtlere karşı kükremektedir. 15 Ağustos’un kaç cumhurbaşkanı ve kaç başbakan götürdüğünü bilmemektedir. Çok geri, yüzeysel ve siyaset sosyolojisinden bihaber olduğu için 15 Ağustos’un gerçekleştirdiği toplumsal devrimin gücünün farkında değildir. 15 Ağustos’un yarattığı devrimler, toplumun ruhunun, kültürünün derinliklerine o kadar işlemiştir ki, bunları söküp atmak ve ortadan kaldırmak mümkün değildir. Tayyip Erdoğan ve şürekası tarihten, toplumdan, sosyolojiden, Kürt toplumu içinde oluşmuş diyalektikten o kadar bihaberler ki, 30-40 yıl öncesinin soykırımcı ulusalcı anlayışlarıyla olguyu ele almaktadır. 15 Ağustos’un yenilgiye uğrattığı zihniyet, politika ve uygulamaları yeniden hortlatmaya çalışmaktadır. Tarihi akışın tersine kürek çekmektedir. Tarihte birincisi trajedi olan olayların ve olguların tekrarlandığında komedi olacağı söylenir. Tayyip Erdoğan şimdi bu durumu yaşamaktadır. 

Tayyip Erdoğan yel değirmenleriyle savaşır gibi 15 Ağustos ruhuyla savaşa girmiştir. Ne yaparsa yapsın bu savaşta yenilmeye mahkumdur. 15 Ağustos ruhu ve Kürt Özgürlük Hareketi Tayyip Erdoğan’ı eşekten düşmüş duruma sokacaktır. Zaten bugün içeride ve dışarıda bu kadar sıkıntı içinde olması, herkesi karşısına alması 15 Ağustos ruhuyla Don Kişotça savaşması sonucudur. 15 Ağustos öyle bir hamledir ki, öyle bir ruh yaratmıştır ki, etkisi daha on yıllarca sürecektir. Ulusal, siyasal, toplumsal, kültürel etkileri ise Kürt’ü yeniden şekillendirdiğinde etkisi yüz yıllara yayılacaktır. 15 Ağustos hamlesi Kürt’ü sadece diriltmemiş, yeniden yaratmıştır. Kürt kişiliği, karakteri ve Kürt kültürü yeni değerlerle bezenmiştir. Birçok bakımdan kendi köklerine dayanarak karakterine yeni değerler ve boyutlar kazandırmıştır. Bu açıdan Kürt kimliği ve kişiliğini 15 Ağustos öncesi ve sonrası olarak değerlendirmek ve yeni Kürt kişiliğinin hangi yeni değerlerle bezendiğini ortaya koymak önemlidir. 15 Ağustos ölçüleri de algıları da köklü değiştirmiştir. Doğru ve yanlış olanı netleştirmiş, böylece Kürtler içindeki yanlış zihniyet ve eğilimler açığa çıkarılarak Kürt toplumsal gerçekliğinden uzaklaştırılmıştır. 

15 Ağustos’un yıldönümünde esas olarak şu kadar karakol basıldı, şu kadar pusu kuruldu, şu kadar asker-polis öldürüldü yaklaşımından çok yarattığı değerler üzerinde durmak gerekir. 15 Ağustos hamlesinin etkisi ve sonuçları esas olarak askeri olmaktan çok, siyasal, sosyal ve kültüreldir. Zaten esas bu yönü 15 Ağustos’u anlamlı ve değerli kılmaktadır. 15 Ağustos’la kazanılan ve soykırımcı sömürgeciliği yenilgiye uğratan askeri boyutundan çok ulusal, siyasal, sosyal ve kültürel alanda yarattığı büyük devrimlerdir. Zaten diriliş devrimini gerçekleştirmesi de bu karakterinden ileri gelmektedir. Üç takımlık bir askeri güçle başlayan gerilla savaşı bugün Dersim’den Dalaho’ya, Ağrı’dan Efrîn’e kadar binlerce kilometre karelik alanda yüzlerce takım öz savunma direnişi yürütmektedir. 15 Ağustos hamlesi on binlerce şehidiyle Kürdistan’ın tüm toprağını kanla sulayarak çok güçlü özgürlük ve demokrasi tutkusu yaratmıştır. 

Büyük Kürt şairi Abdullah Peşev’in meçhul asker anıtı için yazdığı şiir tam da 15 Ağustos’un yarattığı Kürdistan gerçeğini ortaya koymaktadır. 

“Bir heyet gidince başka bir yere

Çelenk koyar meçhul askerin 

anıtına 

Yarın şayet 

Ülkeme gelir de öyle bir heyet 

Sorarsa bana 

“nerde meçhul asker anıtı” diye 

“beyim” derim 

“beyim”, 

Kıyısında her arkın

Sekisinde her caminin 

Kapısı önünde 

Her evin

Her kilisenin 

Her mağaranın 

Kayalarında her dağın

Ve ağaçlarının üzerinde her 

bahçenin

Kürdistan’da

Gökyüzünün altında her yerde

Her karış toprak üzerinde 

Çekinme! 

Eğip başını hafifçe

Koyuver çelengini.”