20 yıldır cezaevi yollarında

Tutsak oğlunu görebilmek için 20 yıldır Şemdinli’den Erzurum, Muş, Gümüşhane ve Elazığ’a giden anne Rafiye Geylan, hiçbir dönemde bugünkü kadar ağır hak ihlallerinin yaşanmadığını vurgulayarak, “Bize düşen, dört duvar arasında yaşayanlara ses olmaktır” dedi.

FETHİ BALAMAN / MA / HAKKARİ

Hakkari’nin Şemzînan (Şemdinli) ilçesinde yaşayan Refiye Geylan’ın hayatının 20 yılı oğlunun cezaevinde olmasından kaynaklı yollarında geçti.

Şemdinli’ye bağlı Çatalca (Deman) köyünde 1969’da doğan Mustafa Geylan, Gürcistan tarafından 21 Mart 1999’da 6 arkadaşı ile birlikte PKK’li olduğu gerekçesiyle Türkiye’ye teslim edildi. Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen Geylan, ilk olarak Erzurum E Tipi Kapalı Cezaevi’ne gönderildi. Geylan’ın Erzurum’a gönderilmesiyle birlikte anne Refiye’nin de 20 yıllık cezaevi yolculuğu başladı. Hayatının 11 yılını Şemdinli – Erzurum arasında mekik dokuyarak geçiren anne Geylan, bu süreçte hiç açık görüş yapılmadığı için sadece camın arkasından görebildi.

Sürgünle yol değişti

 Erzurum’da 11 yıl boyunca işkence, tecrit ve bir çok hak ihlalleri altında geçiren Mustafa Geylan, bu kez de Muş E Tipi Kapalı Cezaevi’ne sürgün edildi. Anne Geylan’ın 2 yıl 6 ay sürecek olan Muş yolculuğu da böylelikle başlamış oldu. Oğlu Geylan, Muş’un ardından Gümüşhane Cezaevi’ne sevk edilirken, anne Refiye’nin yolu bu kez de Karadeniz’e düştü. Gümüşhane Cezaevi’nde kaldığı süre boyunca mitolojik dönemi anlatan “Güzel Tanrıça” kitabını yazan Geylan, 29 Temmuz 2017’de sabah saatlerinde kendilerine haber verilmeden ve gerekçe gösterilmeden 30 arkadaşı ile birlikte ayaklarındaki terliklerle apar topar Elazığ 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne sürgün edildi.

Şimdi torunlarıyla gidiyor

 Geylan, şimdi 65 yaşında torunlarıyla birlikte cezaevi yolunda gidip geldiğini dile getirerek, 20 yıldır şahit olduğu cezaevindeki baskı ve hak ihlallerinin son bulmasını umuyor. Elazığ 2 Nolu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde bulunan oğlu ve arkadaşlarına yapılan işkencenin zirveye çıktığını belirten anne Geylan, hiçbir dönem bu kadar baskının olmadığını söyledi. Son olarak Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin sonlandırılması, hasta tutsakların serbest bırakılması ve tedavi edilmesi için Türkiye genelinde uyarı amaçlı 3 günlük açlık grevi eylemi sonrası tutsaklara işkence edildiğini kaydeden anne Geylan, artık yaşamlarından da endişe duyduklarını söyledi.

28 Eylül’de oğluyla yaptığı telefon görüşmesini aktaran Geylan, 12 Eylül’ün yıl dönümünde başladıkları 3 günlük açlık grevinden sonra koğuşlarının değiştirildiğini, aralarında hasta tutsaklarında bulunduğu tutukluların tek kişilik hücrelere konulduğu, bu durumun devam ettiğini, yaşananları aktarırken bile zorlandığını ifade etti.

Hücrelere atıp ölümle tehdit 

Geylan, oğlunun kendisine, “Açlık grevine başladığımız andan bitimine kadar sürekli cezaevi yönetiminin işkenceye varan uygulamalarına maruz bırakıldık. Ayakta sayımdan tutun tek kişilik hücrelere sürüklenerek götürülme gibi durumlar yaşandı. Oturduğumuz sandalyeler ayakta sayım için bize edilen hakaretler eşliğinde kırıldı. Hasta tutsaklar dahi olmak üzere hepimizi tek kişilik hücrelere atıp ölüme terk ettiler. Hasta bir insanın tek kişilik hücrelere atılması onun için ölüm demek” dediğini aktardı.

Onlara layık olmalıyız

 Anne Geylan, 20 yıllık cezaevi yolculuğu boyunca oğlu ve arkadaşlarının yaşadığı hak ihlallerine şahit olduğunu belirterek, şunları dile getirdi: “Şahit olduklarım oğlumun bana anlattıklarıdır. Biz üzülmeyelim diye yarısını bile anlatmıyorlar. Cezaevinin o kötü koşullarında bile bizi yani dışarıdakileri düşünüyorlar. Bize düşen ise dört duvar arasında yaşayanlara ses olmaktır. Onlara layık bir toplum olmalıyız. Yaşadıklarının sonlanması için elimizden gelenini fazlasını yapmalıyız.”